Şiddeti sistem ve cezasızlık tetikliyor

Gülcan Kılagöz/İstanbul

Sağlık emekçilerine yönelik artan şiddet tepkilere rağmen devam ediyor. En son İstanbul’da Psikiyatri Doktoru Fikret Hacıosman’ın hastası tarafından öldürülmesi sağlık emekçileri için bardağı taşıran son damla oldu. Daha önce de defalarca sağlıkta yaşanan şiddetin önünün alınması için yasa çıkarılmasını isteyen sağlık emekçileri, alanlara çıkarak seslerini duyurmaya çalıştı. Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) çağrısı ile çeşitli kent merkezlerinde yapılan bir haftalık nöbetin ardından ‘Sağlıkta Şiddet Yasa Tasarısı’nın kabul edilmesi için Meclis’in harekete geçmesi istendi ancak henüz bir adım atılmadı. Sağlıkçılar yasanın bir an önce Meclis’ten geçmesini istiyor. Sağlık emekçilerinin çalışma koşullarını ve maruz kaldıklarını Prof. Dr. Raşit Tükel ile konuştuk.

Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının çalışma şartları nedir?

Çok sayıda hastaya bakmak hekimde nasıl bir durumu ortaya çıkarıyor? Ülkemizde 15 yıldır uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı, sağlık sistemini piyasaya teslim ederek hekimlerin çalışma koşullarını bozmakta, özlük haklarını elinden almaktadır. Verimlilik, kârlılık söylemleri ile sağlık alanında ticari bir anlayış hâkim kılınırken iş güvenceleri ortadan kaldırılmıştır. Hekimler, sağlık çalışanları düşük, emekliliğe yansımayan bir ücretlendirme ile çalışmak zorunda bırakılmışlardır.İş güvencesi, iyi hekimlik yapmanın önde gelen bir koşuludur.

Sağlık alanında uygulanan sözleşmeli, esnek ve taşeron çalışma biçimleri ile mesleki değerlerimiz aşınmıştır. Performansa dayalı ücretlendirme yöntemi, hekimliği piyasa koşullarına sürükleyerek hekimlik uygulamalarını tartışılır hale getirmiştir. Hekimlerin büyük bir bölümü haftalık çalışma saatlerinin çok üzerinde çalışmaktadır. Asistan hekimler açısından bu durum, daha da büyük bir sorundur. Çalışma süreleri fazla mesailer ve nöbetler de içinde olmak üzere haftada 48 saati aşmamalı; asistan hekimler içinse bu süre nöbetler sırasında eğitim alma durumları da gözetilerek en fazla 56 saat olmalıdır.

Hekimler, sağlık çalışanları; insan yaşamının sorumluluğunu üstlenerek sürdürdükleri meslek yaşamlarında, yıpratıcı koşullarda, uzun saatler boyunca, şiddete uğrama riski altında çalışmak zorunda bırakılıyorlar. Çalışma koşullarının ağırlığının yanı sıra, geleceğe ilişkin belirsizlik, uzayan atama süreçleri, güvenlik soruşturmaları ile ilgili olumsuz beklentiler tükenmelerine yol açıyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2017 yılı sonu itibarıyla son üç yılda 24’ü hekim, 180’ni hemşire olmak üzere 431 sağlık çalışanı intihar ederek hayatını kaybetmiştir. Sağlık çalışanlarının çığlığına kulak verilmelidir. Hastaların sağlığı için çalışan hekimlere, sağlık çalışanlarına, sağlıklı koşullarda hizmet verebilme olanağı sağlanmalıdır. Çalışma koşulları iyileştirilmeli, performans sistemi kaldırılmalı, yoksulluk sınırında bir maaş, açlık sınırının hemen üzerinde bir emekli maaşı alan hekimlere ve diğer sağlık çalışanlarına emekliliğe yansıyacak, güvenceli, emeklerinin karşılığı olan, tek işte çalışarak insanca yaşamaya yetecek bir ücret verilmelidir

Sağlık çalışanlarının maruz kaldığı şiddetin artmasında temel neden nedir?

Türkiye’de sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, sağlık alanındaki en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir. Sadece kayıtlı olanlar üzerinden bir değerlendirme yapıldığında bile Türkiye’de günde en az 30 sağlık çalışanının sağlık hizmeti sunulan alanlarda şiddete maruz kaldığı görülüyor. Sağlık alanındaki şiddet, hekimler, sağlık çalışanları açısından mesleki bir risk konumundadır.

