Feminen İzmir’e güzelleme

23 Kas 2021

Pakrat Estukyan

Feminizm, söylemleri zaman içinde daha da ete kemiğe bürünen bir hareket olarak pek çok alana olduğu gibi, güncel konuşma dilimize yerleşen yanlış ifadelere karşı da mücadele veriyor.

Artık ‘bilim adamı’ yerine ‘bilim insanı’, ‘âdemoğlu’ yerine ‘âdem evladı’ ifadelerini benimsememiz gerektiğini fark ediyoruz örneğin. Salt ‘kadın’ adını anmaktan sakındığımız için dilimize yerleşen ‘bayan’ sıfatını kullananlara yan gözle bakmayı alışkanlık haline getirdik bile. 

Doğrudur; Terbiye denen şey dille başlar. Dolayısıyla geleneklerden gelen yanlış anlayışları düzeltme işine de dil hatalarını gidererek başlamak gerekir. Düşünceyi ifade etmenin aracı olan dil, bir aşamada düşünceyi belirleyen bir özellik de edinir zira. Pek çok deyim veya atasözü, anlamlı ve öğretici olmanın yanı sıra farkına bile varmadan zihnimizin bulanmasına, zihniyetimizin şekillenmesine etki edebilir.

Alevi inancının öğütlediği “Eline, beline, diline hâkim ol” ilkesi, bu açıdan değerlendirildiğinde daha da anlam kazanmakta. 

Sevgili arkadaşım Zakarya Mildanoğlu vasıtasıyla tanıştığım ve dost olduğum İzmirli bir aydın Talât Ulusoy. Şu sıralar onun yazdığı ‘Saklı İzmir Masalları’ adlı kitabı okuyorum. ‘Farklı bir İzmir tarihi’ alt başlığını taşıyan eser gerçekten de ağaların, beylerin, sultanların veya paşaların tarihine alternatif bir anlatıyı masalsı bir üslupla sunuyor okuruna. Bu masallarda başat karakter kentin dokusu. O dokuyu şekillendiren bin bir renk, halklar olarak çıkıyor karşımıza. Limanından sokaklarına, bayırlarından dağlarına, arastalarından bedestenine dolaşırken, bir yandan da gemi ambarından yük boşaltan hamalların, deve yükleyen kervancıların, minareleri aşkın çan kulelerini de aşan fabrika bacalarının gölgesinde emeğin, dökülen alın terinin kokusunu soluyoruz sayfalar arasında. 

Sevgili Talât meramını daha iyi anlatabilmek için, daha önceden de duyduğum, son derece anlamlı bir dörtlüğü alıntılamış kitabına.

“Şalvarı şaltak (gevşek) Osmanlı

Eyeri kaltak Osmanlı                                                                                                                                                    

Ekende yok, biçende yok                                                                                                                                        

Yemede ortak Osmanlı”

Ekende, biçende olmayan Osmanlı tabii ki Punto’daki anason kokusunda da olmayacak. Ve salt orada olamadığı için bozkır insanı ‘Gâvur İzmir’ sıfatını yakıştırmış Smirna’ya. 

Bunca eril hoyratlığın orta yerinde dişidir İzmir, anaçtır. O yüzden de hazır söz helalleşmeden açılmışken, bir helallik de ülkenin feministlerinden ve feminen İzmir’den ve dahi onun anlatıcısından alınmalıdır.

Ben daha uzun beklemeden, kendi adıma ‘Helal olsun Talât Ulusoy’ diyorum.

    



 

Pakrat Estukyan

Pakrat Estukyan


Etiketler : Pakrat Estukyan,