Sendikalar zayıfladıkça saldırı artıyor

30 Haz 2020

Taşeronluk sistemi, sendikal hareketi bölmek ve dağıtmak kadar, kıdem tazminatını da işlevsiz bıraktı. AKP döneminde sendikal hareket yüzde 10’un altına, toplu sözleşmeden yararlanan örgütlü işçi oranı da yüzde 5’in altına düştü

Hüseyin Deniz

2013 ve 2014’e dair orta vadeli programlar, hükümetin kıdem tazminatına bakışı ile kimden yana olduğunu çok net ortaya koyan bir tutum belgesi niteliğinde. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın grevleri engellemek için OHAL ilan ettiklerine ilişkin sözleri ise bunun açık ilanı oldu.

Süreç içerisinde siyasal iktidar ile işveren örgütlerinin kıdem tazminatı konusunda birbirleriyle örtüşen yaklaşımlar içine girmesi sonrası, işçilerin örgütlü gücüne bağlı olarak kıdem tazminatını değiştirme girişimleri de gündeme gelmiştir. Bir örneği 1984’te yaşandı. 13 Eylül 1984 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “İşçiye Karşı Ortak İlkeler” başlıklı tabloda dönemin başbakanı Turgut Özal’ın talimatıyla kurulan Kamu Toplu Sözleşmeleri Koordinasyon Kurulu, TİSK ve Yüksek Hakem Kurulu’nun kıdem tazminatına ilişkin yaklaşımlarına yer verilmekte. Üç tarafın söyledikleri neredeyse aynı.

Ayrı kurumlar aynı açıklama

Koordinasyon Kurulu: Kıdem tazminatı ile ilgili süreler artırılmayacak. Yeni işe alınanlarda kanundaki süreler esas alınacaktır. İhbar ve kıdem başka nam altında kıdem tazminatı verilmeyecektir.

TİSK ise: Kıdem tazminatı, kanuni limit içinde kalacaktır. Kanuni limiti aşmış toplu iş sözleşmesi varsa, bunların indirilmesine çalışılacak, fakat hiçbir şekilde üzerine çıkılmayacaktır. İşsizlik tazminatı gibi bu amaca dönük başka ödemeler yapılmayacaktır.

Yüksek Hakem Kurulu uygulaması: YHK kıdem tazminatı hakkına ilişkin geliştirilmiş hükümleri yasa paralelinde yürürlükten kaldırdıktan başka, yasa üstündeki geliştirilmiş süreleri aynen dondurdu. Yeni işçiler için yasal sürenin içinde kalınmasını öngördü.

İşçi hareketinin bahar eylemleriyle rafa kaldırılan kıdem tazminatı meselesi, Kürt meselesinde askeri yöntemlerin devreye konulduğu OHAL’li yıllarda bir kez daha gündeme geldi.

1992’de gündeme geldi

27-28 Nisan 1992’de DYP-SHP koalisyon hükümetinin Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Moğultay’ın başkanlığında toplanan Çalışma Meclisi’nde “İşsizlik sigortası” tartışmaya açıldı. TİSK işsizlik sigortası ile kıdem tazminatının aynı anda uygulanamayacağını, bunun sanayiye dönük zarar vereceğini öne sürdü. Hak-İş başta işçi kuruluşları da kıdem tazminatının kazanılmış ve geriye dönük bir hak olduğunu belirterek kıdem tazminatı ile işsizlik sigortasının takas edilmeyeceği gerekçesiyle bu görüşe karşı çıktılar.

24 Eylül’de ise Çalışma Bakanlığı, “İşsizlik Sigortası ve İş Kurumu Kanunu” Yasa taslaklarını görüşmek üzere toplandı. Hak-İş’i temsilen katılan Genel Başkan Necati Çelik, işsizlik sigortası finansmanına Tasarrufu Teşvik Fonu’ndan kaynak aktarılmasını istedi. İşsizlik sigortasının kıdem tazminatından ayrı tutulmasını istedi. (1)

