Kadim topraklara dönmek

03 Tem 2021

Mezopotamya coğrafyası tarihte birçok fiziki ve kültürel soykırım saldırılarına maruz kalmıştır.  Ve birçok katliama sahne olmuştur. Bu saldırıların en fazla yoğunlaştığı dönem de Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra olmuştur.

Yılmaz Kan

İnsan topluluklarını ve toplumları yaşadıkları yerleşim yerinden zorla göç ettirmek bir insanlık suçudur. İnsanlığı öldürmeye eş değerdir. Ana topraklardan göçe zorlamak baskıcı, sömürücü egemenlerin kendilerini var etme çabalarıdır. Kendi egemenlikçi sistemlerini geliştirmek için doğal toplumu zayıflatarak ve yok ederek, yapay bir sistem oluşturmaya çalıştılar. Tarihte ilk göç ettirme politikası ve yöntemlerini Asurlular yapmıştır. Bu yöntemin ilk kurbanları Mezopotamya’da yaşayan Kürtlerin kadim ataları olmuştur. Mezopotamya’nın en köklü halklarından olan Kürtlerin, insanlığın yeşermesinde ve toplumun inşasında derin tarihsel bağları olduğu tarihçiler tarafından bilinmekte ve kabul edilmektedir. Ana tanrıçadan kalan 12 bin yıllık medeniyet, sömürücü egemen sistemlerin fiziki ve kültürel soykırım politikalarına rağmen varlığını inatla sürdürmeyi başarmış ve günümüze kadar direnmiştir. Mezopotamya mozaiği bütün saldırılara rağmen yenilmemiş, fethedilmemiş ve dize getirilmemiştir. Ana tanrıçanın binbir emekle yarattığı değerler, insanlara, canlılara ve doğaya ışık olmaya devam ediyor. Gerçekliğin hakikat felsefesinden alan ana tanrıça felsefesi insanlığın umudu olmaya devam ediyordu. Mezopotamya coğrafyası tarihte birçok fiziki ve kültürel soykırım saldırılarına maruz kalmıştır.

Ve birçok katliama sahne olmuştur. Bu saldırıların en fazla yoğunlaştığı dönem de Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra olmuştur. Asimilasyon ve soykırım politikaları adeta zirve yapmış bu katliamlarda Kürtler için ölüm fermanı olan Şark Islahat Planı’nın esas amacı Kürtler ve diğer etnik yapıları Türkleştirmek, kendi içinde eritmek, toplumsal bütün değerleri yok etmek, halkın iradesini teslim almaktır. Şark Islahat Planı resmi olarak 1925 yılında Meclis’te kabul edilmiş ve yürürlüğe girmiştir. Bu planın 41 maddesine göre Malatya, Elâzığ, Amed, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palo, Çarsancak, Çemişgezek, Çermik vilayet ve kazalarının merkezlerinde hükümet ve belediye dairelerinde kurum ve kurum ve okullarında çarşı ve pazarlarda Türkçeden başka bir dil kullanılmayacak, kullanılan cezalandırılacaktır; planın bir diğer maddesine göre Fırat’ın batısındaki bölgelere dağınık olarak yerleştirilmiş Kürtlerin Kürtçe konuşması tamamen yasaklanmıştır. Sivil ve askeri mahkemelerde yerli hâkim bulunmayacak, idarenin şubesinde hükümet nüfusu güçlendirmek için Kürt memur çalıştırılmayacaktır. 

 

