İktidar salgınla mı halkla mı mücadele ediyor?

14 May 2021

Koronavirüs salgını Türkiye’de resmi olarak 11 Mart 2020 tarihinde açıklandı. O günden bu yana salgınla ilgili tutarlı ve etkin bir mücadele yürütmeyen iktidar, gerekli tedbirleri almak yerine süreci toplumu baskılama yöntemine dönüştürdü 

İnan Kızılkaya/İstanbul

İlk kez Aralık 2019'da Çin'in Vuhan kentinde görülen ve hızla tüm dünyaya yayılan Kovid-19’dan 2 Mayıs 2021 itibariyle dünyada hayatını kaybedenlerin sayısı 3 milyon 186 817 kişiye, toplam vaka sayısı 153 milyon 583 bin kişiye ulaştı.  

Dünya geneline yayılan Kovid-19 salgınının Türkiye'deki ilk tespit edilmesi ise Sağlık Bakanlığı tarafından 11 Mart 2020’de açıklandı. Ülkedeki virüse bağlı ilk ölüm ise 15 Mart 2020'de gerçekleşti.

İktidar salgının başından beri halkın sağlığını önceleyen yeterli tedbirleri almamasının yanı sıra vaka sayıları azaldıkça kontrolsüz normalleşme adımlarıyla süreçleri başa döndüren bir yol izledi. Ramazan Bayramı mesajı yayımlayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "Salgını kontrol altına almış olarak bayram sonrasında kontrollü bir şekilde normalleşme adımlarını atıyoruz" dedi.

Uzmanlar ise tam kapanma sürecinin ardından kademeli normalleşme sürecinde illere ve bölgelere göre farklı adımlar atılması noktasında uyarılarda bulunuyor.

En az harcama yapan ülke

İktidar bugüne kadar çıkardığı onlarca genelge ile salgını önlemek yerine, milyonlarca insanı eve kapatarak toplumu kontrol altına alma yöntemi uyguladı. Kapatılan mekanlara yönelik esnafa ve dar gelirlilere yönelik kayda değer bir destek sağlamadığı gibi çalışan milyonlarca işçi de bulaş riski ile baş başa bırakıldı.

Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) salgınla mücadelede ülkelerin harcamalarına ilişkin araştırmasına göre Türkiye, gayri safi yurt içi hasılaya oranla en az harcama yapan ülkelerden biri oldu.

Yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en son açıkladığı 17 günlük “tam kapanma” kararının amacının turizm sektöründen beklenen sıcak para olduğu itiraf edildi. Uzmanların zorunlu üretim dışında çarkların tamamen durdurulma çağrısı ise bu son kararı alan iktidar tarafından yine dikkate alınmadı.

Türkiye’de de görülen yeni varyantlara ilişkin net verileri paylaşmayan iktidar, vaka-hasta sayıları arasındaki ayrım ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve sağlık kuruluşlarının çağrılarına da kulaklarını tıkadı. 

14 ayı aşan salgın sürecinde iktidarın maske dağıtımındaki yetersizliğine, kaos yaratan uzaktan eğitime, gençlerin izole edildiği yasaklara, sağlık çalışanlarının yaşadığı sıkıntılara, aşıda gündeme gelen aracı firmaların kazanç elde etme iddialarına, WHO’nun istemediği hidroksiklorokin ilacının 1 yıl boyunca kullanılmasına, aşıda bölgeler arası eşitsizliğe ve Türkiye’nin salgınla mücadelede ayırdığı bütçeyi de içeren süreci derledik.    

İlk karantina dönemi

2020’de Ocak ayının başında Sağlık Bakanlığı bünyesinde koronavirüse karşı bir operasyon merkezi oluşturularak, hükümete bu süreçte tavsiyelerle yol gösterecek koronavirüs Bilim Merkezi kuruldu.

Şubat ayında Çin’den gelen vatandaşlar Ankara’da iki haftalık karantinaya alınırken, tüm uçuşlar ve Çin’den gelen hayvan ithalatı durduruldu. Yine şubat ayında İran’da salgının yayılmasıyla bu ülkeden kara, hava ve demiryolu ulaşımı durduruldu. Irak, İtalya ve Güney Kore'yle uçuşlar durdurulurken, 1 Mart tarihinde Irak ile kara sınırı kapatıldı.