İlki Ulusal İstihdam Stratejisi

Ancak en kapsamlı saldırı olarak AKP hükümeti dönemi not ediliyor. 17 yılda göreve gelen 7 çalışma bakanının da kıdem tazminatının değişmesinden yana tutum alması bunu işaret ediyor. Grevlerin en çok ertelendiği, zabıta gücüyle engellendiği dönem olarak da kayıtlara geçti. Toplu sözleşme yetkisindeki örgütlü işçi oranı yüzde 5’lerin altında. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işverenlere destek için OHAL’i ilan ederek grevleri yasakladıklarını hatırlatan sözleri hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor (2). Bakanların çoğunun özel sektörde söz sahibi olanlardan teşekkül etmesi, bir anlamda hükümet ve özel sermayenin iç içe geçişini gösteriyor. Bu durum, hükümetin tüm politikasına rengini veriyor. Ancak bu renk ağırlıklı olarak yeşil tonlu.

Bu bakışla, “kıdem tazminatı”nı kırmaya yönelik ilk kapsamlı girişim 2013’te gerçekleştirildi. Hazırlıkları ise 2010’da başladı. “Ulusal İstihdam Stratejisi” adıyla 8 Şubat 2012’de sendikalara sunulan belgede, “Özel istihdam bürolarına işçi kiralama yetkisi verilmesi, kıdem tazminatlarının fona devri ve esnek çalışmanın yaygınlaştırılması” gibi başlıklar dikkat çekiyordu. Tam da bugün olduğu gibi. Kürt sorununun şiddetle çözümünün devreye konulduğu bir sürece tekabül etmekte.

2013’ün ilk aylarından itibaren taşeronlukla ilgili tartışmalar yeniden gündeme geldi. Dönemin Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in “Taşeron işçilerinin sorununu çözeceğiz” diye başladığı konuşma kıdem tazminatının fona devrine bağlandı. Hükümet bu amaçla 11 Kasım 2013’te hükümet, işçi ve işveren temsilcilerinden oluşan Üçlü Danışma Kurulu’nda taraflara ilettiği sunumda Çalışma Meclisi oluşumunu işaret etti. Sunumda, “alt işverenlik”, “geçici iş ilişkisi” ve “uzaktan çalışma” başlıkları yer aldı. Başlığa eklenmese de hükümet taşeronluk ile bağlantılı olarak kıdem tazminatlarının fona devrini de sıkıştırdı.

Çalışma Meclisi boşa düştü!

Ancak Çalışma Meclisi, iktidarın kurguladığı şekilde sonuç vermedi. İlk gün Erdoğan’ın protesto edilmesinden korkan hükümet salonu kim olduğu bilinmeyen bir kalabalıkla doldurdu. İkinci gün ise onayları alınmış gibi okunan sonuç bildirgesi DİSK ve Türk-İş delegeleri tarafından protestoyla karşılaştı. Hükümetin sunumu Hak-İş dışında ne işçi ne de patron temsilcilerini memnun etti. Çalışma Meclisi’ni Üçlü Danışma Kurulu ile Teknik Heyet Toplantıları takip etti. 11 Kasım’daki sunumlardan biri de özel istihdam bürolarına işçi kiralama yetkisi verilmesi de yer aldı.

İşçi kiralama 4857 sayılı İş Kanunu’nun 7. maddesine göre yapılabiliyor ve buna göre, şirketler kendi işçilerini bir başka iş yerine belirli süreler için kiralayabiliyor. Ancak bu haliyle sermaye kesiminin istediği bir noktada olmaktan çok, oldukça sınırlanmış bir durumda. Taşeronluğun yasa dışı “işçi temini” haline gelmesi de gün geçtikçe daha fazla sorun yaratmakta. Yargıtay’ın bu konudaki kararları ise hükümeti iyice sıkıştırıyor. “Alt işveren ilişkisi, insan kaynakları şirketinden işçilik temini yoluyla kurulamaz. İşçi temini yasada yer alan bir uygulama değildir.” (3)

