İçeridekiler asıl bizim için endişeleniyor

29 Haz 2020

Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan gazeteci Özlem Seyhan’ın gönderdiği mektubu özetleyerek sizlere sunuyorum: “Biz zaten içerideydik, iyice içeride kaldık. İlk zamanlarda kimi kaygılar, soru işaretlerimiz olsa da, zamanla geçti. Hasta arkadaşların durumu korkutuyor. Bizde sağlık açısından fazla sıkıntı yoktu. Sayımlar, koğuş aramaları yoktu. Kameradan sayım alınıyordu. Ortak etkinlikler kaldırıldı. Görüşler yapılmadı. Koridora sadece telefon için çıkıldı. Maske ve eldiven verildi, veriliyor. Dezenfektan haftada bir yapılıyordu. Son dönemde sıcak su gün boyu veriliyor. Temizlik malzemelerinin verilmesinde cimrilik devam ediyor. Oysa bakanlığın ayırdığı fon var; 12 kişilik koğuşa bir sabun, bir şampuan veriliyor. Sahi, bir de açık cezaevleri boşaltıldığı için yemekler kötü son zamanlarda. Sanırım birçok cezaevine göre durumumuz iyiydi. Normalleşme henüz bizler için başlamış değil. Bakalım nasıl olacak? Korona hayatımızı içeride de değiştirdi. Tam izolasyon! Okumalar yoğunlaştı. Elbette kitap azlığı sorunumuz devam ediyor. İdare kütüphanesi de fakir ve çeşit az olunca, elimizdekilerle idare ettik. Sizler bizler için kaygılanırken, biz de en çok sizler için kaygılıydık. Korona tüm rutinleri bozdu. İnsanlık bu süreçte çok şey deneyimledi, umarım sonuçlar faydalı olur. Renkli görüntüler de çoktu. En çok dikkatimi çeken, hoş görüntülerden biri, aç kalan bir karganın bakkalın önündeki raftan cips paketini kaçırmasıydı:) Korona nelere kadirmiş meğerse. Kısaca bizler açısından şu an bir aksilik, sıkıntı yok. ‘Evde kal’maya alışığız. Dışarıda durumlar daha zor. Açlık, işsizlik, hak ihlalleri, suç artışları, tutuklamalar vs. Sorunları çözecek akıl, vicdan da olmayınca ‘dışarısı’ için endişelenmemek elde değil.”

*

Urfa-Siverek T Tipi Cezaevi’nde bulunan kadim mahpuslardan Dr. Ayhan Kavak, bana 17 Haziran 2020 günü gönderdiği mektubunda özetle şöyle diyor: “Covid-19’un mahsus mahallerdeki yansıması odalara çakılmak oldu. Yavaş yavaş normalleşmeye gitmenin faturası galiba Amed’e vurdu. Televizyon kanallarında pik yaptığı mealinde açıklamalar olunca, bu gidişle önü alınamayacak bir virüs kabusuyla karşı karşıya kalacağımızı düşündüm. Herkes corona sonrası yeni düzenin nasıl şekilleneceği konusunda ahkam kesip duruyor. Sınırlı okuma olanağım olsa da dünyanın gideceği yerin şu an için ilaç, aşı vs. üretimini yapan-yapacak şirketlerin azami kârla obezleşmesi olacağa benzer. Mazlum ve madunlar nefes alamaz haldeyken kâr mekanizması yeni sektörleri daha bir öne çıkarmakta. Otoriter-totaliter liderlerin Trump, Orban vs. şahsında ifadeye kavuşan iktidarda hikmet-i devletin tahkim edilmesi ve bir nevi köksüz devlet milliyetçiliği eksenine oturacak heyulaya rıza göstermemiz istenmekte. Galiba klasik kavramsallaştırmaların da içinin farklı doldurulmaya ihtiyacı var ya da yeni kavramlara gereksinim var. Bu coronadan dolayı bir dönem kolileri de geç vermeye başlasalar da dışarıdan kitap gelmez olmuştu. Bu yüzden böylesi analizleri takip etmede geri kaldım. Bir günlük gazete dahi bulamaz olduk.”