Mart ayının başında Suudi Arabistan'a umre ziyaretine gidenlerin sınırda ateşleri ölçülmeye başlandı, dönüşte evlerinde 14 gün karantinaya girmeleri tavsiye edildi.

Erdoğan ‘paket’ açıkladı

18 Mart tarihinde Erdoğan Kovid-19'a karşı ilk ekonomik destek paketini açıkladı. Muhalefet tarafından da yetersiz bulunan pakette sadece şunlar yer aldı: 

-Vatandaşlar için uygun ve avantajlı şartlarda sosyal amaçlı kredi paketlerinin devreye alınması teşvik edilmesi. Tek başına yaşayan 80 yaş üstü yaşlılar için sosyal hizmet ve evde sağlık hizmetlerinden oluşan periyodik takip programı devreye alınması.

-En düşük emekli maaşının Bin 500 TL’ye yükseltilmesi.

-Emeklilere bayram ikramiyesinin nisan ayı başında ödenmesi.

-Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın belirlediği kriterlere göre, ihtiyaç sahibi ailelere nakdi yardımlar için ilave 2 milyar TL tutarında kaynak ayrılması.

Belediyelerin yardımı engellendi

Mart ayının sonunda İstanbul ve Ankara Büyükşehir belediyelerinin, koronavirüse karşı alınan önlemler nedeniyle geçinmekte zorlanan insanlara yardım etmek için başlattıkları bağış kampanyaları iktidar tarafından yasaklandı. Bu tavır salgını yerel yönetimlere hiç fırsat vermeden, tek merkezden yönetmenin sonucunda illerin özgünlüğüne göre önlemler almadan yasaklar ile süreci idare ettiklerinin kanıtı niteliğindeydi.

Sonraki ay Erdoğan, başlattığı "Biz bize yeteriz Türkiyem" kampanyasında CHP’nin kampanyasını "Devlet içinde devlet olmanın anlamı yoktur" diyerek eleştirdi ve "Çağın bu büyük felaketi karşısında kamunun tüm kurumları olarak bir araya gelmek ve sorumlu davranmak gibi bir görevimizin olduğunun bilincindeyiz. Bu anlamda siyaset dışı davranmak bizler için bir tercih değil, açık bir mecburiyettir" gibi çelişkili ifadeler kullandı.

Umreden gelenler

16 Mart 2020 tarihi itibariyle üniversiteler ilk etapta 3 haftalığına, okullar ise 2 haftalığına tatil edildi. 1 Nisan’a gelindiğinde 70’e yakın ülkeye uçuş yasağı konuldu, eğitim-öğretime ara verilirken tüm spor müsabakaları ve ligler ertelendi. Umre ziyaretinden dönenler dahil yurtdışından gelen binlerce vatandaş öğrenci yurtlarında karantinaya alınmadı. Yine bu dönemde özellikle umreden daha önce dönen yurttaşların karantinaya alınmaması kamuoyunda tepki çekti. Nisan ayının başına dek 15 binin üzerinde vaka kaydedilirken, 277 kişi de Kovid-19 sebebiyle hayatını kaybetti. Bu süreçte önce eğlence yerleri kapatıldı; cemaatle kılınan namazlar yasaklandı; 65 yaş üstüne ve 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı getirildi. Ardından berberler kapatıldı; gıda marketlerinin çalışma saatleri kısıtlandı ve de hali hazırda kısıtlanmış olan yurt içi hava yolu ulaşımı izne tabi tutuldu. Ancak 41 yerleşim biriminin karantinaya alındığı bu dönemde, ülke genelinde sokağa çıkma yasağı uygulaması yürürlüğe konulmadı.