Zorla göç soykırımdır

1935 yılında çıkarılan Mecburi İskân Yasası’yla yüz binlerce Kürt batıdaki metropollere sürgün edilmiştir. Bir diğer plan ise 1988-1998 yılları arasında ise çok daha derinleşen bu uygulamalar köyleri boşaltmakla kalmayıp doğayı da katletmeye karar vermişlerdir. Katliam bu defa çok daha derindir. Kürtlerin önünde iki seçenek kalmıştı. Ya onurlu bir yaşam ya da ihanet! Bu olumsuz yaşamı kabul etmeyen birçok Kürt, seçimini onurlu yaşamdan yana yapmışlardır. Bedeli çok ağır oldu. Doğup büyüdükleri ana vatanını ve kadim topraklarını terk etmek zorunda bırakıldılar. Sözde güvenlik gerekçesi ile 4000 köy ve mezra yakılıp yıkıldı. 3 milyona yakın insan zorla göç ettirildi. Onarılması pek mümkün olmayan büyük tahribatlar ve travmalar yaşatıldı. İnsanların evleri bütün dünyanın gözleri önünde yakıldı, yıkıldı. Hayvanları telef edildi. Birçok kişide psikolojik ve ruhsal travmalar oluştu. Kürdistan’ı insansızlaştırma, demografik yapıyı değiştirmek devletin temel amacıydı. İnsanların duygu ve düşüncelerini, kültürlerini asimile etmek gibi birçok amacı içinde barındırmaktaydı. Ekonomik olarak neo-liberal ekonomi ile ucuz iş gücünü yaratmak ve kendi gerçeklerini hâkim kılmak istediler. Zorla göç ettirilen Kürtler Türkiye’de değişik işlerde az bir ücretle köle gibi çalıştırıldı. Mevsimlik işçi adı altında kötü koşullarda insanlar köle gibi çalıştırıldı. 

1930 yılında dönemin Adalet Bakanı’nın söylemleri tam da bunu kanıtlıyor. Devletin Kürtlere yönelik soykırımın derinliğini, boyutlarını ve düşmanlığını görebiliyoruz. Diyor ki, “Herkes dost ve düşman bu hakikati böyle bilsinler. Türk Bu ülkenin yegâne efendisidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu ülkede tek hakları vardır. Türklere hizmetçi olma hakları vardır.” Bu söz bile egemen Türk devletin bakış açısı özetlemektedir. Ve Kürtlere karşı bu bakış açısı hiç değişmemiştir.

İnsansızlaştırma  



Şark Islahat Planı, Mecburi İskân Yasası 1988-1998 arası uygulanan Kürdistan’ı insansızlaştırma, fiziki ve kültürel soykırım planları istenilen sonucu almayınca ötekileştirici zihniyetin bu defaki hedefi Kürt şehirleri oldu. Tek devlet, tek vatan, tek dil, tek bayrak, sloganlarıyla Sur, Nusaybin, Farqin, Cizre, Şırnak, Yüksekova, Silopi, İdil yeni katliamların mekanı oldu. 21 yüzyılda sözde kendilerini demokrasi ve özgürlüğün beşiği olarak gören Avrupa ve medeni dünyanın gözleri önünde Kürt şehirleri NATO’nun son teknolojik silahları ile yıkılmasına göz yumulmuştur. 200 binden fazla insan kendileri ait olan bu yerleşmelerinde mülteci durumuna getirildi. 1990’lı yıllarda Kürdistan’ın insansızlaştırılması, köylerin yakılmasıyla zorla göç ettirilen Kürtler batı metropollerine ve Kürdistan’daki şehirlere yerleşmişlerdi. Egemenlerin Kürt illerini boşaltma planına karşı Kürtler bu defa Kürdistan coğrafyasında kalmaktan yana tercih yaptılar. Kürdistan’da kalınmasının sebebi ise egemenlerin tüm kirli politikalarını çözmüş yurtseverlik ve ülke aşkı ile politikleşmiş bir halk gerçekliği. 

Sonuç olarak egemenlerin asimilasyon, imha, inkar politikalarını boşa çıkarmak için yeni bir mücadele tarzı ile köklerimize yani Mezopotamya’ya büyük bir aşkla hakikat yolculuğu yapalım. Unutmayalım ki doğa ile iç içe olmak, tarım kültürümüzü yaşatmak hem de kültürümüzün hem de yaşamın temel kaynağıdır. Toprağa dönmek, doğaya dönmek, emeğin paylaştırması, ortaklaşması, yaratıcılık, saflık, estetik ve özgürlük karakteri yaşama anlam katmada önemli bir rol oynar. Bizim kültür değerlerimiz, köylerimiz, dağlarımız kadim ana toprağımızdır.    

  

*2016 yılında kapatılan AMED GÖÇ-DER Eşbaşkanı

 


Etiketler : Şark Islahat Planı, Mecburi İskân Yasası, Yılmaz Kan,