Hakikate ışık tutan bir belge: Göç Hikayeleri

25 Eki 2020

Göç İzleme Derneği, Kürt kentlerindeki zorunlu göçe dair ‘Göç Hikâyeleri’ni arşiv niteliğinde bir kitap seti olarak yayımladı. Tanıklara dayanan çalışma, yüzleşme ve hakikatin ortaya çıkarılmasına da önemli katkılar sunacak

Hicran Urun

Göç İzleme Derneği (GÖÇİZDER), '90'lı yıllar ve 2015-2016 yılları arasında yaşanan sokağa çıkma yasakları ile birlikte Kürt kentlerinde yaşanan zorunlu göçe dair 3'lü bir kitap seti yayımladı. 'Göç Hikâyeleri' adıyla yayımlanan set, yerinden edilen kadınların, dini azınlıkların ve Kürtlerin yerinden edilme ve yeniden yurt edinme süreçlerinde maruz kaldığı hak ihlallerine odaklanıyor. Göçün altında yatan politik, iktisadi, siyasal ve kültürel sebepleri tanıkların anlatımları ile ortaya koyan bu çalışma, aynı zamanda bir arşiv niteliğinde. Ücretsiz edinebileceğiniz bu çalışmaya dair sorularımızı, Göç İzleme Derneği'nden 'Ülke İçinde Yerinden Edilenlerin Sosyal Haklarına Ulaşmayı Güçlendirme' projesinin Genel Koordinatörü ve aynı zamanda 'Tarihten Günümüze Kürdistan'da Zorunlu Göçün Sosyo/Politiği' kitabının yazarı İlyas Erdem yanıtladı.

*Yayınladığınız çalışma '90'lardan günümüze Kürt kentlerinde yaşanan zorunlu göçe dair bir belge niteliği taşıyor. Öncelikle çalışmanın amacına dair bilgi verir misiniz?

Kürdistan coğrafyası tarihten günümüze göçlerle anılmış bir coğrafyadır. 90’lı yıllarda Kürdistan coğrafyasından toplu, sistematik ve dramatik bir zorunlu göç yaşanmıştır. Bu dönemde 3,5 milyon Kürt, Türk güvenlik güçlerinin tüm baskı aygıtlarını kullanması sonucu zorunlu göçe tabi tutulmuştur. 1990'lı ve 2015’li yıllarda Kürdistan'da yaşanan zorunlu göç esnası ve sonrasında telafisi imkânsız insan hakları ihlali yaşandı. Binlerce yerleşim yeri yıkılıp yakıldı. Çalışmamızın amacı zorunlu göç sonrası yaşanan ihlalleri belgelemek, bu trajedinin bir daha tekrarlanmaması için yaşananları görünür kılmak, göç edenlerin yaşadıklarıyla empati kurmak, savaş ve çatışmanın insanlar üzerinde bıraktığı etkiyi ortaya çıkarmak, yaşanan bu süreci telefi edebilecek yüzleşme ve hakikatin ortaya çıkarılması çalışmalarına katkı sunmaktır.

*Tam olarak ne kadar sürdü bu çalışma ve hangi yöntemleri izlediniz?

Yayınladığımız çalışmalar zorunlu göçü yaşamış, Türkiye metropollerine ve yine Kürdistan’ın büyük şehirlerine göç etmek zorunda kalan hak sahibi kişilerle bire bir yapılan saha görüşmelerinden oluşmakta. Saha görüşmeleri, yayına hazırlama ve baskı aşamaları olmak üzere toplam 3 yıl sürdü.

*90'lı yılların göçüne dair çalışmanızı ikiye ayırıyorsunuz; '90'larda yerinden edilen Kürtlerin göç hikâyeleri' ve '90'larda yerinden edilen gayrimüslimlerin göç hikâyeleri.' Peki, o yıllarda Kürtler ve dini azınlıkların göçü arasında ne gibi farklar var?