Soylu’nun istifası

Türkiye’de meslek örgütleri ile uzmanların sık sık talep ettiği en az iki haftalık, üretim süreci dahil hayatı büyük ölçüde kısıtlayacak tam kapanma hiçbir zaman gerçekleşmedi. Bunun yerine birkaç günlük sokağa çıkma yasakları, hafta sonu ve bayram dönemlerinde alınan uzun sokağa çıkma yasakları ve kısa süreli kapanma önlemleri uygulandı. 10 Nisan’da İçişleri Bakanlığı 30 büyükşehir ve Zonguldak’ta 48 saatlik sokağa çıkma yasağı ilan etti. Türkiye’de o güne kadarki en kapsamlı sokağa çıkma yasağı olan bu uygulamanın, yasaktan tam iki saat önce İçişleri Bakanlığı tarafından duyurulmasına tepki yağdı. İnsanlar bakkal, market ve fırınlara akın etti, mesafe kurallarına rağmen hınca hınç dolu marketlerde, dükkanlarda sokaklara taşan insan kuyrukları oluştu. Kamuoyuna yansıyan bu görüntüler sebebiyle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu "sorumluluğu kabul ederek" istifa etti. Ancak Soylu’nun istifası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilmedi.

Vaka üssü İstanbul

Nisan ayında paylaşılan resmi verilere göre, vakaların yüzde 60'ının İstanbul'da olduğu görüldü. 11 Nisan’da Türkiye'de bir günde tespit edilen yeni vaka sayısı 5 bin 138 oldu. 19 Nisan’da ise Türkiye'de bir günde koronavirüsten ölenlerin sayısı 127 olurken, 23 Nisan’da aktif vaka sayısı 80 bin 808 ile zirveye ulaştı.

Kimler yasak dışında?

Ekmek üretiminin yapıldığı fırınlar, sağlık ürünleri ve tıbbi malzemelerin üretiminin yapıldığı işyerleri, kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşları, eczaneler gibi yerler 48 saatlik sokağa çıkma yasağı kapsamının dışında kaldı. Meclis çalışanları, acil çağrı merkezler çalışanları, birinci derece yakınlarının cenaze defin işlemlerine katılacak kişiler, gazete, radyo ve televizyon kuruluşlarında görevli olanlar da yasak kapsamı dışında tutuldu.

Devlet maske dağıtamadı

Nisan ayında Kovid-19 nedeniyle toplu taşıma araçlarında, marketlerde ve pazar yerlerinde maskesiz dolaşmak yasaklandı. Hükümet yetkilileri, maske satışının yapılmayacağını açıkladı. PTT kargo ile yapılması planlanan ücretsiz maske dağıtımının daha sonra eczaneler aracılığıyla yapılmasına karar verildi.

Ancak, PTT'nin resmi sitesi olan 'epttavm.com' veya e-devlet üzerinden yapılan maske başvuruları sonrasında, yurttaşlar maskelere uzun süre ulaşamadı. Son olarak çalışanların maskelerini iş yerlerinden temin edeceği belirtildi. Fakat bu sefer de maskeler iş yerlerine ulaşmadı ya da sayıca yetersiz kaldı.

Normalleşmeye geçildi

Bir dizi yeni önlemlerin alındığı ve aralıklarla sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı nisan ayından sonra Türkiye, ilk kez kısıtlamaları kademeli olarak kaldırma yönünde bazı kararlar aldı. Günlük hasta artışının binli sayılara gerilediğini, yoğun bakımda yatan ve entübe olan hastaların azaldığı mayıs ayının başında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’de normalleşmenin mayıs, haziran ve temmuz aylarında kademeli olarak gerçekleşeceğini duyurdu. Yasaklardan en önce etkilenen 65 yaş üstü ve 20 yaş altı için sokağa çıkma serbestisini öngören, berber ve kuaförlerin bazı önlemler çerçevesinde açılmasının önünü açan bu kararları çoğu uzman doğru bulmadı.

Yaşlı ihbar hattı açıldı

23-26 Mayıs tarihleri arasındaki Ramazan Bayramı sırasında ülke genelinde 4 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 65 yaş üstü insanların ve 20 yaş altı gençlerin kısıtlı saatlerde sokağa çıkabildiği mayıs ayında trajikomik bir olay yaşandı: İçişleri Bakanlığı'nın, 65 yaş ve üstü olan ayrıca kronik rahatsızlığı bulunanların ikametlerinden dışarı çıkmalarına sınırlama getirmesinin ardından, dışarıdaki yaşlıları yetkililere bildirmek için ihbar hattı açıldı. Nevşehir Belediyesi'nin sosyal medya üzerinden duyurduğu ilanda, "Yaşlı ihbar hattı ALO 153 ... 65 yaş üstü insanları sokakta görürseniz arayın" denildi.