*

Tarsus 3 nolu T Tipi Cezaevi’nde bulunan gazeteci arkadaşımız İsmail Çoban şöyle diyor: “Koronavirüs pandemisinden etkilendiniz mi diye sormuşsunuz. Elbette ki etkilendik. Tam teşekküllü bir tecrit uygulanıyor. Belki salgın yok ama etkileri çok yoğun hissediliyor. Aylardır iletişim hakkımız en aza indirgendi. Pulla gönderdiğimiz mektuplar adreslerine ulaşmıyor. Telefon dışında iletişimimiz tamamen kısıtlandı. Sadece Haziran ayının 8’inde ailemizden sadece bir kişi olmak şartıyla kapalı görüş hakkı verildi. Onun dışında iletişimimiz yok. Bununla birlikte siyasi tutsaklar olarak iki koğuşumuz var. Koğuşlarımız hükümlü ve tutuklu olarak ayrılmış durumda. Birçok kez idareyle koğuşlarımızın karma yapılıp, uygun nüfuslu hale getirilmesi için konuştuk. Ancak olumlu ya da olumsuz olarak hiçbir dönüş olmadı. Şu an hükümlü koğuşumuzda kapasitesi 18 kişi olmasına rağmen, 22 kişi kalıyoruz. Tutuklu koğuşundakiler ise 10 kişiler. Hükümlü arkadaşlarımızın yarısı neredeyse 60 yaşına yakın ya da 60 yaş üstü insanlar. Bu kişilerden yerde yatmak zorunda kalanlar var. Böylesi bir durum da virüse kapı aralıyor. Aynı zamanda birçok arkadaşımızda kronik astım, hepatit ve benzeri hastalıklar var. Pandeminin ilk dönemlerinde koğuşlar belli aralıklarla dezenfekte ediliyordu fakat yaklaşık iki aydır hiçbir dezenfekte işlemi yapılmıyor. Ayrıca gardiyanlar da sayıma geliş-gidişlerinde maske, eldiven falan takmıyorlar. Böylece risk daha da artıyor. Bu konuda ciddi endişelerimiz var. Koğuşların nüfus bakımından daha dengeli oluşturulması karşısında mevzuat bahane gösteriliyor ama pandemi mevzuat falan dinlemiyor. Bunun yanında hastane ve revir işlemlerimiz yapılmıyor. Revire çıkabilmek için çok ama çok hasta olmamız gerekiyormuş. Yani çok acil hastalıklar dışında revire çıkamıyoruz. Hastane sevkleri ise hiç yok. Dahası hastane dönüşü 14 günlük karantina sürecine razı olmamız gerekiyor. Yani hastane dönüşü koğuşa dönmeden önce 14 gün hücrede kalmayı kabul etmemiz isteniyor.

*

Elazığ 1 nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunan Erhan Tugan tam dört sayfa uzunluğunda bir yazı göndermiş. Yeni Yaşam gazetemizde böylesi yazıları -sayfa sayımızın azlığı ve kimi hukuki nedenlerle- yayınlayamadığımızı bir kez daha hatırlatayım. KİTAP GÖNDEREBİLİRSİNİZ: Özlem Seyhan / Kadın Kapalı Cezaevi - DİYARBAKIR MEKTUBU GELENLER Özlem Seyhan - Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi Erhan Tugan - Elazığ 1 nolu Yüksek Güvenlikli CİK Ayhan Kavak - Urfa-Siverek T Tipi Cezaevi İsmail Çoban - Tarsus 3 nolu T Tipi Cezaevi Posta Kutusu: 253 Yenişehir ANKARA e-mail: [email protected] Hüseyin Aykol