Kürdistan'da yaşayan ve Kürt olmayan gayrimüslimler, zorunlu göç olgusuyla çok öncelerden yüz yüze bırakılmışlar.1915 ve sonrasında yaşananların etkisi günümüze kadar devam etmiş. Bu dönemde (1915) zorunlu göçe maruz kalan ve nihayetinde katledilen Ermenilerin sayısının 800.000 ile 1,5 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. Kürdistan'da 1990'lı yıllara gelindiğinde ise birçok gayrimüslim halklar devletin baskısı yanında çevredeki Kürtler tarafından da göçe zorlanmışlar. Gayrimüslimlerin çoğunun göç yönü genellikle Avrupa, Amerika yani Türkiye dışına olmuş. Şimdilerde Kürdistan'da sayıları yok denecek düzeydedir. Tam bir yurtsuzluk ve asimilasyonla karşı karşıya bırakılmışlar.

*Kürtlerde göçün başlangıcı hangi yıllara dayanıyor?

Kürtlerin ilk zorunlu göç dönemi Cumhuriyet’in kuruluşu ile eşzamanlı olarak 1923 yılından başlamış ve 1938 yılına kadar devam etti. Bu dönemde ilk büyük kitlesel Kürt göçü gerçekleşmişti. Kürtlere yönelik olan ve Cumhuriyet tarihi boyunca uygulanan yerinden etme ve asimilasyon politikalarının temeli 1925 yılında Şark Islahat Planı ile atıldı. Şark Islahat Planı, 1934 yılında çıkarılan İskân Kanunu’nun da temelini oluşturuyor. İskân Kanunu ile yasanın deyimine göre “kültürel birliği sağlamak” amaçlanmıştır. Bu aslında Kürtleri Türk ulusu içinde eritmek amacıyla yerinden ederek asimilasyonu hedeflemiş bir yasadır. Yasanın sadece yerinden etmeyi değil, bununla birlikte ardıllarından farklı olarak yeniden yerleştirmeyi önüne koymuş olması bu göçün temel ayırıcı unsurunu teşkil etmektedir. Kürtlerin, daha sonra karşılaşacağı iki büyük yerinden etme uygulaması da göz önüne alındığında bu göç bambaşka bir yerde duruyor.

İkinci büyük göç 1984-99 arası

İkinci büyük Kürt göçü 1984-1999 yılları arasında gerçekleşti. 1930’lu yıllardaki gibi bir İskân Kanunu hazırlanmaya dahi gerek görülmeden tamamen olağanüstü koşullar gerekçesi üzerinden gerçekleştirilen zorla göç sonrası yaklaşık 4 milyon gibi rakamlarla ifade edilen bir Kürt göçü yaşandı. İnsanlar devletin bütün baskı ve zor aygıtları seferber edilerek ve hiçbir hazırlık süresi verilmeden bir anda köylerinden koparılıp atıldılar. İnsanların ne gideceği yer ne de yeni yerleşim alanları ile ilgili herhangi bir düzenlemeye gidilmedi.

2015'te şehir göçleri 

2015 ile başlayarak gerçekleşen ise Cumhuriyet döneminin üçüncü büyük Kürt göçü oldu. Bu göçün göze çarpan ilk farklılığı artık bir köylü göçü değil tam tersine bir şehirli göçü olmasıdır. Şehirde ikamet eden bir nüfusun yerinden edilmesidir. 90’lı yıllardaki göç pratiğinde Şırnak ve Hakkâri gibi il ve ilçe merkezlerinde de kitlesel zorla göç örneklerine rastlanmadı. Ancak o dönemin temel göç motivasyonu kırsal bölgeleri boşaltmak olmuştu. Bugünkü gibi kentlerin doğrudan hedef alınması ve nüfussuzlaştırılması örneği Cumhuriyetin hiçbir döneminde yok. 100 bin ile 150 bin arasında bir nüfusa sahip il ve ilçe merkezlerinin bu göç ile birlikte nüfusu 10 bin, 20 bine kadar düştü. Bazı merkezlere daha sonra insanlar dönmüş olsa da ilk etapta nüfusun sıfırlandığı yerler oldu. Yaklaşık bir yıl içerisinde 500 bin dolayında yüksek bir nüfus yerinden edildi.

