Ava giden avlanır

Bursalı’da ‘Sıfırcı’

Açın Cumhuriyet’i, okuyun Bursalı denen “kripto rejim yanlısı” adamın yazısını.

Döktürmüş.

ABD’nin PKK yöneticileriyle ilgili kararını öyle bir yorumlamış ki, sonuç Saray’ın bu konudaki yorumunun fotokopisi. Tıpa tıp aynısı. Okuyalım:

“ABD için PKK bölgedeki hedefleri açısından miadını doldurmuşa benziyor. Çünkü PYD ile silahlı kolu YPG ile birlikte (PKK’lilerin de önemli bir kısmını devşirerek veya PYD/YPG’leştirerek) daha meşru bir güç oluşturduğuna inanmaktadır.

Fakat, PKK/PYD birlikteliği, ülkeye karşı tehdidi ile sürecektir. Ankara, bu güçlerin yönetiminde bir özerk bölgeyi ve Suriye’nin bu anlamda parçalanmasını da Türkiye’ye karşı büyük bir tehdit olarak görüyor.

Hele hele İran’a karşı geliştirilen ambargo ve savaş olasılığı da kabul edilemezdir.”

İşte böyle. Ergenekon konuşuyor: Biz ‘sıfır’ Kürdistan’dan yanayız. Olun bakalım. Ama bu hesap, “sıfıra sıfır, elde var sıfır” hesabıdır…

Medya ABD’nin üç PKK yöneticisi ile ilgili “kelle avcılığından” dolayı çok mutlu.

Bu acayip kararın anlamı ne?

Bugüne kadar nice operasyonla başarılamayanı “dolarla” başarma hevesi ne kadar “gerçekçi”. Söz konusu yöneticilerin “yerini” “dolar milyoneri” olarak bildirecek meçhul kişi ya da kişiler, bu “milli ihbarı” neden “milli” hisleriyle bugüne kadar yapmadılar da, “dolar” lafını duyunca gözleri “yeşile” bürüyecek?

Belli ki ABD Türk “milliyetçilerinin” milliyetçiliklerinden umudunu kesmiş. Onları “dolarla” harekete geçirme kararı almış.

Vay canına!..

Ey Türk milliyetçileri, “dolar” olmayınca “ihbar” etmiyorsunuz da, “dolar” olunca mı ihbar edeceksiniz?

ABD “ihbarcı millilciyi” dolarla harekete geçirmek istediğine göre, sizler “ABD’ye satılmış ihbarcılar” mısınız?

Özgür medyada Hüseyin Ali, “dolar bombardımanından” hiç de korkmuşa benzemiyor. Onun sorduğu soru şu: “ABD’ye ne verdiniz de, bu kelle avcılığı kararını ABD size verdi?” Öcalan’ın “ABD tükrüğünü bile bedava vermez” sözlerini de bu soruya ekledi.

Bizim aklımıza, Saray rejiminin adım adım ABD’ye “teslim” olduğu ve ABD’nin de onun sırtını okşaya okşaya İran’a karşı yeniden bir yerlere doğru sürmeye hazırlandığı düşüncesi geliyor.

Tıpkı Saddam’ı vaktiyle İran’la savaşa tutuşturdukları ve Kuveyt’e yönlendirdikleri gibi.

Bu işin sonu ne olmuştu?

Saddam nerede? Irak ne halde?

Quto dedi ki, “Trump çok kovboy filmi izlemiş, o filmlerdeki kelle avcılarının başarılarından esinlenmiş…Ama şunu unutmuş; o kelle avcıları at üstünde Amerika’nın çöllerinde avlanıyorlardı, ama burası Kürt dağları, ava giden avlanabilir…Cemil Bayık’a suikast için gönderilen MİT mensupları hala orada ve arayanları soranları yok…Heveslilere hatırlatmak istiyem…”

Ardından da şunları ekledi: “Reis herkesi dolarları satıp, TL almaya çağırdı diye hatırliyem. Demek ki ihbarcı adayları TL karşılığında ihbara yanaşmıy, ‘dolar olmazsa ihbar da olmaz’ demişler, Merkez Bankası’nda dolar kalmayınca da Saray Trump’tan dolar istemiş… Bu PKK ile savaş hani Türklerin ‘iç işiydi’, hani ‘dış mihraklar’ PKK’ye yardım ediydi? Aha işte ‘dış mihrak’ Türkün iç işine karışiy, Reis memnün memnün güliy… Ben de hayret ediyem…”

İlahi Quto!

