Devlet, demokrasi ve bütçe hakkı..

20 Ara 2019

Devlet, temsil ettiği ekonomik-siyasi gücün egemenliğini sürekli kılmak üzere yapılanır; bu bağlamda tüm üretici güçleri ve ekonomik kaynakları egemenlerin hizmetine sunacak bir örgütlenmeye gider.

Kapitalist toplum düzeninde, çok küçük bir kesimin çıkarı için toplumun geniş kesiminin sömürüsü, yoksulluğu, yoksunluğu anlamına gelen bu anlayışın meşrulaştırılması ve sistemin kendisini yeniden üretebilmesi için eğitim, kültür vb. “ideolojik araç” olarak kullanılır. İdeolojik araçların toplumu ikna etmekte yetersiz kaldığı, toplumsal mücadelelerin tehdit olarak görüldüğü koşullarda ise devlet; “ordu, yargı, emniyet gibi baskı aygıtları”nı devreye sokar. Devlet ancak karşısındaki toplumsal gücü ideolojik ve baskı aygıtı ile etkisizleştirmekte yetersiz kaldığında, diğer toplum kesimlerini de gözeten bir yaklaşım sergiler ve ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel olarak toplumsal uzlaşıyı içeren bir yapılanmaya gider.

Devlet aygıtının toplum kesimlerine yaklaşımını ortaya koyan en temel gösterge, devlet kaynaklarının gelir-giderini gösteren bütçedir. Genel bütçede kaynakların oluşumunda toplum kesimlerinin payının ne olacağı ve bu kaynakların toplum kesimleri arasında nasıl pay edileceği her yıl sonunda, bir sonraki yıl için yapılan bütçe kanunu ile belgelenir. Bütçe, demokratik toplumlarda “bütçe hakkı” çerçevesinde tüm toplum kesimlerinin demokratik katılımıyla yapılır. Sendikalar, meslek örgütleri ve toplumun farklı kesimlerini temsil eden diğer örgütler, parlamentoda yer alsın almasın tüm siyasi partiler bütçe yapım sürecine katılır ve toplumu bütçe tartışmalarından haberdar eder. Dolayısıyla toplumun her kesimi vergi vs. yollarla devlet bütçesine ne kadar katkıda bulunacağını ve bu katkının nerelere harcanacağını bilir. Yani bilme hakkı vardır. Bu nedenle siyasi iktidarlar da toplumun farklı kesimleri arasında görece dengeli bir bütçe yapmak zorunda kalır.

Türkiye’de 1970’li yılların ikinci yarısında bütçe, toplumun önünde -kısmen de olsa- açık biçimde tartışılabilmiştir. Siyasi çekişmelerin had safhada olduğu bu dönemde; işçiler, çiftçiler, öğrenciler ve diğer birçok kesim o zamana dek olmadığı kadar örgütlüdür ve taleplerini gerek üretim sürecinde gerekse sokaklarda dile getirebilmektedir. Öte yandan Meclis’te yürütülen bütçe tartışmaları tek kanallı televizyondan canlı yayınlanmakta ve büyük bir ilgiyle izlenmektedir. Örneğin kamu işçisi, pancar üreticisi, memur, öğrenci, esnaf vb. kesimler bütçeden kendilerine ne pay düştüğünü görüp, tepkisini anında göstermektedir. Bu nedenle de siyasi partiler, liderleri aracılığı ile yurttaşları ikna etme çabası içinde olmuşlardır.

“Dönemin liderleri Demirel, Ecevit, Erbakan ne kadar demokrattı, toplumu ikna çabaları ne kadar sahiciydi?” Bu tartışılır elbette... Ama toplumun siyasetle birlikte yaşamı düzenleyen devlet politikalarına tamamen yabancılaştığı günümüze göre 1970’lerin çok daha demokratik olduğu söylenebilir. Bunda, toplumun örgütlü olması ve yükselen işçi, öğrenci hareketinin katkısı büyüktür.

Artık herkesin bildiği gibi, 12 Eylül darbesi, 24 Ocak 1980 kararlarıyla birlikte devleti, toplumsal kaynakları, sermayeye aktarmanın aracı haline getiren neoliberal politikaların uygulanabilmesi için Türkiye’de demokrasinin işlerliğini sağlayan toplumsal mücadeleleri ortadan kaldıracak baskı düzeninin tesisi için gerçekleştirilmişti. Darbe düzeninin ortaya çıkarttığı bir parti olan AKP ise, 15 Temmuz darbe girişimi vesilesiyle ilan ettiği OHAL ve OHAL koşullarında dayattığı tek adam rejimiyle 12 Eylül darbe düzenini daha ileri boyuta taşımıştır. Tek adam rejiminde, sarayda hazırlanan yasaları onama kurumu haline gelen Meclis’te diğer yasalar gibi bütçe de, bırakın demokratik kitle örgütlerini, Meclis’teki partilerin dahi demokratik katılımı olmaksızın yangından mal kaçırır gibi toplumdan kaçırılmaktadır.

Neden mi? 2020 bütçesiyle toplumda yoksulluğu derinleştiren ve yaygınlaştıran dolaylı vergiler daha da artacağı, elde edilen kaynaklar bir avuç sermayedara, silah tekeline aktarılacağı için elbette! İşte siyasi iktidar, toplumun bunu öğrenmesini istememektedir

Unutmamak gerekir ki, diğer haklar gibi bütçe hakkı da; koşulsuz, şartsız her alanda demokrasiyi yükseltecek mücadeleleri örgütlemekten ve ortaklaştırmaktan geçmektedir. Bu bağlamda KESK’in 22 Aralık’ta Diyarbakır’da yapacağı “Halk için bütçe, demokratik bir ülke istiyoruz” mitingi önemlidir.

Özgür Müftüoğlu

Özgür Müftüoğlu


Etiketler :