Sayın Türkiye Barolar Birliği Başkanı,

25 Eyl 2018

Zat’ı alilerinize verdiğim sözü tutup 3. Havaalanı mektubuma kaldığım yerden devam ediyorum. Bu arada umarım size önerdiğim raporları okuyabilmişsinizdir. Her neyse… Mektubu gereksiz yere uzatmayalım.

Hatırlarsanız ilk mektubu; “Umalım da haftaya kadar hiçbir emekçi ölmesin, incinmesin.

Malum sermaye firavunlarının acelesi var…” diye bitirmiştik.

Ne yazık ki bu dileğimiz yerine gelmedi. 29 Ekim 2017 de gerçekleşmesi öngörülen ve devlete kira ödenmeye başlama tarihi yine ertelendi. Küresel güçlerin oyununa gelmek gibi olmasın ama emekçiler yine yaralandılar, işlerinden oldular ve tutuklandılar. Akıl almıyor ama gerçekten tutuklandılar.

Hani hatırladınız mı; kötü çalışma koşullarının iyileştirilmesi için başlatılan hak arama eyleminde, gece yarısı işçilerin koğuşlarına zorla girilip operasyonla 405 işçi gözaltına alınmıştı. İşte o işçilerden 24’ü, “Kamu Malına Zarar Verme”, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na Muhalefet”,  “Polise Mukavemet”,  “İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali” suçlamalarıyla önceki gün Gaziosmanpaşa 2. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararıyla tutuklandı. Bu arada, emekçilerin, en doğal, en insani ve esasen yerine getirilmemesi evrensel suç olan talepleri için hak arama eyleminin, işçilerin sicillerine yüz kızartıcı suç olarak işlendiği hususu da medyada yer aldı. Bu konuda söz kurmak beni aşar. Bu tam da sizin ilgilenmeniz gereken bir husus…

Ben yine kendi alanıma döneyim. Merak buyurmayın, bu dar alan ve vakitte kentsel planlama dersleri verecek değilim. Eğer ismi “Atatürk” konursa toplumsal barışın sağlanacağı, devletimizin kurucu ilkelerinden taviz vermemiş olacağımız ve böylelikle küresel güçlerin oyununa gelmeyeceğimiz, üçüncülüğü tartışılır “mega” havaalanı hakkında unutulduğunu düşündüğüm ve kendimce önemli bulduğum birkaç hususu aktarmaya çalışacağım. Belki ilginizi çeker. Öncelikle nereden çıktı bu mega Havaalanı yapımı diye soralım. İstanbul’un bu asla yapılaşmaya açılmaması gereken ekolojik rezerv bölgesinde böylesi bir mega havaalanına ihtiyacı mı vardı? Bu sorunun en doğru cevabını yine AKP iktidarının İstanbul için ürettiği ve İstanbul’un anayasası sayılan 15.06.2009 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından da onaylanarak, 17.07.2009 tarihinde askıya çıkarılan 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planına dayanarak verelim. Kesinlikle “Hayır”...

Her ne kadar dünya kadar karşı çıkılacak yönü olsa da bu anayasanın ana “Stratejik Ulaşım Kararların”da (aynen aktarıyorum); “Öncelikle araçların değil insanların ekonomik ve hızlı ulaşımının sağlanması İstanbul genelinde demiryolu ve denizyolu ağırlıklı, yüksek kapasiteli, kaliteli ve ulaşım türlerinin entegre edildiği toplu taşıma ağırlıklı bir ulaşım sisteminin kurulması, Kent bütünündeki ulaşım sistemlerinin birbirine entegre olacak biçimde planlanması, Doğu-batı yönündeki doğrusal gelişmeye paralel olarak raylı ulaşım sistemlerinin planlanması ve sistemlerin ana ulaşım ve transfer istasyonlarında, entegre edilmesi, Kuzeye gelişimi tetikleyecek, kentin doğal-tarihi yapısını bozacak ve uzun dönemde ilave ulaşım sorunları oluşturacak ulaşım ve yerleşim kararlarından kaçınılması” esas alınmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gibi, Sayın Cumhurbaşkanının tanımıyla ihanetlerle delik deşik edilmiş İstanbul’un anayasasından aynen aktarmaya devam ediyorum Sayın Başkan…

“İstanbul’un ulusal ve uluslararası ihtiyaçları göz önünde bulundurularak Atatürk ve Sabiha Gökçen Havalimanlarının kapasitesinin arttırılması amacıyla alt ölçekli planlarda detaylı çalışmaların yapılması; Atatürk ve Sabiha Gökçen Havalimanları arasında eşgüdüm ve entegrasyonun sağlanması, Havalimanlarına erişimi destekleyecek toplu taşıma sistemlerinin geliştirilmesi, gerek kentin ihtiyaçları gerekse ulusal-uluslararası yolculuk talepleri doğrultusunda kentin batı yakasında yeni havalimanı için plan kararı geliştirilmesi” ve bu olası kullanım için “Çorlu Havaalanı’nın genişletilmesi ve/veya üçüncü -rezerv alan olarak- kentin batı yakasında Silivri-Gazitepe’de konumlandırılması” öngörülmüştür. Sıkılmadınız değil mi? Biliyorum sıkıldınız ama şu bizim Maliye Bakanının deyişiyle burası çok önemliydi.

Şimdi asıl soru şu: Madem ana stratejik kararlar böyleydi de biz bu mega zokayı nasıl ve neden yuttuk? Ve dahi daha hangi zokaları yuttuk? Misal: Nasıl oldu da, dünyanın en iyi havaalanları arasında bulunan Yeşilköy Atatürk havaalanının (daha ortada fol yok yumurta yokken) iktidarın açıklamakta çok zorlanacağı taşıma kararına ilahi bir yardım sunar gibi Atatürk Havaalanı park olsun diye imzalar toplamaya başladık. Haftaya kadar biraz düşünelim.

Saygılarımla…

Mücella Yapıcı

Mücella Yapıcı


Etiketler :