Nükleer çöplük olma yolunun taşları döşendi

20 Eki 2021

Türkiye, Nükleer Atık Sözleşmesi’ni Meclis’te onaylarken, Boğazlar ve Kıbrıs konusunda koyduğu iki ayrı şerh Resmi Gazete’de yayımlandı. Diğer yandan sözleşme ayrıntıları dikkat çekici

Uluslararası anlaşma olarak 29 Eylül 1997’de imzaya açılan ve 18 Eylül 2001 tarihinde yürürlüğe giren “Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşme”, kullanılmış nükleer yakıtlar ile radyoaktif atıkların yönetiminde güvenlik kriterleri sözleşmeye katılan ülkeler bireylerin, toplumun ve çevrenin olası radyolojik tehlikelere karşı korumaya ve korumayı sürdürmeye yönelik tedbirleri almakla yükümlü oldukları vurgulanırken bunun imkansızlığı ise sözleşmede yer tutmuyor. Türkiye’nin Meclis’te sözleşmeyi kabul etmesinin ardından sözleşmeye Montrö Anlaşması ile Kıbrıs’la ilgili çekinceler konduğu ortaya çıktı.

Montrö şerhi

Türkiye sözleşmeyi onaylarken iki noktada sözleşme onay düzenlemesine şerh koydu. “Türkiye Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşmenin Hükümleri’ni, 20 Temmuz 1936’da Montrö’de imzalanan Türk Boğazlar Rejimine İlişkin Sözleşme’ye uygun olarak ve 1998 Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü’nü göz önünde bulundurarak uygulayacaktır” ifadeleri atıkların Boğazlardan geçebileceği ancak geçişi sırasında inisiyatif alma peşine düşerek buradan da nemalanma hedefini ortaya koyuyor.

Güney Kıbrıs şerhi

Türkiye’nin koyduğu 2. şerhte, sözleşmeye taraf olma kararı, “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni temsil etme iddiasını herhangi bir şekilde kabul edildiği veya Türkiye’nin söz konusu sözleşme çerçevesinde sözde Kıbrıs Cumhuriyeti makamları veya kurumlarıyla herhangi bir ilişkiye girmeye yükümlü olduğunun kabul edildiği şeklinde yorumlanamaz” ifadeleri ise Kıbrıs Adası’nda nükleer çöplük oluşturulma ihtimalini gösteriyor.

Sözleşme ayrıntıları

Türkiye tarafından imzalanan sözleşmenin temel prensipleri ise dikkat çekici:

*Kullanılmış yakıt ve radyoaktif atıkların yönetiminde güvenliğin sağlanmasında nihai sorumluluk o ülkeye aittir.

*Her ülke kendi yakıt çevrimi politikasını belirleme hakkına sahiptir. Bazı ülkeler kullanılmış yakıtlarını bertaraf etmeyi, bazı ülkeler ise bunu bir kaynak olarak kabul ederek yeniden işleme sonucu tekrar kullanmayı seçebilirler. 

*Güvenlikle ilgili teknik konularda ikili ve çok taraflı işbirliğini de içeren uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi önemlidir. 

*Radyoaktif atıkların ortaya çıktığı ülkede bertaraf edilmesi gerekir. Ancak bazı durumlarda özellikle birkaç ülke tarafından ortak yürütülen projeler kapsamında ortaya çıkan atıkların bu ülkelerle anlaşma yapıldığı takdirde, atığın ortaya çıktığı ülke dışındaki diğer ülkelerde de bertaraf edilebilir. 

*Kullanılmış yakıt ve radyoaktif atıklar, Sözleşmeye uygun bir şekilde idari, teknik ve düzenleyici altyapısı mevcut olan ülkelere gönderilebilir. Eğer taşıma tamamlanamaz ise gönderici ülkenin radyoaktif atık ve kullanılmış yakıtların yeniden bu ülkeye alınması için gerekli adımların atılması gerekir. 

*Her ülke dış kaynaklı kullanılmış yakıt ve radyoaktif atıkların kendi topraklarına ithalini yasaklama hakkına sahiptir.

Sözleşmede dikkat çeken madde!

Sözleşmede yer alan bir madde Türkiye’nin radyoaktif çöplük olma olasılığını ortaya çıkarıyor: “Radyoaktif atıkların ortaya çıktığı ülkede bertaraf edilmesi gerekir. Ancak bazı durumlarda özellikle birkaç ülke tarafından ortak yürütülen projeler kapsamında ortaya çıkan atıkların bu ülkelerle anlaşma yapıldığı takdirde, atığın ortaya çıktığı ülke dışındaki diğer ülkelerde de bertaraf edilebilir.” Bu ifade sözleşmeyi imzalayan ülkelerin nükleer endüstrinin çöplüğü olacağına işaret ediyor. Rusya ile yapılan anlaşmada atıkların ne yapılacağı konusunda belirsizlik olması Rusya’nın çıkarlarına işaret ediyor. Bu belirsizlik radyoaktif atıkların Türkiye’de kalacağı ve muhtemelen Toroslara gömüleceği iddiaları ise sürüyor.

Atık merakı yeni değil

1986 yılında bir Alman firması Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na (TAEK) müracaat ederek ellerinde bulunan 4 bin ton düşük ve orta düzeyde radyoaktif atıkların Türkiye’ye kabul edilmesi ve Türkiye’de gömülmesi karşılığı kilo başına 10 mark ödeyebileceklerinin belirtildiği dönemin TAEK Başkanı olan Ahmet Yüksel Özemre, kendi internet sitesinden yaptığı açıklamada, teklifi reddettiğini ancak Alman firmanın, “Çöplerin gene de Türkiye’ye gömüleceği”ni ifade ettiği belirtilmişti. Özemre, “1987 yılında TAEK Başkanlığı görevinden ayrıldıktan yaklaşık bir yıl sonra birileri bana Alman kökenli 1150 (binyüzelli) ton radyoaktif atığın Isparta’nın vilâyet sınırları içinde bir yerlere gömülmüş olduğunu ihbâr etti” diye açıklamalarda bulunmuştu. Ayrıca İzmir Gaziemir’de ortaya çıkan radyoaktif atık için bugüne kadar hiçbir şey yapılmamış olması Türkiye’nin konuya yaklaşımını ortaya koymaya yetiyor.

EKOLOJİ SERVİSİ


Etiketler : Nükleer,