Kazımi suikasti daha büyük felaketlerin işareti

15 Kas 2021

Kazımi’ye yönelik saldırıyı her kim yapmışsa yapsın ve sonucu her ne olursa olsun, gerçekleştirilen dron saldırısı tüm insanlığın dikkatini silahlı insansız araçların insanlığın geleceği açısında yarattığı ve yaratacağı tehlikeye çekmelidir

Nihat Kaya

 

Irak Başbakanı Mustafa Kazımi’ye yönelik saldırının kesinlikle siyasi ve askeri boyutları var. Ancak bu yazıda saldırının ortaya çıkardığı tehlikelere ilişkin çok daha farklı bir boyutu ele almak istiyorum. Çünkü saldırı sadece bugün için değil, tedbir alınmadığı takdirde gelecek açısından da büyük tehlikelere işaret ediyor. Tehlikenin boyutu son yıllarda silahlı insansız hava araçlarının kontrolsüz bir şekilde kullanılmasının yaygınlaşmasından kaynaklanıyor.

Kazımi’ye yönelik saldırıda kullanılan dronlar küçük ve her yerde bulunulabilen niteliklerde. Daha çok küçük grupların silahlı hale dönüştürdüğü dronlar. Orduların kullandığı SİHA’lar ise daha gelişmiş, akıllı füzelerle ve çok daha uzak mesafelerden kumanda edilme özellikleriyle donatılmış oluyorlar. Ordular küçük dronları kullanmıyor mu? Hayır, onlar da kullanıyor. Ama daha farklı amaçlarla. Üstelik SİHA saldırıları daha çok anlık keşif ve net hedef tespiti esasına dayanır. Kazımi’ye yapılan saldırıda ise hedefin yeri dahi net tespit edilmeden, amatörce planlanmış. Saldırıdaki amatörlüklerden kaynaklı olarak Kazimi’ye yönelik saldırının bölgede ve Irak’ta rekabet halinde olan devletlerin bir planlaması olduğunu söylemek zor. Ancak dış güçlerin desteğini alan silahlı grupların işi olduğunu söylemek de yanlış olmaz.

Ancak, Kazımi’ye yönelik saldırıyı her kim yapmışsa yapsın ve sonucu her ne olursa olsun, gerçekleştirilen dron saldırısı tüm insanlığın dikkatini silahlı insansız araçların insanlığın geleceği açısında yarattığı ve yaratacağı tehlikeye çekmelidir. İnsan veya canlıların hayatına bir bilgisayar oyunu gibi hükmedilmesinin insanlığı sonu gelmeyen savaşlara doğru götürmesi muhtemel ötesidir.

Çünkü askeri asker yapan sadece bastığı tetik ya da attığı kurşun değil, düşmanı ya da rakibiyle teması ve yaşadığı düşünce ve duygu dünyasıdır da. Asker psikolojisinde ölüm korkusu her zaman vardır. Her çatışmadan önce ‘korkmuyorum’ diyen asker yoktur. Ölüm korkusu zıddını da beraberinde taşıdığı için asker her zaman öldürme korkusu da yaşar. Bunlardan biri olmadan diğerinin anlamı olmuyor. Asker ölmemek için öldürür. Zevk için değil. Ölme riski olmadan öldürmek kişiyi asker olmaktan çıkarıp, zalime, katile dönüştürür. Bu da sonu gelmez, önü alınamaz savaş çılgınlıklarına yol açar. Bu durumun da ne savaşla ne de askerlikle alakası vardır. Oysa asker yeri geldiğinde savaşması, yeri geldiğini durması, yeri geldiğinde de ölmesi gerektiğini en önce bilendir.