Haklar geriledikçe geriledi

En kapsamlı tartışma ise AKP döneminde “Taşeron işçilerine yeni haklar veriyoruz” adı altında gündeme getirildi. Şöyle deniliyordu: “Bireysel kıdem hesabı sistemine geçilecek ve tüm işçilerin kıdem tazminatı sorunu çözülecektir. Bireysel kıdem hesabı ile aynı işverene bağlı çalışma süresine ve iş sözleşmesinin sona erme nedenine bakılmaksızın tüm işçilerin kıdem tazminatı hakkı güvenceye alınacaktır (4)”. Sendikal örgütlülük ve işçi haklarının geriye gitmesinde öncü rol oynayan, kamu ve özel sektörün maliyetleri düşürmek için başvurduğu yolların başında gelen taşeronluğun, AKP döneminde nasıl bir seyir izlediğinin yanıtı, dönemin Çalışma Bakanı Faruk Çelik’ten geldi. Çelik’in bir soru önergesine verdiği 19 Eylül 2012 tarihli yanıta göre, 2002’de 387 bin olan taşeron işçi sayısı, 2011 yılında 1 milyon 600 bini bulurken, sadece kamudaki taşeron işçi sayısı 2013 yılında 586 bine ulaştı (5). TİSK Genel sekreteri Bülent Pirler, özel istihdam bürolarını konu alan bir seminerde, “Taşeron işçiliği konusunda neden sıkıştığımızı hiç kimse konuşmuyor. Suyun önünü keserseniz, bir yere akacak işte taşerona doğru aktı. Doğasına aykırı bir iş yapılınca sonuçta taşeronluk da patladı” diyordu (6).

İktidarın kıdeme bakışı

Kıdem tazminatının iktidar cephesinde yalnızca kıdem tazminatı olmadığı 8 Ekim 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan “Orta Vadeli Program”da yer alan ifadelere de yansımış bulunmaktadır: “... İşgücüne katılım, işsizlik, kayıt dışı istihdam, işgücünün eğitim seviyesi ve verimliliği gibi alanlarda daha fazla ilerleme kaydedilmesi ihtiyacı işgücü piyasasındaki katılıklar, kıdem tazminatı ve alt işverenlik gibi yapısal sorunlar önemini korumaktadır. Bu kapsamda daha rekabetçi bir işgücü piyasasının oluşturulması temel amaçtır.” Özel istihdam büroları yaygınlaştırılacak ve faaliyet alanları geçici iş ilişkisini de kapsayacak şekilde geliştirilecektir. Alt işveren uygulaması işçi haklarını ve ekonominin rekabet gücünü dikkate alacak şekilde gözden geçirilecektir. Sosyal taraflarla diyalog içerisinde tüm işçilerin faydalanacağı ve bireysel hesaba dayanan bir kıdem tazminat sistemi geliştirilecektir. Bu da kıdem tazminatının yeni bir istihdam yapılanmasının oluşturulması için gerekli görülen düzenlemelerden birisi olarak gündeme geldiği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmekte. (7)

2014 yılı Programı...

2014 yılı Orta Vadeli Program’da ise yaklaşım daha nettir: “İşgücü piyasasında etkinliğin artırılması amacıyla güvenceli esnek çalışma, kıdem tazminatı alt işverenlik özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi kurulması aktif ve pasif işgücü programları gibi alanlarda sosyal diyalog mekanizmaları güçlendirilerek ilerleme kaydedilmesi ihtiyacı devam etmektedir. Bu amaçla atılacak adımlar ise şöyle sıralanmaktadır:
Tedbir 116: İşgücü piyasasına girişlerin kolaylaştırılması amacıyla KADINLAR İÇİN ESNEK ÇALIŞMA BİÇİMLERİ YAYGINLAŞTIRILACAKTIR.

Tedbir 124: Özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi kurulabilmesi için gerekli mevzuat değişikliği yapılacaktır. (8)”

2014 itibarıyla Türkiye’de Kürt meselesinde esmeye başlayan müzakere ve barış süreci ile kıdem tazminatı meselesi de yeniden rafa kaldırıldı. Ta ki barış meselesinin son bulduğu 2015 sonuna kadar. 2017 itibarıyla konu yeniden ısıtılmaya başlandı.

3 sendikadan ortak tutum!

5 Haziran 2017’de CHP tarafından düzenlenen “Kıdem Tazminatı Çalıştayı”na Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, Hak-İş Başkanı Mahmut Aslan, DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun yanı sıra 35 sendikanın genel başkanı katıldı. Çalıştayda sendikalar ortak tutum alan bir metni imzaladı. Emek büroları tarafından açıklanan sonuç bildirgesinde, ortak duruş şöyle ifade edilmiştir: “Unutmamak gerekir ki, kıdem tazminatı bir yük değil, işçilerin kazanılmış hakkıdır. Tek başına kıdem tazminatı fonu uygulamasına geçilmesi halinde kıdem tazminatının işçi için üstlendiği koruyucu rol ortadan kalkacaktır. İşten çıkarmalar kolaylaşacak ve iş güvencesi zayıflayacaktır.