AVM’ler açıldı

Sağlık meslek kuruluşları, önlemlerin daha da sıkılaştırılmasını talep etse de bu çağrılar karşılık görmedi. Kısıtlamaların gevşetilmesi kararları arasında en çok tartışılanların başındaysa 11 Mayıs’ta AVM’lerin yeniden açılması kararı oldu. Karar doğrultusunda, Türkiye genelinde çoğu AVM’deki perakende satış mağazaları 11 Mayıs’tan itibaren hizmet vermeye başladı. Ancak bu karar, hem vaka sayılarını artıracağı gerekçesiyle uzmanların hem de yeterli önlem alınmadığından şikayetçi olan işçilerin ve sendikaların tepkisini çekti. Her ne kadar esnetilse de salgının başından beri aralıklarla devam eden 65 yaş üstüne yönelik sokağa çıkma kısıtlamaları da hak örgütleri tarafından eleştirildi.

Uzmanlardan uyarı

Erdoğan'ın "normalleşme" yönündeki açıklamasının ardından Sağlık Bakanı Koca da ''Sonuçlar, tanı ve tedavideki başarı, salgını kontrol altına aldığımızın kanıtlarıdır'' dedi. 1 Haziran sonrası kalkacak kısıtlamaları ve uyulması beklenen kuralları içeren İçişleri Bakanlığı genelgesinde, kafe ve restoranlar saat 22:00'ye kadar hizmet vermesi gibi maddeler yer aldı. Camilerde ibadete belli koşullar altında izin verildi.

"Kontrollü normalleşme sürecinde" haziranda restoran, kafe, park, yüzme havuzu, spor salonu, kaplıca, kahvehane gibi mekanlar saat ve kural kısıtlamalarıyla açıldı. Eğlence mekanları ve nargile kafeler bu kapsama alınmadı. 6 havalimanında yurt içi uçuşlara izin verildi. Uzmanlar normalleşme için erken olduğu uyarısında bulundu.

Salgında fırsat eşitsizliği

Tüm bunlar yaşanırken ülkede eğitim-öğretim de sekteye uğradı. 16 Mart’ta eğitimlerine ara verilen ilk ve ortaöğretim, lise ve üniversiteler, 23 Mart’tan itibaren de uzaktan eğitim sistemine geçti. 23 Mart’ta TRT’nin EBA TV yayınlarına başlamasıyla tartışmalar da başladı. EBA TV’nin nitelik olarak yeterli olmadığı tartışmaları zamanla, bilgisayar sahipliği oranı yüzde 44, sabit geniş bant internet erişimi yüzde 50.8 olan Türkiye’nin dijital eşitsizliğine yoğunlaştı. Evlerinde televizyonu veya internet erişimi olmayan yoksul ailelerin çocuklarının eğitimden geri kaldığı gözler önüne serildi. 

Okullar açılamadı

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, "Normalleşme süreci beklendiği şekilde devam ederse okulları 1 Haziran'da açarız" dedi. Fakat hükümetin normalleşme adımlarına rağmen okullar söylenilen tarihte açılmadı. Bunun yerine 15 Ağustos’tan sonra okullarda telafi eğitimi yapılacağı duyuruldu. 21 Eylül’de kademeli olarak yüz yüze eğitime başlayan okullarda, öğrenciler haftanın belirli günleri okula giderken, diğer günler derslerini evden takip etti. Ancak bu uygulama da kısa sürdü. Kasım ayındaki ara tatil sonrası, vaka sayılarındaki artışa da bağlı olarak, okulların kapalı kalmasına karar verildi.

Vaka-hasta ayırımı

Temmuz ayında Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük vaka tablosunda bir değişim oldu. Her gün Türkiye Günlük Koronavirüs Tablosu'nu açıklayan Sağlık Bakanlığı, burada toplam ve günlük vaka, vefat ve iyileşen hasta sayısı, yoğun bakımdaki toplam hasta sayısı ve toplam entübe hasta sayısı gibi verileri kamuoyu ile paylaşıyordu. Ancak temmuz ortasında bu tabloda değişikliğe gidildi ve vaka sayısı ifadesi, hasta sayısı olarak değiştirildi. Yoğun bakım ve entübe hasta verileri yerine ise ağır hasta sayısı ve hastalarda zatürre oranı gibi veriler açıklandı.

