Bu kitabı mutlaka bulmalıydık

03 Oca 2021

Stockholm. Beşirili Ezidi yazar İskan Tolun’un ''Bu Kitabı Mutlaka Bulmalıydım'' * başlıklı yazısı alıp beni 60’lı yıllara götürdü. İskan Tolun sayesinde bu siteden haberdar oldum ve birçok ilginç, değerli yazıyı okuma olanağım oldu.

Zorunlu askerliğin bir faydası var ise, bana göre, yazar ve araştırmacıların Kürt halkını keşfetmesine yardımcı olmasıdır. 'Keşfetme'' kelimesi belki garip kaçabilir. Ama Cumhuriyet Türkiyesi’ne Kürt halkının varlığını güç bela da olsa keşfettik! Zaten hayatımız TC’nin sırlarını keşfetmek ve deşifre etmekle geçti!

Örneğin, zorunlu askerlik, bir de 27 Mayıs sonrası, bunun zorunlu öğretmenlik olarak yapılmasının mümkün olması sayesinde, varoluşçu olarak nitelenen bir yazar, Ferit Edgü Hakkari’ye gicecek, sadece Kürtlerle kalmayıp, Nasturileri de keşfedecekti. Ya da bir Muzaffer Erdost, Şemdinli’nin gizemli coğrafyası ve tarihi ile buluşacaktı. Genç bir sosyolog olarak İsmail Beşikçi'nin yolu da, son göçer aşiret Alikanlarla buluşacaktı. Hatta bu araştırmayı yaparken, kendi de onların yaşamını paylaşıp göçer olacaktı.

Bir yıldız gibi parlamıştı İsmail Beşikçi akademik dünyada, Kürtleri sosyolojik bir araştırma konusu yapmasıyla. Öyle ya şimdi mesela, Covid 19’un sırrını çözen bilim insanları nasıl parlıyor ise.

Öyle ya, TC’nin bir virüs olarak gördüğü Kürtlük üzerine bir akademisyen araştırma yapıyor. Alikan aşireti incelemesi, Erzurum Üniversitesi’nde doktora tezi olmuştu. Daha sonra ''Doğu Mitingleri''ni konu alan teksirle az sayıda çoğaltılmış araştırmasını bulmak için göbeğim çatlamıştı.

Dadaş diyarı olarak tanınan Erzurum, aynı zamanda Kürtlüğün de paylaştığı bir coğrafyaydı. Bir Ermeni yurdu oluşu ise, kazınıp çıkarılmıştı tarihin sayfalarından. Beşikçi’nin Erzurum’da akademik kalışı zorlaşınca, AÜ, Siyasal Bilgiler Fakültesi kapısını açacaktı Beşikçi’ye. 12 Mart öncesi üniversite kurumu hala üniversite iken.

Örneğin bir Oya Sencer de bir başka netameli konuyu, işçi sınıfını sosyolojik tema olarak seçmişti de, o da İÜ’de doktorası reddedilmişti. Erzurum/İstanbul milliyetçi hattı!

Ama ona da mesela Ankara’da Hacettepe Üniversitesi kapı açabilmişti. Dedim ya, hala üniversite biraz olsun üniversite iken!

Dr. Beşikçi’yi en büyük hayal kırıklığına uğratan da zaten, resmi ideoloji şeriatına bağlı bu sözde ''akademik'' dünya olmuştu. Az polemik yapmadı onlarla.

Doğan Avcıoğlu, ''Türkiye’nin Düzeni'' kitabı ile ortalığı silkelemişti de, az geçmeden Dr. Beşikçi, ''Doğu Anadolu’nun Düzeni'' ile ortalığı başka seferden silkelemişti. Avcıoğlu, bir çeşit Türk Baasçılığının manifestosunu yazarken, Dr. Beşikçi, ''hop'' deyip Kürt olgusuna dikkat çekiyordu. Sonuç olarak 12 Mart darbesi her ikisini cezaevinde buluşturdu. Farklı kışlalar da kalsalar da…

Bu kitap 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Yasası ile yasaklanan ilk kitap oldu. Ayşe Nur Zarakolu ve İsmail Beşikçi ise TMY nedeniyle hapsi kesinleşen ilk yayıncı ve yazar oldular. Ama Dr. Beşikçi daha şanslıydı, Kürtlükle daha bir yoğun birliktelik yaşadı.

Dr. Beşikçi, mesela bir Kürt aşiretini değil de, Latin Amerika’da bir İnka aşiretini ele alsaydı sosyolog olarak başı derde girmezdi. Ya da mesela Irak ve Suriye’deki Türkmen aşiretlerini konu alsa, Ordinaryüs profesör de olur, resmi ödüllere boğulurdu. Ama o gerçek bir bilim insanı olarak, araştırılmayanı araştırmak istiyordu. Bedeli: 17 yıl hapis!

1990 yılında ise, Dr. Beşikçi, bir başka ilke imzasını attı. Yine tabu yine dışlanan yok sayılan bir olguydu bu, ''Partiya Karkeran'' olgusu. TC hala içinden çıkamıyor 30 yılı deviren bu olgunun.

''Devletler Arası Sömürge Kürdistan'' adlı kitabı yine meydan okuyucu bir araştırma idi. Ve bir bomba gibi patlayıverdi. Serhildanların da birden dört yanda kitlesel patlaması gibi. Araştırma Paris Kürt Enstitüsü tarafından desteklenmişti.

Kendisi de bir sosyolog olan Ayşe Nur’un Ümit Fırat’ın bu kitabın yayınlanması teklifine evet demesi şaşırtıcı değil. Elbette, her ikisine de hapislik ve para cezaları ile bedel ödetilmesi de. Her ikisi için de, önemli olan Kürtlük olgusuydu, bu olgunun dönüşümü idi.

1990’lı yılların ortası. Bir İHD konferansı için Mersin’deyim. ''Alikan aşiretinin son göçerleri Mersin varoşlarında'' dedi birisi. Koştum varoşa efsanevi Alikanlarla buluşmak üzere. 90’lı yılların kirli savaşı, son Mohikanlar yaptı Alikanları. Bırakın göçerleri, mevsimlik yayla göçlerini bile olanaksız kılmıştı militarizm. Ege’deki Türkmenlere hak olan mevsimlik göç, Kürt diyarında sönümlenmiş, bu sürülerin de sonunu getirmişti…

Sonuç olarak, Beşikçi Hoca için de Ayşe Nur için de önemli olan Kürt olgusu idi. Ve yansımaları. Bu yansımaları bir kalıba sokup, tekleştirmeye çalışmadılar. Kürtlerin birliğini önemsediler ve Bırakuji’ye hayır dediler. Şimdi de Bırakuji’ye hayır demek gerekiyor.

 

İBV, iyi bir iş yaptı ve bütün çalışmaları kitaplaştırdı, ulaşılır kıldı. Kitapçılarda sergilenmese de, ulaşmak isteyen bir yolunu bulup ulaşır.

Yazı Görseli: 1990 yılında yayınlanır yayınlanmaz yasaklanan bu kitap, Türkiye’de Jenosid kavramının kullanıldığı ilk araştırma oldu.

*(http://kovarabir.com/6892-2/)başlıklı

 

Ragıp Zarakolu

Ragıp Zarakolu


Etiketler : RAGIP ZARAKOLU,