İçeridekiler asıl bizim için endişeleniyor

29 Haz 2020

Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan gazeteci Özlem Seyhan’ın gönderdiği mektubu özetleyerek sizlere sunuyorum: “Biz zaten içerideydik, iyice içeride kaldık. İlk zamanlarda kimi kaygılar, soru işaretlerimiz olsa da, zamanla geçti. Hasta arkadaşların durumu korkutuyor. Bizde sağlık açısından fazla sıkıntı yoktu. Sayımlar, koğuş aramaları yoktu. Kameradan sayım alınıyordu. Ortak etkinlikler kaldırıldı. Görüşler yapılmadı. Koridora sadece telefon için çıkıldı. Maske ve eldiven verildi, veriliyor. Dezenfektan haftada bir yapılıyordu. Son dönemde sıcak su gün boyu veriliyor. Temizlik malzemelerinin verilmesinde cimrilik devam ediyor. Oysa bakanlığın ayırdığı fon var; 12 kişilik koğuşa bir sabun, bir şampuan veriliyor. Sahi, bir de açık cezaevleri boşaltıldığı için yemekler kötü son zamanlarda. Sanırım birçok cezaevine göre durumumuz iyiydi. Normalleşme henüz bizler için başlamış değil. Bakalım nasıl olacak? Korona hayatımızı içeride de değiştirdi. Tam izolasyon! Okumalar yoğunlaştı. Elbette kitap azlığı sorunumuz devam ediyor. İdare kütüphanesi de fakir ve çeşit az olunca, elimizdekilerle idare ettik. Sizler bizler için kaygılanırken, biz de en çok sizler için kaygılıydık. Korona tüm rutinleri bozdu. İnsanlık bu süreçte çok şey deneyimledi, umarım sonuçlar faydalı olur. Renkli görüntüler de çoktu. En çok dikkatimi çeken, hoş görüntülerden biri, aç kalan bir karganın bakkalın önündeki raftan cips paketini kaçırmasıydı:) Korona nelere kadirmiş meğerse. Kısaca bizler açısından şu an bir aksilik, sıkıntı yok. ‘Evde kal’maya alışığız. Dışarıda durumlar daha zor. Açlık, işsizlik, hak ihlalleri, suç artışları, tutuklamalar vs. Sorunları çözecek akıl, vicdan da olmayınca ‘dışarısı’ için endişelenmemek elde değil.”

*

Urfa-Siverek T Tipi Cezaevi’nde bulunan kadim mahpuslardan Dr. Ayhan Kavak, bana 17 Haziran 2020 günü gönderdiği mektubunda özetle şöyle diyor: “Covid-19’un mahsus mahallerdeki yansıması odalara çakılmak oldu. Yavaş yavaş normalleşmeye gitmenin faturası galiba Amed’e vurdu. Televizyon kanallarında pik yaptığı mealinde açıklamalar olunca, bu gidişle önü alınamayacak bir virüs kabusuyla karşı karşıya kalacağımızı düşündüm. Herkes corona sonrası yeni düzenin nasıl şekilleneceği konusunda ahkam kesip duruyor. Sınırlı okuma olanağım olsa da dünyanın gideceği yerin şu an için ilaç, aşı vs. üretimini yapan-yapacak şirketlerin azami kârla obezleşmesi olacağa benzer. Mazlum ve madunlar nefes alamaz haldeyken kâr mekanizması yeni sektörleri daha bir öne çıkarmakta. Otoriter-totaliter liderlerin Trump, Orban vs. şahsında ifadeye kavuşan iktidarda hikmet-i devletin tahkim edilmesi ve bir nevi köksüz devlet milliyetçiliği eksenine oturacak heyulaya rıza göstermemiz istenmekte. Galiba klasik kavramsallaştırmaların da içinin farklı doldurulmaya ihtiyacı var ya da yeni kavramlara gereksinim var. Bu coronadan dolayı bir dönem kolileri de geç vermeye başlasalar da dışarıdan kitap gelmez olmuştu. Bu yüzden böylesi analizleri takip etmede geri kaldım. Bir günlük gazete dahi bulamaz olduk.”