WHO'nun kriteri

30 Eylül’e gelindiğinde Sağlık Bakanı Koca şöyle bir açıklama yaptı: "Her vaka hasta değildir. Çünkü testi pozitif çıktığı halde hiçbir semptom göstermeyenler var ve büyük çoğunluğu bunlar oluşturuyor."

Koca’nın, günlük açıklanan hasta sayısının toplam günlük pozitif vaka sayısı olmadığı, sadece semptom gösteren hastaları yansıttığı yönündeki bu açıklaması büyük tepki topladı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Türkiye’ye, vaka sayılarının raporlanmasını WHO’nun rehberlerine uygun davranması çağrısında bulundu. Türkiye’de ise pozitif vaka sayılarının, kamuoyuyla paylaşılan günlük tabloya yansıması 25 Kasım’ı buldu. Bu açıklama Türkiye'de salgının gerçek boyutunu göstermediği gerekçesiyle tepkiyle karşılandı, İngiltere 'vaka tanımlaması farklı olduğu için' Türkiye'yi güvenli ülkeler listesinden çıkardı.

Sayılar düşük gösterildi

Türk Tabipleri Birliği (TTB) de Koca’nın açıklamasına tepki göstererek; “Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, belirti göstermeyen ama testi pozitif çıkan vakaların günlük açıklanan tabloda yer almadığını açıkladı. 6 aydır bunu söylüyorduk. Süreci şeffaf yürütmediniz. Gerçekleri gizlediniz. Salgının yayılmasına engel olmadınız” dedi.

TTB’den tepki

Vaka sayıları ve Sağlık Bakanlığı’nın verileri şeffaf bir şekilde paylaşmadığına ilişkin tartışmalar, salgının ilk günlerinden bu yana gündemden düşmedi. TTB 16 Mart tarihinde ilk kez bakanlığın açıkladığı vaka sayısının gerçeği yansıtmadığı iddiasını kamuoyuna duyurdu. Sağlık Bakanlığı’na “krizi beraber yönetme” çağrısı yaptı. Ancak bakanlıktan bu çağrıya olumlu yanıt alamadı. Takip eden haftalarda da vaka sayıları gündemdeydi.

400 sağlıkçı yaşamını yitirdi

400’ü aşkın sağlık çalışanının yaşamını yitirdiği salgında sürecin ilk aylarında TTB, Türkiye’nin Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği kodları usulüne göre kullanmadığını ve bu sebeple vefat sayılarının düşük göründüğüne dikkat çekti. Söz konusu kodlardan biri PCR testi pozitif olarak saptanmış hastaları, diğeri ise klinik bulguları Covid-19’a işaret ettiği halde PCR testi negatif hastaları tanımlıyordu. İddiaya göre, Türkiye ikinci kodu kullanmadığı için vaka ve vefat sayıları tabloya eksik olarak yansıyordu.

Yeni yılda varyant virüs

Türkiye 2021’e de salgın kısıtlamalarıyla girdi. Kasım ayında vaka sayılarının artmasının ardından hükümet bir dizi yeni kısıtlamayı devreye soktu. Yüz yüze eğitim-öğretime ara verilirken, restoran ve kafelerde müşteri ağırlanması yasaklandı. Hafta içi 21.00’dan sonra, hafta sonu ise iki gün sokağa çıkma yasakları devreye sokuldu.

Tarihler 1 Ocak 2021'i gösterdiğinde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye'ye giriş yapan 15 kişide İngiltere kaynaklı mutasyonlu virüs tespit edildiğini açıkladı. Bu gelişme sonrası Sağlık Bakanlığı İngiltere'den yurda girişlerin geçici olarak askıya alındığını duyurdu. Ancak bu kısıtlamalar vaka ve ölüm sayılarının artış göstermeye başladığı 1 Mart tarihinden itibaren yeniden gevşetildi.

Lebaleb kongreler

Şubat ayının sonlarına gelindiğinde koronavirüs kısıtlamalarının had safhada olduğu ve hafta sonları sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı günlerde Rize, Trabzon, Aksaray, Eskişehir, Konya, İzmir, Hatay ve Ankara gibi illerde yapılan AKP kongrelerine on binlerce kişi katıldı.

