Benim hikâyem Çiyayê Şengal

03 Ağu 2021

Êzdalığın köklerinden filizlenen Êzidî kadınları, dağların bedenlerinde ruh kazanır. Her Êzidî kadını bedenini ve ruhunu beyazlarla birleştirir

Kadınların fistanlarından sarkan örgüleri, çevrelerindeki doğayı sembolize eder. Örükler onların asiliklerine can verir. Kafalarına tabiattaki renklerin ana yurdu olan, beyaz ve siyahtan yaptıkları kofilerini takarlar. Kofinin etrafında Êzdalığın 7 kutsalından 3’ü olan güneş, ay ve yıldız yer alır. Diğeri soludukları havadır. Kofilerindeki renkler hem birbirleriyle hem de kadınların uzun saçlarıyla bir uyum içindedir.

Êzdalığın tüm kutsallıklarını kadınlar korur. Yas tuttuklarında, toprağın rengine bürünerek, toprağa bıraktıkları canlarını hissetmek için, toprak rengi fistanlar giyerler. Toprak da onların bir kutsalıdır. Karanlığa su bırakılmaz. Karanlığa çarpan her su damlası, yeryüzünde gözün zor görebildiği, en küçük canlıları öldürebilir diye geceye su akıtılmaz. Benimle birlikte tüm canlılar yaşasın denir. Suyun kutsallığı 7 kutsaldan biridir. Bir de ateş var. Arzeba’nın ar’ı ile gelir. Zerdüştlüğün simgesidir ateş. Dağlarda yaşam bulan ateş ovaları yakar, zalimin ocağına düşer ve Êzdalığın 7 kutsalına girer. Fermanlar sonrası her Êzidînin bağrı kor bir ateştir. Êzdalığın kutsallıklarını koruyan Êzidî kadınlar, her fermanda olduğu gibi bu fermanda da en fazla can pazarlarına sürülenler oldu. IŞİD vahşeti ferman sonrası Musul’da 19 Êzidî kadını ateşin kollarında yaktı. Êzidî kadınlarını, Êzdalığın kutsallıklarıyla öldürdüler.  

Paramparça edilmiş hayatlar

Yüreklerinde fermanların ateşleri sönmeyen kadınların izinden gidiyoruz. Her köyde herkes IŞİD geldiğinde kimin esir düştüğünü, kimin ne yaşadığını az çok biliyor. Ölüm yaşadıklarının içerisinde en hafif olanıydı. Geride kalanlar bir nevi yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgide yaşıyorlar.

Bir yanı hayat bir yanı ölüm… 

Kalanlar geçmişi canlandırıyor, kadınlar acılarını yüreklerine gömüp bir hayatı oluşturmanın telaşındalar. Çocuklar çalınmış gülüşlerini geçmişten topluyor, saçıyorlar boş köylerin yıkılmış sokaklarına. Yaşlılar fermanları biriktiriyor, uzun ölümler görmüş hayatlarının çetelesinde. Gençler yeni bir hayatın kavgasında, bir daha hayata yenilmemenin arayışındalar. Şengalliler toplamışlar ölümleri tüm sokaklardan, yaşamlarına yer açmak için. Umut yeşertmişler, fermanlara inat hayat oluşturmuşlar. Onların yaşamlarını, bunca zulmün ertesinde korumaya ve oluşturmaya çalışmalarını gıpta ile izliyoruz. Yeniden filizlenen ağaçların güleç yüzüyle tabiatı şenlendirmesi onlara ve bizlere sevinç veriyor. 

‘Ailece IŞİD’in eline geçtik’

Şengal’de sorup tarifler alıyoruz ve IŞİD’in eline geçen bir aileyi buluyoruz. Anne, baba, nine ve çocukların hepsi, toplam 12 kişilik bir aile, olduğu gibi IŞİD’in eline geçiyor. Geniş aileden de amca, dayı onların eşleri ve çocukları içinde olmak üzere bir aileden onlarca kişiyi IŞİD rehin alıyor. Kocaman bahçesi olan büyük bir evde kalıyorlar. Tenha bir yerde, diğer evlerin uzağında kurulmuş ve boşluk hissini veren bir ev. Eve gittiğimizde bizi çok sıcak karşılıyorlar. Evin annesi Dayê Koçer selde ekmek yapıyor. Biz içeri girdiğimizde son ekmeğini de selin üzerinden kaldırıyor. Kendimizi tanıtıp oturuyoruz. Biz daha sormadan ferman gününü anlatmaya başlayan Dayê Koçer, “Bizi rehin aldılar. Ben üç yıl üç ay kaldım. Kızlarımdan ortancası 40 gün, bir diğer kızım ve Ezda üç yıl kaldı. Küçük oğullarımı fidye karşılığında kurtardık. Ben Raqqa’ya götürülmüştüm. QSD Raqqa’ya operasyon yaptığında ben de o zaman kurtuldum” diye belirtiyor.