Quto “iki projeyi” yorumluyor

Saray’ın köşebazı Abdülkadir Selvi, “istemem ama yan cebime koy” siyasetinin sözcüsü: ABD’nin PKK yöneticileriyle ilgili aldığı kararı, belki “YPG ile ABD arasında, ABD’nin mecburiyetten yaptığı işbirliğini” bozabilir miyiz hesabıyla “yarım ağız bir sevinçle” ele almış.

Şöyle yazmış:“ABD, PKK yöneticileri Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan’ın başına 12 milyon dolar ödül koydu diye kelle avcılarının ‘Vahşi Batı’dan Kandil’e doğru yola çıktığını düşünmeyin, Ya da Öcalan’ı paketleyip Türkiye’ye teslim ettikleri gibi Karayılan, Bayık ve Kalkan’ı da bir sabah paketleyip Türkiye’ye teslim edecekleri beklentisine girmeyin” …

Biz zaten girmiyoruz.

Şunu biliyoruz:

ABD’nin amacı açık: Ortadoğu’da İran’a karşı başlattığı saldırıda, ABD’nin Rojava’daki varlığı stratejik öneme sahip. ABD bu nedenle bir yandan YPG ile taktik işbirliği yaparken, diğer yandan da Rojava’yı “PKK’sizleştirme” hedefine oynamakta. Bu gerçekleştiğinde Rojava “Güneylileştirilmiş” olacak. Hedef bu. O nedenle “PKK kötü, YPG iyi” oyununu oynuyor.

İlk bakışta bu oyun Türkiye’nin de destekleyeceği bir oyun gibi görünüyor. Ama kazın ayağı öyle değil. Ergenekon-Saray ittifakı, Kürtlerin Ortadoğu’da şu ya da bu şekilde bir “statü” elde etmesine kesinlikle karşı. Tıpkı ABD gibi vaktiyle Güney Kürdistan’la kurduğu ittifakı, bilindiği gibi, talihsiz “referandum” sürecinde bozmuştu. Bizzat Erdoğan “Irak’ta yaptığımız hatayı Suriye’de yapmayacağız, Rojava’nın statü kazanmasını önleyeceğiz” derken, Güney’deki “statüye” karşı olduğunu da resmen ilan etmişti.

Böylece ABD ile Türkiye arasındaki anlaşmazlık, “PKK’sizleştirilmiş bir Kürdistan ile sıfır Kürdistan” hedefleri arasındaki anlaşmazlık.

Quto’ya sorduk: PKK’sizleştirilmiş bir Kürdistan gerçekleşirse ne olur? Quto yanıtladı: Güney’de ne olduysa o olur, sınırlarına Irak merkezi devletinin askerleri dizilir, elindeki Kürkük, Musul alınır, dişleri sökülür, varlığı Bağdat’ın ağzından çıkacak laflara bağlı kalır, sonra da icabına bakılır…Yani sonuçta Reis’in dediği olur…Reis bu sonucu hemen görmek istiyor, ABD beklemesini söylüyor.  Reis ise ölmeden ‘sıfırı’ görmek istiyor…”

Buradan anladık ki, ABD’nin Rojava projesi ile “sıfır Kürdistan” projesi arasındaki fark, bir zaman meselesi. Her iki proje aynı kapıya çıkmakta.

O halde?

Kürt yurtseverleri bu iki projeye de karşı çıkmalı.

Diğer Başlıklar