Masalın kapısı

01 Nis 2021

Halil Dağ*

Çocukken masal dinlemeyi çok severdim. Masalların o büyülü dünyasında yitip gitmek en büyük mutluluğumdu. Saatlerce dinlesem bıkmazdım ama bizim orada masal anlatan çok insan yoktu.

Okuma yazmayı yeni öğrendiğim zamanlardı, ilkokul bir olabilir, Sema yengenin bana bir kitap verdiğini hatırlıyorum. Onu bir masal kitabı gözüyle okudum. Piknik yaparken kaybolan iki kardeş önce zayıfların, sonra da şişkoların diyarına giderler. Daha ötesini hatırlayamıyorum. Ama o çocuklar gibi masal diyarlarına gitmek hep içimde kaldı.

O benim hayatımda okuduğum ilk kitaptı. Kitabı bitirdikten sonra yırtıp attım. Sema yenge bana çok kızdı.

Ne zaman elime bir kitap alsam yırtıp attığım o kitabı ve Sema yengeyi hatırlamadan edemem.

O ilk masal kitabı, bana, bu dünyada bir yerlerde bir masal ülkesinin olduğunu işaret etmiş olmalı ki, hep o masal ülkesini arar oldum. O masal ülkesine geçmek için kapıyı bulmak gerekiyordu. Kitaptaki çocuklar, piknik alanında bir kaya aralığından girmişlerdi o masal ülkesine. Ben de gördüğüm kaya aralıklarına, ağaç kovuklarına, dolabımın arkasına bakar oldum. Hep bir kapının ansızın aralanacağını ve beni içine alacağını umut ettim.

Hızla büyüdükçe ve hayatın sert kayalarına çarptıkça, o masal ülkesini bulmak bende bir tutku haline geldi. Büyüdükçe kilitlendiğimi hissediyor, bunu hissettikçe de o masal ülkesini bulmanın istemi büyüyordu. Ne yapıp edip o kapıyı bulmalı ve o masala geçmeliydim.

Bir gün bir yolculuğa kapıldım. Beni ansızın içine alan bir yolculuktu bu... Bir uçaktaydım ve kıtalar kat ediyordum. Uçağın penceresinden yeryüzüne baktığımı hatırlıyorum. Devamı bir tren yolcuğuyla sürüyor. Şehirler ve insanlar akıp geçiyor pencereden. Sonrasında, tanımadığım insanlarla bir kamyonun kasasındayım. Aynı yöne yolculuk ediyoruz. Yolu göremiyorum ama çok sallanıyor ve ancak birbirimize tutunarak durabiliyoruz. En son bir gece boyunca yürüyerek bir akarsuyun kıyısına ulaşıyoruz. Toprağa uzanıp yıldızları seyrederek dinleniyorum.

Haşim geliyor, botun hazır olduğunu ve akarsuyun öbür tarafına geçeceğimizi söylüyor. On iki kişi bota biniyoruz. Bana yer kalmıyor. Bir yandan karşıya geçmekten korkuyorum, bir yandan da kıyının bu tarafında kalmaktan... Neyse, Haşim işaret ediyor, hemen arkasında ufak bir yer var, zorla yerleşiyor ve Haşim’in güçlü omuzlarına tutunuyorum.

Karşı kıyıya adım attığım an Haşim, bu akarsuyun Dicle olduğunu söylüyor ve bu masala başkalarını getirmek için hızla diğer kıyıya kürek çekiyor.   

Bu masalın içinde yürümek uzun bir zamanımı alıyor. Burada ayakta durmayı başardıktan hemen sonra masal kurmasını öğretiyorlar. Buna çok şaşırıyorum ama hızla masal kurmaya başlıyorum. Ve burada herkesin kendi masalını kendisinin kurduğunu öğreniyorum. Kilitli olan ellerim açılıyor, dünyanın bütün seslerini işitmeye ve bir başka görmeye başlıyorum. Artık ben de masal yapıyor ve bir masaldan diğerine geçebiliyorum.

Bir kapı bir başka kapıya, bir masal bir başka masala açılıyor bu ülkede...

Ve bir zaman sonra kalbime açılan bir kapıdan geçiyorum. Hep benimle olduğunu sandığım kalbimi bir masalda buluyorum. Sevgiyi yaratmak, seveceğin insanları oluşturmak bir masal gerçeği olarak duruyor karşımda. Bu masala da hiç beklemeden giriyorum. Çünkü bu masalda öğrendiğim ilk ve tek kural, adım atmak, gerisi ardından büyük bir hızla gerçekleşiyor.

Masal ülkesinde, masal kurmak, masal insanlarını ve onlarla birlikte kendini yaratmak... Benim gibi masal arayan bir çocuk için bu ne büyük bir mutluluktur...

Bir zaman sonra bu koca dünya içinde bu masal ülkesinin ufacık bir yer olduğunu ve dört bir yandan tehdit altında bulunduğunu öğreniyorum. Koca dünya gerçek adına bütün masalları tüketiyor, hiçbir masala çıkış yolu bırakmıyor. Ve bu masalın içindeki bütün masal kahramanlarının da bunu bildiklerini ve çözüm aradıklarını fark ediyorum.

Ve denizler ortasında bir adada o yüce masal kurucusu bunun yolunu gösteriyor.

Bu dünyaya bir masal kapısı açmak ve bütün bir dünyayı masal dünyası, bütün insanları masal kahramanları yapmak, diyor.

Şimdi bu masal ülkesindeki bütün insanlar, bütün bir dünyanın geçebileceği bir masal kapısı kurmak için uğraşıyorlar.

O ilk masal kitabını yırttığımda, onu bir portakal gibi düşünmüştüm. Onu yedikten sonra kabuklarının atılacağını sanıyordum. Ben bir kez yedikten sonra başkaları başka portakalları yemeliydiler. Masal kitaplarının öyle olmadığını, elden ele gezebileceğini ve ne kadar çok gezerse o kadar güzel olacağını o zaman öğrendim.

Ama bunu Sema yengeye söylemek için artık çok geçti.

*Yaşamını yitiren Kürt sinemacı


Etiketler : forum,