Kim canavar kim insan?

11 Eki 2021

Tuhaf bir hikâye anlatıyor bize Pinol. Distopya desen değil, gerçekçi desen hiç değil. Dünyanın bir ucunda, Antarktika’da kimsenin bilmediği umursamadığı, yaygın deyimle Allah’ın bile unuttuğu bir adanın hikâyesi 

Bazen oluyor işte. Tamamen rastlantısal bir biçimde hiç tanımadığınız bir yazar çıkıp geliyor önünüze, e hadi, pandemidir bir bakayım şöyle diyorsunuz ve sonra birden nasıl bir maden keşfettiğinizi anlıyorsunuz. Albert Sanchez Pinol ile de tam böyle oldu işte. ‘Soğuk Deri’ Katalan yazarın Türkçede yayınlanmış tek kitabı, aslında daha önce bir başka yayınevinden de çıkmış ama bana aynı çevirmen (Yıldız Ersoy Canpolat) tarafından çevrilmiş olan Jaguar Kitap versiyonu denk geldi. 

Tuhaf bir hikâye anlatıyor bize Pinol. Distopya desen değil, gerçekçi desen hiç değil. Dünyanın bir ucunda, Antarktika’da kimsenin bilmediği, umursamadığı, yaygın deyimle Allah’ın bile unuttuğu bir adanın hikâyesi. Bir özelliği yok, bilinen deniz yolları üzerinde değil, madendir, bitkidir, hiç! Sıfır! Yalnızca bir fener, bir de meteoroloji keşif istasyonu lojmanı. Onların da ne iş yaptıkları belli değil, ki zaten bu ‘mühim’ göreve atananlar da genelde ipini koparmış tipler. 

Daha önce IRA bünyesinde İngilizlere karşı mücadele ettikten sonra yılmış ya da bezmiş biri olan kahramanımız, meteoroloji uzmanı olarak bir gemi tarafından adaya bırakıldığında tek bir kişi var adada: Yarı deli haldeki bir önceki meteoroloji uzmanı Batis Caffo! Sonrasında ters köşelerle yürüyor her şey. Batis’in deliliğinin yalnızlıktan kaynaklandığını sanıyorsunuz ilk sayfalarda ama daha ilk gece adadaki binlerce “canavar”ın varlığını öğrenince, bunun sürekli savaşmaktan kaynaklanan bir insanlıktan çıkma hali olduğunu anlıyorsunuz. Ama o kadarla kalmıyor her şey, yine başlangıçta bir tür fantastik yaratık hikâyesi okuduğunuzu sanıyorsunuz ama olay örgüsü ilerledikçe her şey birbirine karışıyor ve her gece kitleler halinde fenere saldıran ve Batis’in kurduğu savunma hatlarında yüzlerce kayıp vererek geri çekilen ama bir sonraki akşam yine saldıran ‘korkunç yaratıklar’ın gerçekten ‘canavar’ olup olmadıkları gitgide kuşku uyandırmaya başlıyor. Bir süre sonra ise çok katmanlı bir biçimde bir tür sömürgecilik/işgal hikâyesi okumaya başladığınızdan kuşkulanmaya başlıyorsunuz. Yazar, başlangıçta ustaca bir kurguyla bizi Batis ve yeni elemanın gözünden bakmaya zorlasa da giderek denizde ve karada yaşayabilen bu ‘yaratık’ların aslında ‘adanın yerlileri’ olduğunu, insan olmasalar da kendi yurtlarını savunan varlıklar olduğunu fark etmeye başlıyoruz. Öte yanda ise başlangıçta ‘insan’ oldukları halde her gece yeniden başlayan savaşla gitgide vahşileşen, fenerden çıkamadıkça insanlıktan çıkan iki kişi: Batis ve yeni memurumuz. Bir de köleleştirilmiş rehineleri var üstelik: İkisinin de iktidar olmanın doğal uzantısı olarak cinsel ilişki kurmakta, daha doğrusu tecavüz etmekte beis görmedikleri bir ‘yaratık.’ 

Katmanlar üst üste biniyor böylece ve bir fener odasından ibaret olan iktidar alanlarını geceleri sürekli ateş edip mümkün olduğunca çok ‘canavar’ öldürerek koruyabilen, gündüzleri ise savunma tahkimatı yapmaktan bitkin düşen iki kişilik sömürge valiliği makamı, gitgide acınası hale geliyor: Adada insana ait tek noktayı, her geçen gün insanlıktan çıkarak koruyabilmek... Her geçen gün insanlıktan çıkarak... 

Tamamen delirmiş olan Batis’ten daha farklı düşünmeye başlayan yeni memur, sonraları, her gece savaştıkları varlıkların bir dili ve düşünme biçimleri, duyguları olduğunu keşfediyor ama bu bir şeyi değiştirmiyor. Bir döngü çünkü bu ve içinden çıkmak mümkün değil. Çıkamıyor da zaten; geminin biri adaya yeni bir meteoroloji memuru bıraktığında, romanın başlangıç bölümü neredeyse bire bir tekrarlanıyor. Öldürmek, öldürmek, öldürmek... Her gün daha çok öldürerek varlığını korumak ve bu arada öldürdüklerinin kim ya da ne olduğunu giderek unutmak. 

Doğrusu bu bir roman mı, dünya tarihi özeti mi, belli bir noktadan sonra ben çözemedim. 

Okur da bir şansını denemeli bence...

NOT: Bu arada, romandan uyarlanan filmi izlemedim. Bu iyi romandan, berbat bir korku filmi çıkarmış olabilirler, endişeliyim o bakımdan. 


Etiketler : M. Ender Öndeş,