BAE-İsrail anlaşması üzerine birkaç söz

23 Ağu 2020

Birleşik Arap Emirliği (BAE) ile İsrail devleti ilişkileri normalleşme anlaşması yaptı. Bunun üzerine çeşitli tepkiler yükseldi.

Arap cephesindeki tepkiler genel anlamda yumuşak ve onaylayan nitelikte olurken; en sert karşı koyuşu ise İran ve Türkiye verdi. İtirazları BAE’nin İsrail’i tanıyarak Filistin davasına ihanet ettiği, sattığı biçimindedir. Yine dünya genelinde anlaşmaya yaklaşım, onaylayan ve memnuniyet belirtme şeklinde oldu.

İsrail-BAE anlaşması üzerinde çeşitli düşünceler ortaya konabilir, çok yönlü irdelemeye açık bir konudur. Çünkü İsrail-BAE ilişkilenmesi ikisini ilgilendiren bir durum olmadığı; genelde dünyayı ilgilendiren yanları olduğu gibi bölgenin binlerce yıllık bir çelişkisini güncelledi. Tepkilerin lehte veya aleyhte yoğunluklu dile getirilmesi, tarihi bağlarının güncel boyutuyla hatırlatması oluyor.

Anlaşma üzerinde çok şey söylenebilir. Ancak esas olanın üzerine birkaç şey söylemek; anlamlandırma açısından önemine dikkat çekmek önemli oluyor. Ortaya konan tepkiler, söylenen sözler çıkar eksenli; araçsallaştırılmış Filistin sorunun rantına dayanmakta ve anlam kaymasına zemin üretmektedir. Bu söylemleri üretenler de daha çok devlet erkini elinde bulunduranların iktidarlarını sürdürmede Filistin’i kullanmalarıdır. Dolaysıyla Filistinlilere yarar sağlama bir yana, onların duygularını sömürme ağırlıklıdır. Acılarını dindirmemekte tersi derinleştirmekte ve zulmün artmasına yol açmaktadır. Bunun dışına çıkma ve doğru bir bakış kazanma daha doğru yaklaşım olacaktır.

İsrail devletinin kuruluşu 1948’dir. İngiliz emperyalizmi başta olmak üzere emperyalizmin o günkü çıkarlarına hizmet eden bir devlet oluşumudur.

Adeta Ortadoğu’nun bağrına bir hançerin saplanmasıdır. Binlerce yıl önce Yahudi ve bölge halkları karşıtlığı şeklinde oluşan çelişki, zamanla Müslüman-Musevi sorunu şekline büründürülerek dinsellik kazanacaktır.

İlerleyen zamanlarda Hristiyanlık da eklenerek dinsel kimlikler çoğalarak Doğu-Batı çelişkisi biçimine bürünecektir. Yani Hristiyanlık-Musevilik bir tarafta Müslümanlık öbür tarafta konumlandırıldı. Çelişki binlerce yıllık geçmişe dayandığı için derin ve kapsamlı bir içerik kazandı. İşte İsrail Siyonist devleti bu çelişkinin üstüne oturtturuldu. Binlerce yıllık sorun yumağı İsrail’in kuruluşuyla hem güncellendi hem de derinlik kazandı.

Ortadoğu Filistin-İsrail çelişkisi etrafında donduruldu. Diğer bölge sorunları bu sorunun içine adeta emdirildi, kaybedildi ve görünmez kılındı. Emperyalizm buna dayanarak bölgeyi rahatlıkla yönetti ve sömürdü.

72 yıldır bölge sorunlarının Filistin-İsrail eksenine kilitlenmiş hali; durumun vahametini açığa çıkarmaktadır. Ortadoğu denildiğinde hemen akla Filistin geliyor. Varsa yoksa Siyonizm ve Filistin! Doğu dünyasının aklına Filistin’e yaşatılan katliam ve zulümler gelirken, Batınınkine ise İsrail güvenlik sorunu oluyor. Diğer bütün can alıcı sorunlar bu sorunun içinde kaybolup gidiyor. Bölge mantığının işleyişi bu sorunu teşne hale getirilmiştir.