*Çalışmanıza göre 90'lar göçü ile 2015-2016 yılları arasında yaşanan göçün neden ve sonuçları da Kürtler açısından aynı mı?

90’lı yıllar ile 2015 yılları arasında yaşanan zorunlu göçün itici gücü, nedenleri ve sonuçları hemen hemen aynı. Arka planında Türkiye’nin yüzyıllardır çözemediği Kürt sorunu ve beraberinde getirdiği sorunlar yumağı bulunmakta. 90’lı yıllarla 2015 yılını karşılaştırdığımızda ise 90’lı yıllarda zorunlu göç genellikle köy, mezra, kom gibi kırsal kesimlerdeki yerleşim birimlerinin yakılması, kimi zaman savaş uçaklarının bu yerleşim birimlerini bombalaması ve boşaltılmasıdır. Bu dönemde yaşananlar, ulusal ve uluslararası birçok camianın sonradan öğrendiği olaylar iken; 2015 yılında yaşanan zorunlu göç ve yıkım, kimi zaman canlı yayınlanan kamuoyunun gözü önünde gerçekleşiyor olmasıdır. 

90'larda göç edenler hala şehirlerin ötekileri 90’lı yıllardaki zorunlu göç kırsal kesimde yaşanırken, 2015 yılı zorunlu göçü şehir merkezlerinde gerçekleşmiş ve göç edenlerin göç yönü bu defa Kürdistan şehirleri olmuştur. 1990'lı yıllardaki gibi göç yönü Kürdistan dışı ve Avrupa şehirlerine olmamıştır. 90'lı yıllara göre 2015 yılı zorunlu göçü; toplumda daha bir dayanışmayı, zorunlu göçün yarattığı travma ve yoksullaşmayı birlikte sarma anlayışını gelişmiştir. 90’lı yıllarda yaşanan zorunlu göç daha çok kitlesel ve kimin hangi şehre nereye gittiği belirsiz bir dağılmayı ve yaraların birlikte sarılmasına olanak vermeyen bir durumu yaratmıştır. Bu yüzden 90’lı yıllarda yaşanan zorunlu göçün mutlak bir yoksulluk, kimliksel bulanım ve o dönemde yaşananların daha telafi edilmediği bir durum doğurmuştur. 90’lı yıllarda zorunlu göçe tabi tutulanlar, metropol şehirlerinin yoksulları, ötekileştirilenleri olmaya devam etmekte.

*Peki ya geri dönüşler?

Geri dönme oranları çok düşük seviyelerde. Geri dönüşün en fazla yaşandığı yıllar çözüm sürecine denk gelen yıllar. Bu süreçte 20 yıl önce köyünden zorunlu olarak göç edenlerin geri döndüğünü görmekteyiz. Çözüm sürecinin sona ermesiyle geri dönüş sürecinin de durduğunu görüyoruz.

*2015-2016 sokağa çıkma yasaklarında yaşananlara dair çalışmanız kadınlara odaklanıyor. Göçün kadınlara olan etkisi diğer topluluklara nazaran nasıl bir fark ortaya çıkarıyor?

Kadınlar toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında 'evin erkeği, reisi' durumundakilere göre zaten dezavantajlı bir durum yaşamakta. Savaş ve çatışma durumuna karar vermede kadınların söz hakkı ötelenir, kararlar ve yasalarda toplumsal eşitlik göz ardı edilir. Savaş ve çatışma sonrası kadınların yaşadıkları sorunlar daha da artar. Çalışmalarımız sonrası kadınlarla yaptığımız görüşmelerde; zorunlu göç yaşayan kadınlarda kendine güvenin azalması, öz kıyım diyebileceğimiz çaresizlik hissi, psikolojik sorunların yaşanmaya başlandığı ve bununla baş edemez durumla karşı karşıya kaldıklarını gördük.