Medyada 'lebaleb kongreler' şeklinde öne çıkan parti etkinlikleri, sosyal medyada ve muhalefet kanadında büyük tepki çekti. Salgın nedeniyle muhalefet partileri kongrelerini açık havada ve sadece delege katılımıyla yaparken, bazı partiler de seyircisiz gerçekleştirdi.

Her şey turizm için!

14 Nisan 2021’de saat 19.00'dan itibaren uygulanmak üzere 2 haftalık kısmi kapanma uygulamasına geçildi. Hafta içi 19.00-05.00 saatleri arasında hafta sonunun ise tamamını kapsayacak şekilde sokağa çıkma kısıtlaması uygulaması başta olmak üzere birçok alana artan vaka sayıları sonucunda sınırlama getirildi.

Daha sonraki haftada Erdoğan Ramazan Bayramı'nı da kapsayan, 29 Nisan saat 21:00 ve 17 Mayıs saat 05:00 arasında 17 gün sürecek tam kapanma kararını açıklarken; "Vaka sayılarımızı süratle 5 binin altına indirmeliyiz. Aksi takdirde turizmden ticarete ve eğitime kadar her alanda ağır bir faturayla karşı karşıya gelmemiz kaçınılmaz olacaktır" dedi.

‘Tam kapanma’da üretim

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'na bağlı DİSK-AR’ın yayınladığı bültene göre; 26.8 milyonluk istihdamın yüzde 61’i (16.4 milyon) kapanmadan muaf olan sektörlerde çalışacak. Yani işçilerin sağlığı üretimin çarkları durmasın diye hiçe sayılacak. Sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacak günlerde üretim, imalat, tedarik ve lojistik zincirlerinin aksamaması, sağlık, tarım ve orman faaliyetlerinin sürekliliğini sağlamak amacıyla on milyonlarca çalışan kapanmadan muaf tutuldu. Yine inşaat sektörü çalışanları da sokağa çıkma kısıtlamasına tabi tutulmadı.

Turizmden gelecek sıcak parayı düşünen, fabrikaların ve sanayilerin açık olması ile “tam kapanma”nın gerçekleşmediği ortadayken vaka sayılarının her gün düştüğü açıklandı. 

Vaka sayısında ‘istikrarlı düşüş’

Erdoğan ve onu takip eden turizm şirketi sahibi Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un açıklamalarından sonra vaka sayıları günlük 60 bin seyrettiği tabloda hızlıca düşerek 13 bine yaklaştı. Toplam vaka sayısı 5 milyon 72 bin 462'ye çıkarken, günlük can kaybı ise 350’lerden 230’lara geriledi.

Türkiye'de koronavirüsten ölenlerin sayısı son 24 saatte 232 artarak 43 bin 821'e yükseldi. Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı bilgilere göre, 13 bin 29 yeni vaka tespit edildi ve toplam vaka sayısı 5 milyon 72 bin 462'ye çıktı. Şu ana kadar 50 milyon 58 bin 648 testin gerçekleştiği söylendi.

Kalabalık cenaze törenleri

Virüs nedeniyle veya başka nedenlerle yaşamını yitiren yurttaşların cenazelerine katılım birkaç kişi ile sınırlandırılırken yetkililer ile yakınlarının cenazelerine binlerce kişi katılabiliyor. Sağlık Bakanı'nın bizzat kendisinin açıkladığı kısıtlamaları çiğnediği de cenazelerdeki kalabalık törenlere katıldığı fotoğraflarla ortaya çıktı. Yine hükümet yanlısı kesimlerin kalabalık düğünler yaptığı, kapalı mekanlarda eğlence törenleri gerçekleştirdiği basına yansıdı.

AKP’lilere özel muamele

Yine bu süreçte yaşanan enterasan olaylardan biri de AKP Diyarbakır İl Başkanlığı’nın sokağa çıkma yasağı kısıtlanmasından muaf tutulması için üyelerine ‘izin belgesi’ dağıtması oldu. Sosyal medyada yayınlanan AKP Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Şerif Aydın’ın imzasını taşıyan belgede, açık kimliği yazan Mehmet Ali Kırsaçlı isimli kişinin parti üyesi olduğu ve çalışmalarından dolayı sokağı çıkma yasağından muaf tutulması istendi.

