Cezaevi kapısını hastane kapısı sanmak - Gülcan Dereli

30 Haz 2019

Somurtkan bir çocuğun gülmesini sağlamak çok kolay bir iletişimle sağlana- bilir ama kırgın bir çocuğun kırgınlığını tamir etmek bazen yıllar alır. Çocuklar genel olarak yaşadıkları ağır olayları hafızalarına istemeden de olsa kaydeder. Ve onu anımsatan her durum karşısında neredeyse benzer tepkiyi gösterir. Niye mi böyle bir giriş yaptık. Anlatayım. Önceki gün yaptığı haberlerden dolayı 14 ayı çalınan arkadaşımız Reyhan Hacıoğlu’nun tahliyesini Bakırköy Kadın Cezaevi’nde beklerken neredeyse herkesin dikkati 2 çocuktaydı.

Her kapı aralandığında koşa koşa kapıya gidip annesini soran 4 yaşında bir çocuk, kapıdaki bir memurdan umutla cevap bekliyor. Çocuğun heyecanı ve sabırsızlığı o kadar yüksek ki yerinde duramıyor. 8 aydır anneleri cezaevinde bulunan biri 4, diğeri 2 yaşında iki çocuk bulunduğumuz yeri hastane bahçesi sanıyor. Bu bile sistemin çocuklara neler yaşattığını özetleyebilir.

Adli ve siyasi tutuklu çok sayıda kişinin aynı anda bırakılacağı haberini alıyoruz. Bir arkadaşımız yanımıza yaklaşıp ‘kalabalık bir grup geliyor’ deyince hep beraber kapıya koşturuyoruz. Biz arkadaşımıza olan özlemimizden kapıya doğru büyük bir heyecanla yol alırken, o iki çocuk beliriyor yine. Heyecanlı ve artık beklemekten yorulmuş 2 çocuğun gözü kapıda. Yakınlarını bekleyenler, çocukların sabah 9’dan beri beklediğine tanık olduğunu söylüyorlar. Yaklaşık on kişilik bir grup çıkıyor. Tahliye olanların gözleri yakınlarını ararken bizimde gözüm yakınımızı arıyor.

Kısa süreli heyecan bitiyor ve çocuklar üzülerek kapıdan uzaklaşıyor. Can kulağıyla 4 yaşındaki çocuğun ağzından çıkacak sözleri takip diyorum. Her kesin ‘gelecek’ yanıtı onların merakını ve özlemini dindirmiyor. Aradan çok geçmeden 4 yaşındaki çocuk, tahliye olan bir kadına annesini soruyor. Kadın şöyle yanıt veriyor: “Ben iyileştim çıktım, annende iyileşti, hazırlanıyor, birazdan o da gelecek.”

Annesinin hazırlandığını söyleyen kadına yaklaşıp ‘Annem de iyileşti, annem nerede’ diyor. Kadının çocuğa verdiği yanıt bende şaşkınlık yaratmıştı. Kısa süre sonra şaşkınlığıma yanıt buldum. Tabi anlaşılan kadının kulağına biri çocukların durumunu özetlemiş. Çocuklar annelerinin hastanede olduğunu ve 8 aydır hastanede tedavi gördüğünü zannediyormuş. 8 aydır annelerini hiç görmemiş biri 2, biri 4 yaşında iki çocuk. Yani çocuklar cezaevini hastane, beklediğimiz alanı da hastane bahçesi sanıyormuş. Beklemeye devam ediyoruz. Bir yandan çıkanların içinde arkadaşımız var mı diye bakarken diğer yandan gözüm çocukların annesini arıyor. Saatler geçiyor. Biz büyükler bile artık yeter der noktasına gelmiştik ki, akşam saat 20.30’u gösterdiğinde yine birkaç kişi tahliye oluyor. Beklemekten yorulan çocukların annesi sonunda kapıda beliriyor. Onun da gözleri çocuklarını arıyor. Sonunda çocukların özlemi bitiyor. Büyük bir coşkuyla 4 yaşındaki çocuk annesine doğru çığlık çığlığa koşuyor, öyle güzel sarılıyor ki o sarılmayla rahat bir nefes alıyoruz. Kavuşma anı sadece beni etkilememişti, tabi benim gibi birçok kişi bu buluşmayı duygu dolu gözlerle izliyordu

Sonra 2 yaşında olan annesinin koynuna koşa koşa geldi. Bu sahneyi elbette defalarca çektik ancak ailenin isteği üzerine sadece bu yazıda kullandığım fotoğrafı paylaşabiliyorum. Elinde kocaman bir gül demetiyle annesini bekleyen çocuk-çocukların yaşadıkları bir kez daha şu soruları sorma gerekliliğini gösterdi

Çocuk için neyin doğru veya yanlış olduğuna karar veremem belki ama bunun bir sistemin sonucu olduğunu görmek zor değil. Devlet politikası kaç çocuğa böyle cezaevi kapılarını aşındırmak zorunda bırakıyor. Kaç çocuk annesiz ve babasız büyümek zorunda kalıyor. Kaç çocuk cezaevlerine konularak yaşamlarından çalınıyor? Cevaplar hepimizi şaşırtır. Çünkü sayı azımsanmayacak büyüklükte. Bunların bir sistem ve devlet politikası sonucu olduğunu görmek ayrıca zor değil.

 

 

Yaşama Dair

Yaşama Dair


Etiketler :