Kadınlar ile erkeklerin durumu farklı

Erkeklerin yaşadıkları sorunları, travmayı dışarıya, kahveye veya çalıştığı yere giderek atlatabildiği, hafiflettiğini fakat kadınların toplumsal yaşama katılamamak ve çevresel ilişkiler geliştirememekten kaynaklı içe döndüğü ve bununla tek başına mücadele etmek zorunda kaldığını gördük. Zorunlu göçü, şiddeti yaşayan kadınların çocukları arasında ya tam bir bağ kuramama ya da tam tersi aşırı çocuklarına bağlılık davranışı sergiledikleri, stresten kaynaklı öfke kontrol bozuklukları, uyku bozuklukları ve görüştüğümüz kadınların çoğunun antidepresan ilaçları kullandıklarını gözlemledik.

*Çalışmanız göçün en önemli sebebinin ne olduğunu söylüyor?

Türkiye’de yaşanan zorunlu göçün en büyük nedeni; devlet yönetici kadrosunun tarihten günümüze ülkedeki farklı din, kültür, etnisite yapılarına tahammülsüzlüğü ve bu yapıları düşmanlaştırmasından kaynaklanıyor. Bu yapıların kendilerini ifade edebilecekleri her türlü etkinliğin, hakkın karşılığı ya kıyım ya da zorla göçle kendini tezahür ettirmiş. Tek ve saf ırk yaratma düşüncesi diğer farklı kimlikten olanların zorunlu göçe tabi tutulmalarına neden olmuş. Türk devleti yöneticilerinin de yakın zamanda Kürtlere ve yaşadıkları coğrafyadaki farklı etnik dini yapılara dayattığı zorunlu göçün arka planında bu yatmaktadır. Kürtlere köy koruculuğunun dayatılması, arazilerin mayınlanması, gelir kaynaklarına el konulması, yaşanılan bölgenin sürekli olarak yasaklı bölge ilan edilmesi zorunlu göçü tetikleyen diğer nedenler arasında gösterilebilir.

Kitap setini ücretsiz alabilirsiniz 

GÖÇİZDER'in yayımladığı 3'lü 'Göç Hikayeleri' kitap setini [email protected] mailine adres ve isim bilgilerinizi mail atarak ücretsiz isteyebilirsiniz.

Hakikate ışık tutan bir belge: Göç Hikayeleri

25 Eki 2020

Göç İzleme Derneği, Kürt kentlerindeki zorunlu göçe dair ‘Göç Hikâyeleri’ni arşiv niteliğinde bir kitap seti olarak yayımladı. Tanıklara dayanan çalışma, yüzleşme ve hakikatin ortaya çıkarılmasına da önemli katkılar sunacak

Hicran Urun

Göç İzleme Derneği (GÖÇİZDER), '90'lı yıllar ve 2015-2016 yılları arasında yaşanan sokağa çıkma yasakları ile birlikte Kürt kentlerinde yaşanan zorunlu göçe dair 3'lü bir kitap seti yayımladı. 'Göç Hikâyeleri' adıyla yayımlanan set, yerinden edilen kadınların, dini azınlıkların ve Kürtlerin yerinden edilme ve yeniden yurt edinme süreçlerinde maruz kaldığı hak ihlallerine odaklanıyor. Göçün altında yatan politik, iktisadi, siyasal ve kültürel sebepleri tanıkların anlatımları ile ortaya koyan bu çalışma, aynı zamanda bir arşiv niteliğinde. Ücretsiz edinebileceğiniz bu çalışmaya dair sorularımızı, Göç İzleme Derneği'nden 'Ülke İçinde Yerinden Edilenlerin Sosyal Haklarına Ulaşmayı Güçlendirme' projesinin Genel Koordinatörü ve aynı zamanda 'Tarihten Günümüze Kürdistan'da Zorunlu Göçün Sosyo/Politiği' kitabının yazarı İlyas Erdem yanıtladı.

*Yayınladığınız çalışma '90'lardan günümüze Kürt kentlerinde yaşanan zorunlu göçe dair bir belge niteliği taşıyor. Öncelikle çalışmanın amacına dair bilgi verir misiniz?