Bundan önceki fon uygulamalarında (tasarruf teşvik fonu, işsizlik fonu) yaşandığı gibi bu fonun amacı dışında kullanılması riski yüksektir. Kıdem tazminatı ödemelerinden 30 gün hakkından vazgeçilmemelidir. Öte yandan hak kayıplarını önlemek için kıdem tazminatı her türlü fesihte ve istifade süre aranmadan ödenmelidir.”Kaynak:

(1) Hak-İş Genel Kurulu Çalışma Raporu. 31 Kasım- 1, 2, 3 Aralık 1995. s. 249, 250.
(2) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TOBB’da düzenlenen 15 Temmuz etkinliği konuşması. 12 Temmuz 2017 tarihli basın.
(3) Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, Esas No: 2008/21615, Karar No: 2009/7739, Tarih: 23.03.2009.
(4) Yıldız Koç. Kıdem Tazminatı, Kiralık işçilik ve Taşeronluk saldırısının arka planı ve 2013 yılındaki tartışmalar. Emek Yıllığı 2013. s. 508.
(5) Serkan Öngel, Türkiye’de Taşeronlaşmanın Boyutları” DİSK-AR Bülteni, Kış 2014. s. 40.
(6) Emek Yıllığı- 2013. 2014. s. 508-509.
(7) Orta Vadeli Program (2014-2016) s. 23/ 20131008M1-1-1 (1) https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/10/20131008M1-1.htm)
(8) 2 Kasım 2013 Tarihli ve 28809 Sayılı Resmî Gazete - Mükerrer MEVZUAT 20131102M1-1 s. 144, 145,147.)Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğühttps://www.resmigazete.gov.tr

*Dosyanın birinci bölümü için tıklayınız

Sendikalar zayıfladıkça saldırı artıyor

30 Haz 2020

Taşeronluk sistemi, sendikal hareketi bölmek ve dağıtmak kadar, kıdem tazminatını da işlevsiz bıraktı. AKP döneminde sendikal hareket yüzde 10’un altına, toplu sözleşmeden yararlanan örgütlü işçi oranı da yüzde 5’in altına düştü

Hüseyin Deniz

2013 ve 2014’e dair orta vadeli programlar, hükümetin kıdem tazminatına bakışı ile kimden yana olduğunu çok net ortaya koyan bir tutum belgesi niteliğinde. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın grevleri engellemek için OHAL ilan ettiklerine ilişkin sözleri ise bunun açık ilanı oldu.

Süreç içerisinde siyasal iktidar ile işveren örgütlerinin kıdem tazminatı konusunda birbirleriyle örtüşen yaklaşımlar içine girmesi sonrası, işçilerin örgütlü gücüne bağlı olarak kıdem tazminatını değiştirme girişimleri de gündeme gelmiştir. Bir örneği 1984’te yaşandı. 13 Eylül 1984 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “İşçiye Karşı Ortak İlkeler” başlıklı tabloda dönemin başbakanı Turgut Özal’ın talimatıyla kurulan Kamu Toplu Sözleşmeleri Koordinasyon Kurulu, TİSK ve Yüksek Hakem Kurulu’nun kıdem tazminatına ilişkin yaklaşımlarına yer verilmekte. Üç tarafın söyledikleri neredeyse aynı.

Ayrı kurumlar aynı açıklama

Koordinasyon Kurulu: Kıdem tazminatı ile ilgili süreler artırılmayacak. Yeni işe alınanlarda kanundaki süreler esas alınacaktır. İhbar ve kıdem başka nam altında kıdem tazminatı verilmeyecektir.

TİSK ise: Kıdem tazminatı, kanuni limit içinde kalacaktır. Kanuni limiti aşmış toplu iş sözleşmesi varsa, bunların indirilmesine çalışılacak, fakat hiçbir şekilde üzerine çıkılmayacaktır. İşsizlik tazminatı gibi bu amaca dönük başka ödemeler yapılmayacaktır.

