40. yılında 12 Eylül ile hesaplaşma

13 Eyl 2020

Askeri darbe 12 Eylül 1980 günü yapıldı. Darbe dört başı tam teşekküllü bir diktatörlüktü ve 40. yılını geride bıraktı. Ancak etkilerini bütün yönleriyle devam ettiriyor.

Daha önceleri de açık ya da örtülü darbeler olmuştur, ancak hiçbiri 12 Eylül kadar kalıcı sonuçlar yaratmamış ve Türkiye’yi darbeler mekaniğine bağlamamıştır. Yarattığı sonuçlar derinlikli ve köklüdür.

12 Eylül’ü kalıcı kılan karakteridir. Karakterini belirleyen de 12 Eylül’ün gerçekleştiği şartlarla doğrudan bağlıdır. Dünya, Ortadoğu ve Türkiye’nin içinden geçtiği koşullar 12 Eylül’ün niteliklerini belirledi. O çelişki, çatışma ve ideolojik hesaplaşmanın ara kesitlerinde gerçekleşen faşist bir darbedir 12 Eylül. Özü bir hesaplaşmadır.

Ulus-devlet sisteminin sonlama koşullarını ortadan kaldırma hamlesidir 12 Eylül. O açıdan 12 Eylül ideolojik ve o temelde ulus-devlet sistemini yeniden üretme, restore etme hamlesidir. Günümüzde de etkilerini kapsamlı göstermesi; hamlenin büyüklüğü, derinliği ve kapsamlılığı, ideolojik niteliğiyle ilgilidir.

Kapitalizm ile bilimsel sosyalizm diye tanımlanan reel sosyalizmin küresel hegemonya hamlelerinin Ortadoğu ve Türkiye ayakları olarak gelişiyor. Aslında iki kutuplu dünya sistemi bir kilitlenme içindedir. 1989 yılından itibaren reel sosyalizm çözülüp dağılma sürecine girdi. Bu dağılma aynı zamanda dünya sisteminin de yeni bir evreye geçmesidir. Özgürlük arayışlarıyla küresel hegemon sistem arası çelişki ve çatışmaları çeşitlendi ve 3. Dünya Savaşı döneminin önünü açtı.

Bölgede ise bir yanıyla Filistin kurtuluş mücadelesi devrimin odak işlevi olurken diğer yanıyla sosyalizmin prestiji etkilidir. Yine Afganistan’ın Sovyet ordusunun işgaline uğraması ve İran’da Şahlık’ın devrilmesi emperyalist-kapitalist sistem için sonlanma çanlarının çalmasına yol açacaktır.

12 Eylül öncesi yaşananlar dıştaki bu gelişmelerin etkisiyle emperyalistkapitalist yapının daha da paniklemesine yol açacaktır. Türkiye’de 1968 gençlik hareketi, 12 Mart darbesiyle önü kesilmek istenmiştir. Ancak özellikle de 1975 yılı itibarıyla özgürlük ve demokrasi mücadelesi, 12 Mart öncesine nazaran daha güçlü bir çıkışın ivmelendiği sürece girdi. Mücadele öğrenci gençliği aşan kitleselleşen karakter kazanacaktır. Yani sosyalizm fikriyatı toplumsal taban bulacaktır.

En önemli gelişme de Kürtlerin ideolojik, düşünsel ve eylemsel olarak çıkış yaptığı bir süreç olmasıdır. Türk ulus-devletini asıl sarsıntıya uğratan ve paniklettiren de Kürtlerin diriliş zamanına girmesidir. Kürtlerin uyanmaya başlamasının en çarpıcı yanı; ulusdevletin bastırılmış, sindirilmiş ve en önemlisi de ulus-devlet ideolojisinin Kürtlere yedirildiği yanılsamasının açığa çıkması oldu. Yani artık Kürtlerin uyanamayacağı, toplumsal olarak tasfiyenin gerçekleştiği varsayımına varılmıştı. Uyanış, ideolojik olarak durumun böyle olmadığını anlaşılır kılmıştır. Nitekim cunta lideri Kenan Evren, “Halfeti üzerinde uçarken aşağıya baktım ve darbe yapmaya karar verdim” diyecektir. Yine darbe yapmanın esas gerekçesinin Kürt uyanışı olduğu çeşitli belgelerde açığa çıkmıştır. Yine o yüzdendir ki, Diyarbakır Zindanı’nda yaşanan vahşetin niteliği; cuntanın yapılış karakterini dışavurur. İşkenceden amaçlanan Kürt’ün diriliş düşüncesini çökertme, inançsızlaştırma ve teslim alıp biat ettirmektir. Amed Zindanı’nda yaşanan direnişin özünün ideolojik olması bundandır. “Direnmek Yaşamaktır” haykırışı bu direnişin parolası olmuş ve tarihe damgasını vurmuştur.

İdeolojik olarak aşılan Türk-İslam anlayışı, 12 Eylül darbesiyle önüne geçilmeye çalışılmış. Aynı zamanda da yeni bir ideolojik yaklaşımın ikame edilmesi ihtiyacı doğmuştur. Türk-İslam ideolojisi yerine İslamTürk ideolojisi ikame edilmeye başlanmıştır. Bu, günümüzde AKP-MHP ve Kemalist ulusalcılığın en sağ koalisyonu olması; 12 Eylül’ün inşa etmeye çalıştığı ideolojik yaklaşımın somut yansıması olmaktadır. Sistem ideolojik ve yaşamsal olarak o kadar nefessiz kalmış ki, Doğu Perinçek’e muhtaç hale gelmiştir!

Bu durum sistemin sona yaklaştığının en çarpıcı yansımasıdır. Zaten Türk ordusunun Türkiye dışına yönelimi ve konumlanması da içte yaşanan yönetememe durumudur. Yayılarak başarısızlığını kamufle etme ve “Bölgesel ve küresel gücüz” söylemiyle şovenizmi körükleyerek kitleleri mobilize etmek içindir.

40 yıl sonra 12 Eylül, çok boyutlu direnişle karşı karşıyadır. Başta kadın hareketi olmak üzere halklar, toplumsal kesimler çeşitli direniş yöntemlerini ortaya koyuyorlar. Yine HDK-HDP fikriyatı-modeli tüm baskı ve sindirmeye rağmen demokrasi ve özgürlük hareketi olarak öne çıkmaktadır.

Direnme salt Türkiye ile sınırlı değildir. Bölgesel ve küresel çapta da bir direnme vardır ve büyüyor. Zulüm büyüdükçe direniş de büyüme eğilimindedir. Sonucu belirleyen hep büyüyen direniştir. Tarih bunu söylüyor.

Haydar Ergül

Haydar Ergül


Etiketler : Haydar Ergül,