Kürdistan coğrafyası tarihten günümüze göçlerle anılmış bir coğrafyadır. 90’lı yıllarda Kürdistan coğrafyasından toplu, sistematik ve dramatik bir zorunlu göç yaşanmıştır. Bu dönemde 3,5 milyon Kürt, Türk güvenlik güçlerinin tüm baskı aygıtlarını kullanması sonucu zorunlu göçe tabi tutulmuştur. 1990'lı ve 2015’li yıllarda Kürdistan'da yaşanan zorunlu göç esnası ve sonrasında telafisi imkânsız insan hakları ihlali yaşandı. Binlerce yerleşim yeri yıkılıp yakıldı. Çalışmamızın amacı zorunlu göç sonrası yaşanan ihlalleri belgelemek, bu trajedinin bir daha tekrarlanmaması için yaşananları görünür kılmak, göç edenlerin yaşadıklarıyla empati kurmak, savaş ve çatışmanın insanlar üzerinde bıraktığı etkiyi ortaya çıkarmak, yaşanan bu süreci telefi edebilecek yüzleşme ve hakikatin ortaya çıkarılması çalışmalarına katkı sunmaktır.

*Tam olarak ne kadar sürdü bu çalışma ve hangi yöntemleri izlediniz?

Yayınladığımız çalışmalar zorunlu göçü yaşamış, Türkiye metropollerine ve yine Kürdistan’ın büyük şehirlerine göç etmek zorunda kalan hak sahibi kişilerle bire bir yapılan saha görüşmelerinden oluşmakta. Saha görüşmeleri, yayına hazırlama ve baskı aşamaları olmak üzere toplam 3 yıl sürdü.

*90'lı yılların göçüne dair çalışmanızı ikiye ayırıyorsunuz; '90'larda yerinden edilen Kürtlerin göç hikâyeleri' ve '90'larda yerinden edilen gayrimüslimlerin göç hikâyeleri.' Peki, o yıllarda Kürtler ve dini azınlıkların göçü arasında ne gibi farklar var?

Kürdistan'da yaşayan ve Kürt olmayan gayrimüslimler, zorunlu göç olgusuyla çok öncelerden yüz yüze bırakılmışlar.1915 ve sonrasında yaşananların etkisi günümüze kadar devam etmiş. Bu dönemde (1915) zorunlu göçe maruz kalan ve nihayetinde katledilen Ermenilerin sayısının 800.000 ile 1,5 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. Kürdistan'da 1990'lı yıllara gelindiğinde ise birçok gayrimüslim halklar devletin baskısı yanında çevredeki Kürtler tarafından da göçe zorlanmışlar. Gayrimüslimlerin çoğunun göç yönü genellikle Avrupa, Amerika yani Türkiye dışına olmuş. Şimdilerde Kürdistan'da sayıları yok denecek düzeydedir. Tam bir yurtsuzluk ve asimilasyonla karşı karşıya bırakılmışlar.

*Kürtlerde göçün başlangıcı hangi yıllara dayanıyor?

Kürtlerin ilk zorunlu göç dönemi Cumhuriyet’in kuruluşu ile eşzamanlı olarak 1923 yılından başlamış ve 1938 yılına kadar devam etti. Bu dönemde ilk büyük kitlesel Kürt göçü gerçekleşmişti. Kürtlere yönelik olan ve Cumhuriyet tarihi boyunca uygulanan yerinden etme ve asimilasyon politikalarının temeli 1925 yılında Şark Islahat Planı ile atıldı. Şark Islahat Planı, 1934 yılında çıkarılan İskân Kanunu’nun da temelini oluşturuyor. İskân Kanunu ile yasanın deyimine göre “kültürel birliği sağlamak” amaçlanmıştır. Bu aslında Kürtleri Türk ulusu içinde eritmek amacıyla yerinden ederek asimilasyonu hedeflemiş bir yasadır. Yasanın sadece yerinden etmeyi değil, bununla birlikte ardıllarından farklı olarak yeniden yerleştirmeyi önüne koymuş olması bu göçün temel ayırıcı unsurunu teşkil etmektedir. Kürtlerin, daha sonra karşılaşacağı iki büyük yerinden etme uygulaması da göz önüne alındığında bu göç bambaşka bir yerde duruyor.