Soylu’nun oğluna torpili

Tedbirlere göre kapalı alanlarda herkese yasak olan toplantılar sadece hükümet yanlısı kesimler için serbest oldu. İktidar, aldığı tedbirleri bizzat kendisi çiğnedi. Türkiye Futbol Federasyonu 1. Lig takımlarından Samsunspor'un Başkanı Yüksel Yıldırım, maçlarda salgın tedbirlerinin adaletli olarak uygulanmadığına yönelik dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Yıldırım, Adana Demirspor’un maçlarına İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun oğlunun torpiliyle sosyal mesafeye uyulmadan seyirci izni verildiğini açıkladı.

Yandaşa serbest muhalife dayak!

27 Nisan’da Emniyet Genel Müdürlüğü, yayımladığı bir genelge ile toplumsal ve adli olaylarda görüntü ve ses kaydının alınmasını yasakladı. Genelgede, polisleri kaydeden kişilerin engellenmesi ve haklarında adli işlem yapılması gerektiği belirtildi. Karara gerekçe olarak "özel hayatın gizliliğinin ihlali" olarak gösterildi ve ses ve görüntü kaydı alınmasının, kolluk personelinin görevini yapmasını engellediği öne sürdü.

Hükümetin kararlarını protesto eden ve salgın kuralarına uyulan her türlü eylem de polisin sert müdahalesi ile dağıtılırken, hükümete destek veren her türlü eylem serbestçe yapılabildi. 1 Mayıs’ta sokağa çıkan yurttaşlar, kolluk güçlerinin sert saldırısıyla darp edildi, yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı.  

Salgında milyonları eve tıkayarak ülkeyi açık hava hapishanesine çeviren iktidarın son kapanma sürecinde uyguladığı içki yasağı ise beraberinde hayat tarzına müdahale tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Aşılama bilmeceye dönüştü

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 11 Aralık’tan itibaren aşılamaya kademeli olarak başlanacağını duyurdu. Koca’nın bahsettiği aşı Çinli Sinovac firmasına ait CoronaVac aşısıydı. Koca, Aralık ayında asgari 10 milyon doz olmak üzere 20 milyon doz aşının Türkiye’ye gelmesinin hedeflendiğini söyledi. Bakan, 9 Aralık’ta ilk 3 aylık zaman diliminde 100 milyona yakın aşıya ihtiyaç olduğunu söylerken, Aralık sonuna gelindiğinde Türkiye’ye sadece 3 milyon doz aşı ulaştığı kamuoyuna yansıdı.

Ocak ayının ortalarına gelindiğinde Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu'nun Çin şirketi Sinovac'ın geliştirdiği koronavirüs aşısı CoronaVac'a acil kullanım onayı vermesi sonrası ülke genelinde Covid-19'a karşı aşılama kampanyası başlatıldı. 10 Mart 2021'de düzenlenen Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısı sonrası Bakan Koca, Türkiye'de bu zamana kadar 10 milyonu aşkın vatandaşın aşı olduğu bilgisini paylaştı.

Koca, Çin'in Sinovac aşısı tedariki hakkında yapılan sözleşmeye uymadığını belirterek, "Erken dönemde nisan ayı sonu itibariyle 100 milyon aşının gelmesi gerekiyordu. Sözleşme gereği olan bu aşı miktarı gelmemiş oldu" açıklamasında bulundu. Koca ayrıca, Rus Sputnik V aşısının acil kullanımına onay verildiğini ve ilk sevkiyatın mayıs ayında beklendiğini duyurdu.

Aşı şirketleri mi devrede?

Koca, Çin’in taahhüt ettiği aşıyı vermediğini, BioNTech aşısında ise ikinci doz aralığının 6-8 haftaya çıkarıldığını duyurarak “Önümüzdeki iki ay aşıda sıkıntı yaşayacağız” dedi. Aşı ve aşılama hakkındaki düşünceleri birbirini tutmayan Koca’nın açıklamalarına yönelik önemli iddialar ortaya atıldı.

İktidarın salgında halk sağlığını öncelemeyen aksine ekonomik çarkın dönmesini sağlamaya yönelik plansız salgın politikasının yanına ‘ücretsiz aşı’nın da yine iktidar tarafından kabul edilmediğine dair iddialar gündeme oturdu. Gazeteci Serdar Akinan katıldığı bir programda, BioNTech CEO’su Prof. Dr. Uğur Şahin’in aşıyı Türkiye’ye kar etmeden vermek istediğini ama Ankara’nın bunu kabul etmediğini öne sürdü.