*

Tarsus 3 nolu T Tipi Cezaevi’nde bulunan gazeteci arkadaşımız İsmail Çoban şöyle diyor: “Koronavirüs pandemisinden etkilendiniz mi diye sormuşsunuz. Elbette ki etkilendik. Tam teşekküllü bir tecrit uygulanıyor. Belki salgın yok ama etkileri çok yoğun hissediliyor. Aylardır iletişim hakkımız en aza indirgendi. Pulla gönderdiğimiz mektuplar adreslerine ulaşmıyor. Telefon dışında iletişimimiz tamamen kısıtlandı. Sadece Haziran ayının 8’inde ailemizden sadece bir kişi olmak şartıyla kapalı görüş hakkı verildi. Onun dışında iletişimimiz yok. Bununla birlikte siyasi tutsaklar olarak iki koğuşumuz var. Koğuşlarımız hükümlü ve tutuklu olarak ayrılmış durumda. Birçok kez idareyle koğuşlarımızın karma yapılıp, uygun nüfuslu hale getirilmesi için konuştuk. Ancak olumlu ya da olumsuz olarak hiçbir dönüş olmadı. Şu an hükümlü koğuşumuzda kapasitesi 18 kişi olmasına rağmen, 22 kişi kalıyoruz. Tutuklu koğuşundakiler ise 10 kişiler. Hükümlü arkadaşlarımızın yarısı neredeyse 60 yaşına yakın ya da 60 yaş üstü insanlar. Bu kişilerden yerde yatmak zorunda kalanlar var. Böylesi bir durum da virüse kapı aralıyor. Aynı zamanda birçok arkadaşımızda kronik astım, hepatit ve benzeri hastalıklar var. Pandeminin ilk dönemlerinde koğuşlar belli aralıklarla dezenfekte ediliyordu fakat yaklaşık iki aydır hiçbir dezenfekte işlemi yapılmıyor. Ayrıca gardiyanlar da sayıma geliş-gidişlerinde maske, eldiven falan takmıyorlar. Böylece risk daha da artıyor. Bu konuda ciddi endişelerimiz var. Koğuşların nüfus bakımından daha dengeli oluşturulması karşısında mevzuat bahane gösteriliyor ama pandemi mevzuat falan dinlemiyor. Bunun yanında hastane ve revir işlemlerimiz yapılmıyor. Revire çıkabilmek için çok ama çok hasta olmamız gerekiyormuş. Yani çok acil hastalıklar dışında revire çıkamıyoruz. Hastane sevkleri ise hiç yok. Dahası hastane dönüşü 14 günlük karantina sürecine razı olmamız gerekiyor. Yani hastane dönüşü koğuşa dönmeden önce 14 gün hücrede kalmayı kabul etmemiz isteniyor.

*

Elazığ 1 nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunan Erhan Tugan tam dört sayfa uzunluğunda bir yazı göndermiş. Yeni Yaşam gazetemizde böylesi yazıları -sayfa sayımızın azlığı ve kimi hukuki nedenlerle- yayınlayamadığımızı bir kez daha hatırlatayım. KİTAP GÖNDEREBİLİRSİNİZ: Özlem Seyhan / Kadın Kapalı Cezaevi - DİYARBAKIR MEKTUBU GELENLER Özlem Seyhan - Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi Erhan Tugan - Elazığ 1 nolu Yüksek Güvenlikli CİK Ayhan Kavak - Urfa-Siverek T Tipi Cezaevi İsmail Çoban - Tarsus 3 nolu T Tipi Cezaevi Posta Kutusu: 253 Yenişehir ANKARA e-mail: [email protected] Hüseyin Aykol


Etiketler : İçerden,