İnsanı nesneleştirmek

Silahlı insansız araçların her türlüsü ise savaşı ve savaşçılığı bir bilgisayar oyununa çevirmektedir. Askerin duygusunu, hissiyatını yok sayarak bir savaş oyunu kurgulanmaktadır. Bu oyunda insan hayatı ile bir makinenin dişlisi arasında hiçbir fark yoktur. İnsan veya canlı hayatın öznesi olmaktan çıkarılıp nesne haline getirilmektedir. İnsanı nesneleştirmek, insanlığın en güçlü duygusu olan yaşam ve ölüm olgusunu yok saymaktır. İnsan adeta işbaşındaki araç, ölümü de bozulan aracın yerine yenisini koymak gibidir. Doğada nasıl ki insan özne haline getirilip, doğa tahribatının ve ekolojik felaketin önü açıldıysa, şimdi de insan nesneleştirerek bu felaket tamamlanmak isteniyor.

İnsanı nesneleştirerek makineleri insanın varoluşunun üstüne koymak, toplumsallığı da anlamsızlaştıracaktır. Makine üreten bir fabrika, halk ve ulus olgularından üstün hale gelecektir. Makinelerle insana ve insanlığa karşı savaş, dizginlenmesi mümkün olmayan egolara ve felaketlere yol açma riski taşıyor.

Tüm bu tehlikelere rağmen savaş baronları bu tür silahları dünya genelinde piyasaya sürmeye ve yeni modellerini geliştirmeye devam ediyor. Ancak bu durumda da bir başka soru veya sorun ortaya çıkıyor. 

Peki silahlı insansız araçların kullanımında hukuki ve ahlaki ölçüleri kim ve nasıl belirleyecek? Savaş ahlakı ve hukukunda orantısız güç kullanımı diye bir tanımlama ve suç vardır. İsmi her ne olursa olsun silahsız ya da elinde bir tabanca olan bir kişiyi, izlenildiğini dahi bilmediği bir anda SİHA’lardan atılan füzelerle öldürmek ne kadar ahlaki ve hukuki. Ki, ABD Bağdadi’yi SİHA’larla vurduğunda “terör örgütü lideri” diyerek kendini savundu. Peki Kasım Süleymani’yi vurmasını haklı gösterecek gerekçesi neydi? Türk devleti zaten bunu tam bir atari oyununa çevirmiş. SİHA’larla muhaliflerine ve dünyaya hükmetmeyi amaçlıyor.

İnsanlığı olumsuz etkileyecek

Gücü ve imkanı olan birçok devlet de muhaliflerini bu şekilde ortadan kaldırma arayışına girmiş durumda. Devlet iktidarlarının bu orantısız güç kullanımına karşı muhalif örgütlerin cevap vermemesi mümkün değil. 

Onlarda kesinlikle onların yöntemiyle cevap verecektir, veriyorlar da. Ki, amatörce de olsa Mustafa Kazimi’ye yönelik saldırı bunun sadece bir örneğidir. Bu araçları devletler kullandığında “iyi”, muhalif örgütler kullandığında “kötü” demek de ikiyüzlülüktür. SİHA’lar ne ABD Kasım Süleymani’yi vurduğunda ne Türk devleti PKK militanlarına saldırdığında iyidir, ne de Kazımi’ye saldırıda kullanıldığında.

Çünkü kimyasal gazlarda olduğu gibi, silahlı insansız araçlar da devletler ve orduları tarafından kullandıkça, muhalif örgütler ve çete grupları tarafından da kesinlikle kullanılacak ve sonuçları tüm insanlığı olumsuz etkileyecektir. Savaş baronları zaten bunun zeminini sürekli hazırlıyor. İşte esas soru bu noktada beliriyor: Silahlı insansız araçların kullanımının hukuku ve ahlakı olmayacak mı, olacaksa da bunu kim ve nasıl belirleyecek?

Bunun normları belirlenmedikçe, nereden, ne zaman ve nasıl geleceği belli olmayan silahlı insansız araçların yol açtığı korku psikolojisi her türlü sosyal duygunun önüne geçecektir. Bu da dünyayı tam bir “terör” ortamına dönüştürecektir. Çünkü bugün SİHA’lar kontrol altına alınmazsa, yarın geliştirilecek insansız otomobillerin patlayıcı yüklü araçlara dönüştürülmeyeceğinin garantisi yoktur. Bundan dolayı teknolojik gelişimden önce, onun hukukunu ve ahlakını oluşturmak lazım.


Etiketler : Nihat Kaya,