Aşılamada yaşanan sorunları çözemeyen iktidarın Bakanı Fahrettin Koca 5 Mayıs’ta, “Şu anda Türkiye 100 milyon doz Sinovac ile 90 milyon doz BioNTech ve 50 milyon doz da Sputnik ile anlaşma imzalamış durumdadır. Yaklaşık nüfusumuzun 3 katı kadarlık doz aşı için anlaşmalar imzalanmıştır" dedi.

Aşılamada yaşanan sorunları halledemeyen iktidarın bu miktarda ilaçların nasıl tedarik edileceğine dair kamuoyunu bilgilendirmeden, aracı ilaç firmalarının kar hırsı uğruna halk sağlığını önemsemediği endişelerini arttırdı.

Bölgede aşı oranı düşük

Dün itibariyle Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı rakamlara göre, 1. doz aşı sayısı 14 milyon 734 bin, 2. doz aşı sayısı 10 milyon 671 bin olmak üzere toplamda 25 milyon 405 bin kişi aşılandı. Ülke çapındaki aşılamada bölgesel eşitsizliğe yönelik eleştiriler de yapılıyor. Çoğunluğu Kürt illerinde yaşayan yurttaşların aşıya erişimlerinde uzmanlar tarafından ciddi sıkıntılar olduğu kaydedildi. 

Hidroksiklorokin ilacı

Kalp krizi gibi önemli yan etkileri olan ve kullanılmasını Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve TTB’nin istemediği Hidroksiklorokin ilacını bakanlık 1 yıl sonra tedavülden kaldırdı.

15 Nisan 2020 tarihindeki basın toplantısında Hidroksiklorokini dünyada en yaygın kullanan ülkenin Türkiye olduğunu söyleyen Koca, “Biz bu ilaçtan daha vaka görülmeden 1 milyon kutu alıp depoladık. Çin’den getirilen Favipiravir’ini de bizdeki yaklaşımla kullanan ülke yok'' demişti.

IMF: Türkiye halkı unuttu

Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) salgınla mücadelede ülkelerin harcamalarına ilişkin araştırmasına göre; Türkiye, gayri safi yurt içi hasılaya oranla en az harcama yapan ülkelerden biri oldu.

Raporda Türkiye'nin toplam gelir ve harcama desteği (sağlık harcamaları dahil) 7.6 milyar dolar ile milli gelirinin sadece yüzde 1.1'ini Covid-19 ile mücadeleye ayırdığı vurgulandı. IMF'nin nisan ayındaki raporunda ise bu oran yüzde 1.9 olarak açıklandı.

Çin Halk Cumhuriyeti Makao Özel İdari Bölgesi, yüzde 27.4 ile liste başı olurken, özerk bölgeyi yüzde 25.5 ile ABD takip etti.

GSYİH'nın yüzde 10'undan fazlasına denk gelecek kadar salgınla mücadeleye bütçe ayıran ülkeler ABD, Macao, Birleşik Krallık, Japonya, Avusturya, Yunanistan, Hong Kong, Yeni Zelanda, Singapur, Mauritius, Mikronezya Federal Devletleri, Tuvalu, Kiribati, Lesotho, Doğu Timor, İsrail, Almanya, Kanada ve Avustralya oluşturuyor.

Çin'e bağlı Hong Kong ve Makao özerk bölgelerindeki harcamaların oranı GSYİH'nin yüzde 15'ini aşarken, ana karada bu rakamın 4.8 olduğu yazıldı.

GSYİH'nın yüzde 2.5'inden azına tekabül edecek kadar az harcama yapan ülkeler arasında Türkiye, Meksika, Suudi Arabistan, Arnavutluk, Cezayir, Ermenistan, Azerbaycan, Belarus, Belize, Botsvana, Brunei, Romanya ve Katar yer alıyor.

Küresel çapta ortama alındığında ise yüzde 9.2 olan rakam Avrupa Birliği geneli ortalamasında yüzde 38 olarak kaydedildi.


Etiketler : koronavirüs, Koronavirüs Türkiye, Koronavirüs tedbrileri, Koronavirüs Önlemi, Koronavirüs Önlemleri,