Ekonomi Gündemi

27 Ara 2019

Yeni bir yıla girerken…

2019’un son günlerindeyiz. Bir yıl önce bugün, Türkiye’de en çok da ekonominin içinde bulunduğu olumsuz tablo konuşuluyordu. Afrin’e yönelik başlatılan savaşın tetiklemesi ve dolar kurundaki hızlı yükseliş sonrası sıkışma üçüncü çeyrekte kapıya dayandı. Üretim cephesinde peş peşe gelen negatif gelişmeler ile kamuoyuna yansıyan iflas ve konkordatolar, bunları takiben artan işsizlik rakamları, açıkça krizi işaret ediyordu. Analizler de bu yönlüydü. Eylül 2018’in başlarında 6.50 TL’nin üzerine çıkan Dolar kurunun, yeni yıl öncesi 5.28’lere kadar gerilemiş olması bile yetmemişti. Gelen veriler, son çeyrekteki durumun da hiç iç açıcı olmayacağı yönündeydi. “Resesyon geliyor” uyarılarına karşı Hükümetin tutumu ise olan biteni yine bir dış mihraklara bağlayarak, sorunu palyatif önlemlerle öteleme arayışı oldu. Sonuç olarak da tanzim satışlar devreye konuldu. Türkiye uzun yıllar sonra yeniden kuyruklarla tanıştı. Aradan bir yıl geçti. Peki ne oldu? Akıllarda en çok yoksulluk yüzünden peş peşe gelen intiharlar kaldı. 2019’da ortaya konan paketlerden de bir sonuç çıkmadığı gibi, “dengeleme” sözleri de bu yaz Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik başlatılan savaş sonrası boşluğa düştü. Dönüp bir yıl öncesine baktığımızda işin özeti şu: TÜİK rakamlarına göre 12 aylık ortalama enflasyon Kasım 2018’de yüzde 15.63 iken, Kasım 2019’da yüzde 15.87 oldu. İşsizlik Eylül 2018’de yüzde 11.4 iken, Eylül 2019’da yüzde 13.8’e çıktı. Ekim sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stoku, 2018 sonuna göre yüzde 3.6 oranında arttı. 25 Aralık 2018’de 5.29 TL olan dolar kuru, önceki gün 5.96’ya kadar yükseldi. Vatandaşın tüketici kredisi ve kredi kartı borçları 583.6 milyar liraya ulaşarak rekor kırdı. Sonuç: Yeni yıla dört gün kala, ekonomik sıkıntılar nedeniyle 4 intihar haberiyle uyandık. Hem de Bütçeden en çok payı alanlardan birinin Diyanet Başkanlığı olduğu bir ülkede…

17 yılda asgari ücretli çığ gibi arttı!

Asgari ücret görüşmelerinin sürdüğü bir sürede, Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK’ten peş peşe iki veri geldi. Biri Asgari ücret Komisyonu için yapılan “bir çalışanın aylık ortalama harcama miktarı” diğeri ise “kazanç yapısı” araştırması… TÜİK, bir işçinin aylık gıda harcama tutarını ağır statüdeki işler için 2 bin 331 TL, orta statüdeki işler için 2 bin 86 TL, hafif statüdeki işler için bin 940 TL tespitini yaptı. 2018 yılında yıllık ortalama “brüt kazanç” tespiti ise 49 bin 1 lira oldu. Bu değer, erkekler için 50 bin 297 lira, kadınlar için 46 bin 208 lira olarak tahmin edildi. İşsizlik, yoksulluk, geçim derdi ve borç nedeniyle intihar sayısının arttığı bir sırada gelen açıklamalar ilginç bir tablo ortaya koydu. TÜİK’in hesaplamasına göre, ortalama kazancı 12 aya böldüğümüzde aylık brüt kazanç 4 bin 83 lira ediyor. Peki bu rakamı kimler elde ediyor. Öncelikle, aylık geliri brüt 2 bin 558 lira olan asgari ücretlinin olmadığı kesin. Emekliler hiç değil… Çalışma Bakanlığı tarafından 2014’te bir soru önergesine verilen yanıta göre 12 milyon 287 bin 238 çalışan var. Bunun yüzde 40’ı yani 4 milyon 970 bin 737’i asgari ücretli. Gürdal Aslan’ın Türkiye’de Asgari Ücretle çalışan Sayısı (2003-2007) çalışmasına göre, 2003 yılında ücretli çalışanların sadece yüzde 9’u asgari ücretliyken bu oran 2017 yılında yaklaşık yüzde 22’ye yükselmiştir. SGK 2016 yılı verilerine göre, yaklaşık 14 milyon kayıtlı (sigortalı) ücretli çalışanın 5.6 milyonu asgari ücretli. Bu nasıl olmuş derseniz yanıtı OECD raporunda: “Türkiye’de toplu iş sözleşmesi kapsamında olanların oranı 1987’de yüzde 29 iken, 2015’te yüzde 6.7’ye gerilemiştir.” 2019’da TÜİK’in yayınladığı güncel verilere göre istihdam edilenlerin sayısı yaklaşık 28.5 milyon. DİSK-AR’ın raporuna, yaklaşık 10 milyon kişi (yüzde 35.7) asgari ücretle çalışıyor. Buna yüzde 30 civarındaki kayıt dışı çalışanları da eklersek yüzde 65’i bulur. Yani, emekçilerin büyük kısmı, brüt aylık kazanç olarak ortalama kazancın nerdeyse yarısına ancak alıyor.

Bir politika olarak belirsizlik…

2020’ye girerken toplumdaki en temel sorun yarın ne olacağıdır. Her geçen gün daha artan bu ruh hali nedeniyle toplumun önemli bir kesimi adeta diken üstünde. Belirsizlik sadece ekonomik alanda değil, neredeyse tüm alanlarda kendini hissettiriyor. Aslında bu son, son bir iki yıla ait bir durum da değil. AKP’nin benimsediği ve uzun yıllardır semizlediği bir politika. Yargıdan, eğitime, kadına yönelik şiddetten, önü alınmayan iş cinayetlerine, KHK’li işten atılmalardan, kayyum atamalarına, geçici güvenlik bölge uygulamalarından vekil dokunulmazlığına kadar… Her yere sirayet etmiş durumda. Sadece AKP de değil, dünya genelinde gözlenen yeni bir evrilme. Dolayısıyla sorun AKP iktidarının yönetememe krizinden değil, bizzat belirsizliği bir yönetme haline getirilmesinden kaynaklı. Bunu sağlayan en temel araç ise politikanın zor aracı ya da enstrümanı olarak baskı ve şiddettir, savaştır. Savaş egemen güçler, militer yapılar, şirketler için oldukça fonksiyoneldir. Büyük kâr ve güç birikimini yaratan bu politika, şimdi Libya’da savaş için kolları sıvamış gözüküyor.

Hüseyin Deniz

Hüseyin Deniz


Etiketler :