Bu sorun etrafında sadece emperyalistler bölgeyi kolay yönetmedi; bölge ulus-devletleri de rahat yönetme kolaylığı kazandılar. Yönetmede zorlanıldığında hemen Filistin’e sahip çıkma kolaylığına başvurdular, çözüm arayışlarını ve düşünceleri rahatlıkla bastırdılar, bastırıyorlar. Dolaysıyla Kürt meselesi, Berberilerin (Kuzey Afrika yerlileri) arayışları, kadın sorunları, velhasıl akla gelebilecek bütün problemler Filistin-İsrail ekseninde boğduruldu ve boğdurulmaya da devam edilmek isteniyor. Filistin-İsrail meselesi anti demokrat ve despot yönetimlerin zemini durumuna getirilmiştir. Filistin meselesi onlar için çözülmesi gereken bir sorun değil, sürekli kanatılması gereken; ırkçılık, dincilik ve şovenizmin malzemesidir. Yani çözüm amaç değil, sorunu kaşımaya araçtır. Dolaysıyla onlar Filistin dostları değil, çözümsüzlüğü sürdürenlerdir.

Dikkat edilirse BAE-İsrail’in normalleşme anlaşmasına en şiddetli tepki veren İran ve Türkiye’dir. Yönetmede çok zorlandıkları; sorunlarının en başında Kürtlerin inkarına dayalı çözümsüzlüğün başat olduğu ülkelerdir. “Kimsesizlerin kimsesi olmak” adına yola çıkanlar, alttan alta İsrail’le her türlü ilişkiyi sürdürüyorlar. Filistinliler katledildiklerinde de sadece sözlü salvolar yapıyorlar.

Kürt şehirlerini yerle bir etmekte bir beis görmeyenlerdir. Günlerce sokakta Kürt “ölüleri” bekletenler Filistin dostları olabilirler mi, “kimsesizlerin” sesi olabilirler mi? Açık ki olamazlar. Zalimler güçlerini vicdansızlıklarından alır. Ötesi en ağır demagojidir.

Gelinen aşamada Yahudilik bölgenin bir gerçeğidir. Binlerce yıl içinde çeşitli nedenlerle dünyanın dört bir yanına savruldular. O nedenlerin başında Yahudi egemenlerin payı büyüktür. Katliamlara uğradılar, soykırım yaşadılar. Kökleri bu coğrafyadadır. Her varlık köklerine yönelir, kaybettiğini kaybettiği yerde arar ve orada bulur. Bu Yahudiler için de geçerlidir.

72 yıldır sökülüp atılamadılar! Geriye kabul etme ve ilişkilenerek çözüm kapısını aralama doğru olandır.

BAE’nin hangi amaçla olursa olsun ilişkilenmesi, çözüm kapısını aralama anlamında katkısı olabilir. Kuşkusuz bu adımın 3. Dünya Savaşı’yla ilgi yönlerinin olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Yeni bloklaşmanın parçalarından biri olarak değerlendirmek gerekiyor.

Yine Filistinlilerin tepkili olmaları da anlaşılırdır. Ancak yıllardır donmuş hallerinden kurtulmalarının önünün açılmasına yarar sağlayabilir. Filistinli örgütlerin zihinsel ve yaşamsal olarak donduklarının altını çizmek yerinde olacaktır. Silkelenmelerine ve çözüm arayışlarına yönelmelerini sağlamada rol oynayabilir. Dönüşüm ve yeniden yapılanmalarına vesile olabilir, bu anlaşma. Eskisi gibi yaşamaları olanaklı olmaktan çoktan çıkmıştır.

Yine Filistin-İsrail sorunsalının etrafında donuklaşan bölge halklarının önlerinin açılmasına da veriler ortaya koymakta; başta Filistin halkı olmak üzere bölge halklarına (Kürt, Türk, Arap, Süryani vb.) yeni ilişki ve ittifakların kurulma zeminine katkısı olabilir. Çünkü hakiki çözüm egemenler arasındaki ilişkilerde değil, halkların öz güçleri ve ittifakındadır.

Haydar Ergül

Haydar Ergül


Etiketler : Haydar Ergül,