Ezda ve ablaları da esir alındı

Dayê ile bir süre sohbet ediyoruz. Ezda annesinin yanında öyle sessizce oturuyor. Ezda’nın sessizliği dikkatimizi çekiyor. Kalkıp yanımıza gelip oturduğunda, ne söyleyeceğimizi tahmin eder gibi “ben konuşmam, yaşadıklarımı anlatmak istemiyorum” diyor. Sinirlendiğini sanıyoruz, sonra onun asabi olduğunu anlıyoruz. Annesine dönüp, “Ezda sanki sinirli bir kız” diyoruz. Dayê Koçer gülerek, “benim kızım çocukluğundan beridir böyle, asabidir, ama ucunda ölüm olduğunu bilse bile haksızlığı kabul etmez, zulme boyun eğmez” diyor. Biz de onu daha fazla sinirlendirmemek için üzerine gitmiyoruz. 

‘Bu dünya günahkÂr’

Annesiyle konuşurken gözlerimizi Ezda’dan ayırmıyoruz. Zorlamıyoruz ama bu güzel Êzidî kızının bizimle her şeyini paylaşmasını istiyoruz. O da arada bir ona bakışlarımızdan, annesiyle olan sohbetimizden etkileniyor gibi. Gözleriyle bizi takip ediyor. İnadını bir yere kadar taşıyabiliyor. Kelimeler yavaşça ve acıları deşerek ağzından çıkıyor. Yaşadıklarını anlatırken gözümün içine bakarak şu sözleri ifade ediyor: “Benim yaşadıklarımda hiçbir günahım yok. Beni çocuk oyunlarımdan aldılar ve bu dünyanın vicdanına sığmayacak bir sürü şey yaşattılar. Bu dünya günahkâr, bu dünya bize yapılanlardan sorumlu. Bizimkisi ifadesiz bir acı oldu. Konuşsak da bir faydası yok ki.”

‘Neden yaptılar?’

Ezda sessizliğini bozuyor ve yarı yarıya konuşmaya ikna oluyor. Biz Dayê Koçer ile IŞİD’in Êzidî kadınlarına yaptıklarından bahsettikçe, Ezda öfkeleniyor. Bir an Ezda’nın ağızından çıkan sözlerin içinde kalıyoruz. Konuşmayı kabul etmedi, ama öfkesinin bir nöbetini bizimle paylaşıyor: “Binlerce Êzidî kadınına yapılanların sorumlusu kim ve fermanın üzerinden 7 yıl geçmesine rağmen neden hala yargılanmadılar? Êzidîlere yapılanların sorumluları kim, hangi güçler yaptı? IŞİD’lilerin yargı yolu nereden geçiyor? Neden dünya sessiz?” Öfkeden açılmış gözleri, konuşurken titreyen sesi, neden bu trajedinin öznesi olarak seçildiklerine dair soruları ile tarihi ve yaşamı utandırıyor. Onun gözlerinde, sözlerinde kalıyoruz:

“Ben IŞİD’in eline geçtiğimde 13 yaşındaydım. Telafer’e götürdüklerinde küçücük bir çocuktum, aynı gün büyüdüm. Büyüdüğümde bu soruları boş duvarlara, bileklerimi kesen kelepçelere sormuştum. Okulların zeminlerine, boylu boyunca uzanmış Êzidî kadınlarının saç örgülerinin sorumlusu kim diye sormuştum. Meğerse bu dünya soruların sorulduğu ama cevapların hiçbir zaman verilmediği bir yermiş. İnsanlığın vicdanına -ki eğer varsa- soruyorum işte, bana ve kız kardeşlerime neden bunu yaptılar?”

Rojbin Deniz/Şengal Nujinha

 

 


Etiketler : Şengal katliamı,