98. yıldönümünde Lozan’a birkaç farklı bakış

23 Tem 2021

24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması’nın 98. yıldönümü. Yüzüncü yılının dolmasına iki yıl kaldı, ama hâlâ en fazla tartışılan uluslararası antlaşmalardan biri olmaya devam ediyor. Bugünkü Türkiye’nin Irak sınırı dışındaki sınırlarını netleştiren, henüz kurulmamış Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda varlığını garantileyen bir antlaşma olan Lozan’a Türkiye’den de farklı yaklaşımlar var.  

Cumhuriyetin kurucu partisi CHP, savaştan ağır bir yenilgi alarak çıkan Osmanlı’dan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını garantileyen bu antlaşmayı ‘büyük bir başarı’ olarak görürken, AKP gibi cumhuriyet rejimiyle sorun yaşayan ve mevcut durumda Türkiye’de rejimi değiştirmiş olan çevreler de bu antlaşmayı başarısız görerek Lozan’ın yeniden güncellenmesi gerektiğini belirtiyorlar. Türkiye cephesinin büyük ölçüde bu iki yaklaşım içinde kaldığını söylemek mümkün. 

Lozan’ın güncellenmesi gerektiğini düşünen bir diğer kesim de Kürtler. Ama Kürtlerin istediği güncelleme ile AKP’nin istediği güncelleme niteliksel olarak birbirinden epeyce farklı. AKP-MHP-Ergenekon ittifakının kurulduğu 2015 yılından bugüne mevcut iktidar, Lozan ile çizilmiş sınırları kabul etmedi, mevcut TC sınırlarının en asgari düzeyde olduğunu belirterek yayılmacı bir politika izledi. Yürüttüğü bu politika nedeniyle çevre ülkelere yayılmayı esas aldı, bunun için savaşa girmekten de çekinmedi. Ancak esas olarak göz koyduğu topraklar Misak-ı Milli sınırları dahilinde gördüğü Suriye sınırları içinde olan Rojava yani Batı Kürdistan ile Irak sınırları içinde olan Güney Kürdistan’dır. Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde işgal edilmemiş olmaları nedeniyle buralar son Osmanlı Meclisi tarafından Ocak 1920’de ‘Misak-ı Milli Sınırları’ olarak tanınmıştır. Belirtmek gerekir ki Musul vilayeti yani Güney Kürdistan savaş esnasında elde kalsa da savaşın hemen ertesinde İngilizlerce birtakım bahaneler ileri sürülerek işgal edilmiştir. Ama bu Türkiye tarafından kabul edilmemiştir. 

Kürdistan’ın parçalanmasının resmileştirildiği antlaşma olarak anılsa da Lozan gerçekte Kürdistan sınırlarına ilişkin yapılan bir anlaşma değildir. Zira bilindiği gibi Kürdistan’ın ilk parçalanması 1639 yılında Safeviler ve Osmanlılar arasında yapılan Kasr-ı Şirin Antlaşması’dır. Bu antlaşmayla Doğu Kürdistan denilen bölge Safevilerin egemenliği altında olacaktır. Zaten o zamandan beri de bu sınır neredeyse hiç değişmemiştir. Rojava toprakları 1921 yılındaki Ankara Antlaşması ile elden çıkarken, Lozan’da bu sınır resmiyet kazanmıştır. İngiliz işgalindeki Musul vilayetinin durumu ise Lozan’da netleştirilemez, daha sonraya bırakılır. Böylelikle Lozan, Misak-ı Milli sınırları kapsamında ele alınan Rojava ve Başûr’un elden çıkmasının onaylanması anlamına gelmiştir. Musul vilayeti daha sonra İngiltere ile 1926’da yapılan Ankara Antlaşması uyarınca Irak’a bırakılacaktır. Böylelikle dört parçaya bölünmüş olan Kürdistan’ın bu durumu uluslararası antlaşmalarla resmileşecektir. Gerçekte Kürdistan’ın parçalanarak Kürtlerin statüsüz bırakılmasının karar altına alındığı antlaşma 1921 yılında hegemonik güçlerce gerçekleştirilen Kahire Konferansı’dır. Lozan da dahil daha sonraki tüm antlaşmalar bu konferansın kararları temelinde gerçekleşecektir. Lozan, Kahire Konferansı’nın Türkiye ve Kürdistan’a ilişkin genel kararlarını resmileştiren antlaşma olmuştur. 

Lozan heyeti başkanı İsmet İnönü defalarca katılımcı ülke temsilcilerine Kürtlerin ve Türklerin ortak heyeti olduklarını, her iki halkı temsilen bulunduklarını belirtiyor. Hıristiyan azınlıkların hakları belli ölçüde bir çerçeveye kavuşturulurken Türklerle aynı dinden olan ve uzun süre birlikte yaşayan Kürtler için ayrıca bir çerçeve çizilmemiştir. Çünkü heyet her iki halk adına orada bulunduğunu söylemiştir. Hatta İsmet İnönü diğer ülke temsilcilerini ikna etmek için kendisiyle birlikte Diyarbakır’ın iki vekilini de beraberinde götürür. Lozan Antlaşması’nın Meclis’te onaylandığı sırada da altmıştan fazla Kürt vekil antlaşma için olumlu yönde oy kullanmıştır. Dolayısıyla Kürtler Lozan’ı sadece Türkler adına yapılan bir antlaşma olarak görmemiş, antlaşmayı aynı zamanda kendi antlaşmaları olarak gördüklerinden onay vermişlerdir. 

Ne var ki, antlaşmadan sonra Türk egemen elitleri tarafından Kürtlerin varlığı inkâr edilmeye ve Kürtler pek çok değişik yol ve yöntemle imha edilmeye çalışılacaktır. İşte Kürtler, bu soykırım politikalarının hem Kürt-Türk tarihsel ilişkilerine hem de Lozan’daki birlikte temsil ruhuna uygun olmadığını belirterek, Lozan’ın tekrardan güncellenmesini istemektedirler. Türk devletinin Kürtleri cumhuriyetin kurucu asli unsuru olarak görmesini, Kürtlere uyguladığı inkâr ve imha siyasetinden vazgeçmesini istemektedir. 

Kürtlerin Lozan’ın güncellenmesinden anladığı, halkların eşit ve özgür birlikteliği temelinde, Misak-ı Milli sınırlarına ulaşmak iken, AKP-MHP güncellemesinde ise Doğu Kürdistan dışındaki tüm Kürdistan’ın yeniden ve derinlemesine işgali amaçlanmaktadır. İşte iki güncelleme talebi arasında bu denli bir zıtlık vardır. Lozan’ın yüzüncü yılına doğru giderken, Kürtler statüsüzlüğe son vermek için varlık-yokluk mücadelesi verirken, AKP-MHP iktidarı da 3. Dünya Savaşı koşullarından da yararlanarak 2023’e kadar Kürdistan’ın tümünü işgal etmek ve Kürt soykırımını başarmak için çabalıyor. AKP-MHP iktidarının peşinde olduğu hayal, bu topraklarda var olmanın diline uygun olmadığından bu iktidarın Lozan’ın yüzüncü yılını görmesi hayale dönüşmüş durumda...


Etiketler : Lozan Antlaşması,