Yüksek Hakem Kurulu uygulaması: YHK kıdem tazminatı hakkına ilişkin geliştirilmiş hükümleri yasa paralelinde yürürlükten kaldırdıktan başka, yasa üstündeki geliştirilmiş süreleri aynen dondurdu. Yeni işçiler için yasal sürenin içinde kalınmasını öngördü.

İşçi hareketinin bahar eylemleriyle rafa kaldırılan kıdem tazminatı meselesi, Kürt meselesinde askeri yöntemlerin devreye konulduğu OHAL’li yıllarda bir kez daha gündeme geldi.

1992’de gündeme geldi

27-28 Nisan 1992’de DYP-SHP koalisyon hükümetinin Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Moğultay’ın başkanlığında toplanan Çalışma Meclisi’nde “İşsizlik sigortası” tartışmaya açıldı. TİSK işsizlik sigortası ile kıdem tazminatının aynı anda uygulanamayacağını, bunun sanayiye dönük zarar vereceğini öne sürdü. Hak-İş başta işçi kuruluşları da kıdem tazminatının kazanılmış ve geriye dönük bir hak olduğunu belirterek kıdem tazminatı ile işsizlik sigortasının takas edilmeyeceği gerekçesiyle bu görüşe karşı çıktılar.

24 Eylül’de ise Çalışma Bakanlığı, “İşsizlik Sigortası ve İş Kurumu Kanunu” Yasa taslaklarını görüşmek üzere toplandı. Hak-İş’i temsilen katılan Genel Başkan Necati Çelik, işsizlik sigortası finansmanına Tasarrufu Teşvik Fonu’ndan kaynak aktarılmasını istedi. İşsizlik sigortasının kıdem tazminatından ayrı tutulmasını istedi. (1)

İlki Ulusal İstihdam Stratejisi

Ancak en kapsamlı saldırı olarak AKP hükümeti dönemi not ediliyor. 17 yılda göreve gelen 7 çalışma bakanının da kıdem tazminatının değişmesinden yana tutum alması bunu işaret ediyor. Grevlerin en çok ertelendiği, zabıta gücüyle engellendiği dönem olarak da kayıtlara geçti. Toplu sözleşme yetkisindeki örgütlü işçi oranı yüzde 5’lerin altında. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işverenlere destek için OHAL’i ilan ederek grevleri yasakladıklarını hatırlatan sözleri hâlâ hafızalarda tazeliğini koruyor (2). Bakanların çoğunun özel sektörde söz sahibi olanlardan teşekkül etmesi, bir anlamda hükümet ve özel sermayenin iç içe geçişini gösteriyor. Bu durum, hükümetin tüm politikasına rengini veriyor. Ancak bu renk ağırlıklı olarak yeşil tonlu.

Bu bakışla, “kıdem tazminatı”nı kırmaya yönelik ilk kapsamlı girişim 2013’te gerçekleştirildi. Hazırlıkları ise 2010’da başladı. “Ulusal İstihdam Stratejisi” adıyla 8 Şubat 2012’de sendikalara sunulan belgede, “Özel istihdam bürolarına işçi kiralama yetkisi verilmesi, kıdem tazminatlarının fona devri ve esnek çalışmanın yaygınlaştırılması” gibi başlıklar dikkat çekiyordu. Tam da bugün olduğu gibi. Kürt sorununun şiddetle çözümünün devreye konulduğu bir sürece tekabül etmekte.

2013’ün ilk aylarından itibaren taşeronlukla ilgili tartışmalar yeniden gündeme geldi. Dönemin Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in “Taşeron işçilerinin sorununu çözeceğiz” diye başladığı konuşma kıdem tazminatının fona devrine bağlandı. Hükümet bu amaçla 11 Kasım 2013’te hükümet, işçi ve işveren temsilcilerinden oluşan Üçlü Danışma Kurulu’nda taraflara ilettiği sunumda Çalışma Meclisi oluşumunu işaret etti. Sunumda, “alt işverenlik”, “geçici iş ilişkisi” ve “uzaktan çalışma” başlıkları yer aldı. Başlığa eklenmese de hükümet taşeronluk ile bağlantılı olarak kıdem tazminatlarının fona devrini de sıkıştırdı.