İkinci büyük göç 1984-99 arası

İkinci büyük Kürt göçü 1984-1999 yılları arasında gerçekleşti. 1930’lu yıllardaki gibi bir İskân Kanunu hazırlanmaya dahi gerek görülmeden tamamen olağanüstü koşullar gerekçesi üzerinden gerçekleştirilen zorla göç sonrası yaklaşık 4 milyon gibi rakamlarla ifade edilen bir Kürt göçü yaşandı. İnsanlar devletin bütün baskı ve zor aygıtları seferber edilerek ve hiçbir hazırlık süresi verilmeden bir anda köylerinden koparılıp atıldılar. İnsanların ne gideceği yer ne de yeni yerleşim alanları ile ilgili herhangi bir düzenlemeye gidilmedi.

2015'te şehir göçleri 

2015 ile başlayarak gerçekleşen ise Cumhuriyet döneminin üçüncü büyük Kürt göçü oldu. Bu göçün göze çarpan ilk farklılığı artık bir köylü göçü değil tam tersine bir şehirli göçü olmasıdır. Şehirde ikamet eden bir nüfusun yerinden edilmesidir. 90’lı yıllardaki göç pratiğinde Şırnak ve Hakkâri gibi il ve ilçe merkezlerinde de kitlesel zorla göç örneklerine rastlanmadı. Ancak o dönemin temel göç motivasyonu kırsal bölgeleri boşaltmak olmuştu. Bugünkü gibi kentlerin doğrudan hedef alınması ve nüfussuzlaştırılması örneği Cumhuriyetin hiçbir döneminde yok. 100 bin ile 150 bin arasında bir nüfusa sahip il ve ilçe merkezlerinin bu göç ile birlikte nüfusu 10 bin, 20 bine kadar düştü. Bazı merkezlere daha sonra insanlar dönmüş olsa da ilk etapta nüfusun sıfırlandığı yerler oldu. Yaklaşık bir yıl içerisinde 500 bin dolayında yüksek bir nüfus yerinden edildi.

*Çalışmanıza göre 90'lar göçü ile 2015-2016 yılları arasında yaşanan göçün neden ve sonuçları da Kürtler açısından aynı mı?

90’lı yıllar ile 2015 yılları arasında yaşanan zorunlu göçün itici gücü, nedenleri ve sonuçları hemen hemen aynı. Arka planında Türkiye’nin yüzyıllardır çözemediği Kürt sorunu ve beraberinde getirdiği sorunlar yumağı bulunmakta. 90’lı yıllarla 2015 yılını karşılaştırdığımızda ise 90’lı yıllarda zorunlu göç genellikle köy, mezra, kom gibi kırsal kesimlerdeki yerleşim birimlerinin yakılması, kimi zaman savaş uçaklarının bu yerleşim birimlerini bombalaması ve boşaltılmasıdır. Bu dönemde yaşananlar, ulusal ve uluslararası birçok camianın sonradan öğrendiği olaylar iken; 2015 yılında yaşanan zorunlu göç ve yıkım, kimi zaman canlı yayınlanan kamuoyunun gözü önünde gerçekleşiyor olmasıdır. 

90'larda göç edenler hala şehirlerin ötekileri 90’lı yıllardaki zorunlu göç kırsal kesimde yaşanırken, 2015 yılı zorunlu göçü şehir merkezlerinde gerçekleşmiş ve göç edenlerin göç yönü bu defa Kürdistan şehirleri olmuştur. 1990'lı yıllardaki gibi göç yönü Kürdistan dışı ve Avrupa şehirlerine olmamıştır. 90'lı yıllara göre 2015 yılı zorunlu göçü; toplumda daha bir dayanışmayı, zorunlu göçün yarattığı travma ve yoksullaşmayı birlikte sarma anlayışını gelişmiştir. 90’lı yıllarda yaşanan zorunlu göç daha çok kitlesel ve kimin hangi şehre nereye gittiği belirsiz bir dağılmayı ve yaraların birlikte sarılmasına olanak vermeyen bir durumu yaratmıştır. Bu yüzden 90’lı yıllarda yaşanan zorunlu göçün mutlak bir yoksulluk, kimliksel bulanım ve o dönemde yaşananların daha telafi edilmediği bir durum doğurmuştur. 90’lı yıllarda zorunlu göçe tabi tutulanlar, metropol şehirlerinin yoksulları, ötekileştirilenleri olmaya devam etmekte.