Sağlık ortamındaki şiddet olaylarında hedefin çoğu zaman sağlık sistemi olduğu, sistemden kaynaklanan aksaklıkların, ihmallerin şiddet olaylarına zemin hazırladığı görülüyor. Bu nedenle de uygulanmakta olan sağlık politikalarını ele almadan, sağlıkta şiddetin çözümüne yönelik geçerli bir yaklaşım ortaya konamayacağını biliyoruz. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte, hastalar ve yakınları, müşteri memnuniyeti anlayışı ön plana çıkartılarak, tıbbi bir gereklilik olup olmadığına bakılmaksızın, talep ettikleri her şeyin istedikleri anda ve istedikleri şekilde karşılanması yönünde bir beklentiye sokulmuşlardır. Vaat edilen ile karşılaşılan arasındaki fark açıldıkça, fatura sağlık çalışanlarına çıkartılmaktadır.

Uygulanan sağlık politikalarının bir sonucu olarak sağlık çalışanlarının değersizleştirilmesi ve hedef gösterilmesi, şiddetin ortaya çıkmasının koşullarını hazırlayan etkenler arasında yer alıyor. Sağlık çalışanları mesleki değersizleştirme, itibarsızlaştırma ile hedef haline getirilip sağlık ortamındaki her türlü aksaklığın ve karşılanmayan isteklerinin sorumlusu olarak gösterilirlerken, sorunların oluşumunda sağlık sisteminin payı göz ardı ediliyor. Sağlık çalışanlarının işyerinde sağlık hizmeti sunumu sırasında karşılaştıkları şiddet olayları aynı zamanda bir işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunudur. Sağlıkta şiddet olayının meydana geldiği alanın fiziki şartları ve güvenliği, bir risk etkeni oluşturup oluşturmadığı açısından ele alınmalıdır.

6331 sayılıİş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na göre hastanelerde İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulları oluşturulmalı; ilgili yönetmelik gereğince de, o işyerindeki sendikaların temsilcilerinin de katılımıyla iş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlemek için risk değerlendirmeleri yapılmalıdır. Hastane yönetimleri de, gerekli düzenlemeleri yaparak çalışma koşullarını, çalışma alanlarının fiziki şartlarını ve güvenliğini sağlıkta şiddetin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde oluşturma yükümlülüklerini yerine getirmelidir. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti artıran unsurlardan biri de, şiddeti uygulayan kişilerin cezalandırılmayacakları ya da ciddi bir yaptırımla karşılaşmayacakları düşüncesidir.

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddete hoşgörü gösterilmeyeceği, şiddet suçlarının mutlak cezalandırılacağı düşüncesinin yerleştirilmesi önleyicilik açısından önemlidir. Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde belirtilen önleyicilik ve koruyuculuk işlevinin sağlanabilmesi ve kamu sağlığının korunması amacıyla, Türk Tabipleri Birliği tarafından oluşturulan sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle ilgili yasa önerisi, acilen Meclis gündemine alınmalıdır. Son olarak, sağlıkta şiddetin ortaya çıkmasını kolaylaştıran önemli bir etkenin, şiddetin toplumsal ilişkilere nüfuz etmesi olduğunu söyleyebiliriz. Şiddet eğiliminde artma, silah edinmenin kolaylaştırılması ve özendirilmesi ile birlikte, insan hayatını tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır. Sağlık alanında yaşanan şiddeti, toplumsal ilişkilerde giderek hakim olan, çocuklara, kadınlara, savunmasız kişilere yönelen şiddetten tamamen ayrı düşünebilir miyiz? Şiddetin yaslandığı ve üzerinde yükseldiği toplumsal zemini değiştirmeye, toplumsal barış ortamını sağlamaya yönelik adımlar ivedilikle atılmalıdır.

Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Gazi Hastanesi ile başlayan ve başka üniversite hastanelerinde de ortaya çıkan genelgeye dair ne düşünüyorsunuz?

Acil olmayan ameliyat derken ne demek istenmiştir? Önceki gün Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde ameliyat olacak bir hasta yakınından eldiven vs. istendiği ortaya çıktı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Üniversite hastaneleri finansal bir kriz içindedir.

Diğer sağlık kuruluşlarında tanı, tedavi ve izleme yapılamayan zor vakalara tedavi hizmetini sunan üniversite hastaneleri, giderek artan borç yükü altında çöküşe doğru sürüklenmiştir. Bu çöküşün nedenlerine baktığımızda ilk dikkati çeken nokta, üniversite hastanelerinin sağlık harcamalarının büyük bir kısmının; personel harcamaları, işletme giderleri, yatırım, bakım, onarım ve araştırma giderlerinin tıp fakültelerinin döner sermayesinden ödenmesi, devlet bütçesinden destek sağlanmamasıdır. SUT fiyatlarında 11 yıldır kayda değer bir güncelleme yapılmamıştır. Bu nedenle SGK’den, sağlık hizmeti üretme maliyetlerinin çok altındaki değerlerde geri ödeme yapılmaktadır.