Çalışma Meclisi boşa düştü!

Ancak Çalışma Meclisi, iktidarın kurguladığı şekilde sonuç vermedi. İlk gün Erdoğan’ın protesto edilmesinden korkan hükümet salonu kim olduğu bilinmeyen bir kalabalıkla doldurdu. İkinci gün ise onayları alınmış gibi okunan sonuç bildirgesi DİSK ve Türk-İş delegeleri tarafından protestoyla karşılaştı. Hükümetin sunumu Hak-İş dışında ne işçi ne de patron temsilcilerini memnun etti. Çalışma Meclisi’ni Üçlü Danışma Kurulu ile Teknik Heyet Toplantıları takip etti. 11 Kasım’daki sunumlardan biri de özel istihdam bürolarına işçi kiralama yetkisi verilmesi de yer aldı.

İşçi kiralama 4857 sayılı İş Kanunu’nun 7. maddesine göre yapılabiliyor ve buna göre, şirketler kendi işçilerini bir başka iş yerine belirli süreler için kiralayabiliyor. Ancak bu haliyle sermaye kesiminin istediği bir noktada olmaktan çok, oldukça sınırlanmış bir durumda. Taşeronluğun yasa dışı “işçi temini” haline gelmesi de gün geçtikçe daha fazla sorun yaratmakta. Yargıtay’ın bu konudaki kararları ise hükümeti iyice sıkıştırıyor. “Alt işveren ilişkisi, insan kaynakları şirketinden işçilik temini yoluyla kurulamaz. İşçi temini yasada yer alan bir uygulama değildir.” (3)

Haklar geriledikçe geriledi

En kapsamlı tartışma ise AKP döneminde “Taşeron işçilerine yeni haklar veriyoruz” adı altında gündeme getirildi. Şöyle deniliyordu: “Bireysel kıdem hesabı sistemine geçilecek ve tüm işçilerin kıdem tazminatı sorunu çözülecektir. Bireysel kıdem hesabı ile aynı işverene bağlı çalışma süresine ve iş sözleşmesinin sona erme nedenine bakılmaksızın tüm işçilerin kıdem tazminatı hakkı güvenceye alınacaktır (4)”. Sendikal örgütlülük ve işçi haklarının geriye gitmesinde öncü rol oynayan, kamu ve özel sektörün maliyetleri düşürmek için başvurduğu yolların başında gelen taşeronluğun, AKP döneminde nasıl bir seyir izlediğinin yanıtı, dönemin Çalışma Bakanı Faruk Çelik’ten geldi. Çelik’in bir soru önergesine verdiği 19 Eylül 2012 tarihli yanıta göre, 2002’de 387 bin olan taşeron işçi sayısı, 2011 yılında 1 milyon 600 bini bulurken, sadece kamudaki taşeron işçi sayısı 2013 yılında 586 bine ulaştı (5). TİSK Genel sekreteri Bülent Pirler, özel istihdam bürolarını konu alan bir seminerde, “Taşeron işçiliği konusunda neden sıkıştığımızı hiç kimse konuşmuyor. Suyun önünü keserseniz, bir yere akacak işte taşerona doğru aktı. Doğasına aykırı bir iş yapılınca sonuçta taşeronluk da patladı” diyordu (6).

İktidarın kıdeme bakışı

Kıdem tazminatının iktidar cephesinde yalnızca kıdem tazminatı olmadığı 8 Ekim 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan “Orta Vadeli Program”da yer alan ifadelere de yansımış bulunmaktadır: “... İşgücüne katılım, işsizlik, kayıt dışı istihdam, işgücünün eğitim seviyesi ve verimliliği gibi alanlarda daha fazla ilerleme kaydedilmesi ihtiyacı işgücü piyasasındaki katılıklar, kıdem tazminatı ve alt işverenlik gibi yapısal sorunlar önemini korumaktadır. Bu kapsamda daha rekabetçi bir işgücü piyasasının oluşturulması temel amaçtır.” Özel istihdam büroları yaygınlaştırılacak ve faaliyet alanları geçici iş ilişkisini de kapsayacak şekilde geliştirilecektir. Alt işveren uygulaması işçi haklarını ve ekonominin rekabet gücünü dikkate alacak şekilde gözden geçirilecektir. Sosyal taraflarla diyalog içerisinde tüm işçilerin faydalanacağı ve bireysel hesaba dayanan bir kıdem tazminat sistemi geliştirilecektir. Bu da kıdem tazminatının yeni bir istihdam yapılanmasının oluşturulması için gerekli görülen düzenlemelerden birisi olarak gündeme geldiği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmekte. (7)

2014 yılı Programı...