*Peki ya geri dönüşler?

Geri dönme oranları çok düşük seviyelerde. Geri dönüşün en fazla yaşandığı yıllar çözüm sürecine denk gelen yıllar. Bu süreçte 20 yıl önce köyünden zorunlu olarak göç edenlerin geri döndüğünü görmekteyiz. Çözüm sürecinin sona ermesiyle geri dönüş sürecinin de durduğunu görüyoruz.

*2015-2016 sokağa çıkma yasaklarında yaşananlara dair çalışmanız kadınlara odaklanıyor. Göçün kadınlara olan etkisi diğer topluluklara nazaran nasıl bir fark ortaya çıkarıyor?

Kadınlar toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında 'evin erkeği, reisi' durumundakilere göre zaten dezavantajlı bir durum yaşamakta. Savaş ve çatışma durumuna karar vermede kadınların söz hakkı ötelenir, kararlar ve yasalarda toplumsal eşitlik göz ardı edilir. Savaş ve çatışma sonrası kadınların yaşadıkları sorunlar daha da artar. Çalışmalarımız sonrası kadınlarla yaptığımız görüşmelerde; zorunlu göç yaşayan kadınlarda kendine güvenin azalması, öz kıyım diyebileceğimiz çaresizlik hissi, psikolojik sorunların yaşanmaya başlandığı ve bununla baş edemez durumla karşı karşıya kaldıklarını gördük.

Kadınlar ile erkeklerin durumu farklı

Erkeklerin yaşadıkları sorunları, travmayı dışarıya, kahveye veya çalıştığı yere giderek atlatabildiği, hafiflettiğini fakat kadınların toplumsal yaşama katılamamak ve çevresel ilişkiler geliştirememekten kaynaklı içe döndüğü ve bununla tek başına mücadele etmek zorunda kaldığını gördük. Zorunlu göçü, şiddeti yaşayan kadınların çocukları arasında ya tam bir bağ kuramama ya da tam tersi aşırı çocuklarına bağlılık davranışı sergiledikleri, stresten kaynaklı öfke kontrol bozuklukları, uyku bozuklukları ve görüştüğümüz kadınların çoğunun antidepresan ilaçları kullandıklarını gözlemledik.

*Çalışmanız göçün en önemli sebebinin ne olduğunu söylüyor?

Türkiye’de yaşanan zorunlu göçün en büyük nedeni; devlet yönetici kadrosunun tarihten günümüze ülkedeki farklı din, kültür, etnisite yapılarına tahammülsüzlüğü ve bu yapıları düşmanlaştırmasından kaynaklanıyor. Bu yapıların kendilerini ifade edebilecekleri her türlü etkinliğin, hakkın karşılığı ya kıyım ya da zorla göçle kendini tezahür ettirmiş. Tek ve saf ırk yaratma düşüncesi diğer farklı kimlikten olanların zorunlu göçe tabi tutulmalarına neden olmuş. Türk devleti yöneticilerinin de yakın zamanda Kürtlere ve yaşadıkları coğrafyadaki farklı etnik dini yapılara dayattığı zorunlu göçün arka planında bu yatmaktadır. Kürtlere köy koruculuğunun dayatılması, arazilerin mayınlanması, gelir kaynaklarına el konulması, yaşanılan bölgenin sürekli olarak yasaklı bölge ilan edilmesi zorunlu göçü tetikleyen diğer nedenler arasında gösterilebilir.

Kitap setini ücretsiz alabilirsiniz 

GÖÇİZDER'in yayımladığı 3'lü 'Göç Hikayeleri' kitap setini [email protected] mailine adres ve isim bilgilerinizi mail atarak ücretsiz isteyebilirsiniz.


Etiketler : İlyas Erdem, GÖÇİZDER, göç hikayeleri,