Örneğin, 5 Temmuz 2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Sağlık Uygulama Tebliği(SUT)ile, özellikli cerrahi işlemlerin SUT fiyatları artırılırken, en sık yapılan işlemlerin SUT fiyatları azaltılmıştır. Algoloji, anestezi, nükler tıp, radyolojik görüntüleme, biyopsi, laboratuvar işlemleri, psikiyatri ve solunum sistemi çalışmaları bedelleri azaltılan hizmetler arasında yer almaktadır.

Tıp fakültelerinin mal ve hizmet tedarikçilerine borç yüklerinin giderek artması, ilaç ve malzeme alımlarını güçleştirmekte; bu da yüksek maliyetlerle alım yapılmasına ya da hiç alım yapılamamasına neden olmaktadır. Bu arada, 24 Mayıs 2017 tarihinde Elazığ’da Fırat Üniversitesi Başhekimi Prof. Dr. Muhammed Said Berilgen’in, 5 bin 750 TL tutarındaki alacak için bir medikal firma yetkilisinin silahlı saldırısı sonucu yaşamını yitirdiğini de hatırlayalım. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Bülent Aydınlı, 7 Ocak 2018 tarihinde basına yaptığı açıklamada, medikal firmalara olan 250 milyon liralık borç nedeniyle faaliyetlerinin durma noktasına geldiğini, bu durum böyle devam ederse birçok malzemeyi bulamayacak ve böylece önemli ameliyatları yapamayacak duruma geleceklerini söylemiştir.

Aydınlı açıklamasında ayrıca, 43 üniversite hastanesinin borcunun 6 milyar TL, Sağlık Bakanlığına bağlı kamu hastanelerinin borcunun ise 11 milyar TL borcu olduğunu belirtmiştir. Geçtiğimiz günlerde ise, Gazi Üniversitesi ve Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakülteleri Başhekimliklerinin anabilim dallarına, malzeme satın alma isteminde bulunulurken yapılacak ameliyat ya da işlem için “hayati öneme haiz” belgesi düzenlenmesini talep eden yazılar göndermeleri, üniversite hastanelerinin geldiği durumun bir göstergesidir. Bu durumun birkaç üniversite hastanesi ile sınırlı olmadığı açıktır. Hatta mevcut sistemde herhangi bir kamu hastanesinin ayakta kalabilmesinin mümkün olmadığını söylemek abartı olmaz. Sayıştay raporlarına da yansımış bir durumdur bu.

Öte yandan, döner sermayeleri iflas ettirilen üniversite hastaneleri Birlikte Kullanım ve İşbirliği Protokolleri ile Sağlık Bakanlığı’na bağlanmak istenmektedir. Sonuçta, üniversite hastanelerinde tümüyle SGK geri ödemelerine bağlı olan döner sermaye gelirleri, giderlerin çok altında kaldığı için, bu hastaneler borç yükünden kurtulamamakta ve borçlanma miktarının giderek artmasıyla da iflasa sürüklenmektedir. Tıp fakülteleri, hastaneleri ile birlikte, işletme değil; bilim üreten, öğrencilerini geleceğe en iyi şekilde hazırlayan, nitelikli sağlık hizmeti ile eğitimin iç içe verildiği kurumlar olmalıdır.

Toplum sağlığına zararlı uygulama

Sonuç olarak ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ denilen uygulama ne getiriyor?

Sağlığın küresel sermayenin kârını artırma alanlarından biri haline gelmesi, sağlık çalışanları için iş yoğunluğu, ücret düşüklüğü, çalışma saatlerinin uzunluğu, güvencesizlik, esnek çalışma gibi koşulları doğuruyor. Sağlık hizmeti almaya gelenler ile sağlık çalışanları arasında piyasa ilişkisinin belirleyici olması, hem sağlık çalışanlarının hem de toplumun sağlığına zarar veriyor. Sağlık emek sürecinin piyasanın ihtiyaçları ve talepleri doğrultusunda belirlenmesiyle de, sağlık hizmetlerinin piyasada üretilen ve satılan mallar olarak algılandığı, kâr zarar hesabı içinde metalaştırıldığı bir sağlık ortamı yaratılıyor. Bu süreç sadece sağlık alanıyla da sınırlı değil elbet. Neoliberal politikaların hakim olduğu günümüzde, kamu hizmetleri de özel sermaye birikiminin alanı haline getiriliyor. Kamu tarafından bedelsiz sunulan eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi hizmetlerin metalaştırılması sonucunda, gelirleri ve yaşam standartları düşen kesimlerin bu hizmetlerden yararlanması da giderek güçleşiyor.

BİTTİ

Diğer Başlıklar