2014 yılı Orta Vadeli Program’da ise yaklaşım daha nettir: “İşgücü piyasasında etkinliğin artırılması amacıyla güvenceli esnek çalışma, kıdem tazminatı alt işverenlik özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi kurulması aktif ve pasif işgücü programları gibi alanlarda sosyal diyalog mekanizmaları güçlendirilerek ilerleme kaydedilmesi ihtiyacı devam etmektedir. Bu amaçla atılacak adımlar ise şöyle sıralanmaktadır:
Tedbir 116: İşgücü piyasasına girişlerin kolaylaştırılması amacıyla KADINLAR İÇİN ESNEK ÇALIŞMA BİÇİMLERİ YAYGINLAŞTIRILACAKTIR.

Tedbir 124: Özel istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi kurulabilmesi için gerekli mevzuat değişikliği yapılacaktır. (8)”

2014 itibarıyla Türkiye’de Kürt meselesinde esmeye başlayan müzakere ve barış süreci ile kıdem tazminatı meselesi de yeniden rafa kaldırıldı. Ta ki barış meselesinin son bulduğu 2015 sonuna kadar. 2017 itibarıyla konu yeniden ısıtılmaya başlandı.

3 sendikadan ortak tutum!

5 Haziran 2017’de CHP tarafından düzenlenen “Kıdem Tazminatı Çalıştayı”na Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, Hak-İş Başkanı Mahmut Aslan, DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun yanı sıra 35 sendikanın genel başkanı katıldı. Çalıştayda sendikalar ortak tutum alan bir metni imzaladı. Emek büroları tarafından açıklanan sonuç bildirgesinde, ortak duruş şöyle ifade edilmiştir: “Unutmamak gerekir ki, kıdem tazminatı bir yük değil, işçilerin kazanılmış hakkıdır. Tek başına kıdem tazminatı fonu uygulamasına geçilmesi halinde kıdem tazminatının işçi için üstlendiği koruyucu rol ortadan kalkacaktır. İşten çıkarmalar kolaylaşacak ve iş güvencesi zayıflayacaktır.

Bundan önceki fon uygulamalarında (tasarruf teşvik fonu, işsizlik fonu) yaşandığı gibi bu fonun amacı dışında kullanılması riski yüksektir. Kıdem tazminatı ödemelerinden 30 gün hakkından vazgeçilmemelidir. Öte yandan hak kayıplarını önlemek için kıdem tazminatı her türlü fesihte ve istifade süre aranmadan ödenmelidir.”Kaynak:

(1) Hak-İş Genel Kurulu Çalışma Raporu. 31 Kasım- 1, 2, 3 Aralık 1995. s. 249, 250.
(2) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TOBB’da düzenlenen 15 Temmuz etkinliği konuşması. 12 Temmuz 2017 tarihli basın.
(3) Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, Esas No: 2008/21615, Karar No: 2009/7739, Tarih: 23.03.2009.
(4) Yıldız Koç. Kıdem Tazminatı, Kiralık işçilik ve Taşeronluk saldırısının arka planı ve 2013 yılındaki tartışmalar. Emek Yıllığı 2013. s. 508.
(5) Serkan Öngel, Türkiye’de Taşeronlaşmanın Boyutları” DİSK-AR Bülteni, Kış 2014. s. 40.
(6) Emek Yıllığı- 2013. 2014. s. 508-509.
(7) Orta Vadeli Program (2014-2016) s. 23/ 20131008M1-1-1 (1) https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/10/20131008M1-1.htm)
(8) 2 Kasım 2013 Tarihli ve 28809 Sayılı Resmî Gazete - Mükerrer MEVZUAT 20131102M1-1 s. 144, 145,147.)Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğühttps://www.resmigazete.gov.tr

*Dosyanın birinci bölümü için tıklayınız


Etiketler : Kıdem tazminatı,