Peker’in videosu ne anlama geliyor?

06 May 2021

Organize suç örgüt lideri Sedat Peker'in Mehmet Ağar hakkındaki itirafları, devlet içi kirli savaş güçlerinin rant ve alan kapma çatışmasını gözler önüne seriyor. Mafya savaşı, iktidarın tam merkezinde cereyan ediyor

Bedri Türkmen/İstanbul

İstanbul merkezli 7 ilde organize suç örgütü liderlerinden Sedat Peker grubuna yapılan operasyon sonrası yayınlanan video, "derin devlet" ve Mehmet Ağar tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Peker’in 90’lı yıllarda faili meçhul cinayetlerinde adı geçen, bir dönem ceza alıp hapis de yatan Mehmet Ağar’ı ve Pelikancıları suçlaması dikkat çekti. AKP-MHP yönetimi için seçimlerde toplantılar ve mitingler yapıp muhalefeti, Barış Akademisyenleri'ni tehdit eden Peker, özel afla cezaevinden çıkarılan Alaattin Çakıcı ve grubunun alanı doldurması için gözden çıkarılınca yurtdışına kaçtı. 121 adreste arama gerçekleştirilen baskınlarda 52 kişi gözaltına alındı. Bunun üzerine birkaç ayda 12 video yayınlayacağını duyuran Peker ilk videosunda, 90'lı yılların derin devleti konusunda itiraflarda bulunurken dönemin bakanlarından Mehmet Ağar'a dair önemli itiraflarda bulundu ve gözdağı verdi: “Eşim avukat olmasına rağmen özellikle seçilmiş iki özel hârekatçı eşim kapıyı açınca duvara itiyorlar. Kızımın odasına uzun namlulu silahlarla giriyorlar. Buna Mehmet Ağar polisliği denir. Suç örgütü nasıl kurulur diye Sayın Mehmet Ağar’ın 90’larda bizlere yaptırılan, yaptırılmak istenenleri hepsini konuşacağız. Tüm yaşananları samimi bir şekilde anlatacağım.”

Holdingler, marinalar...

Yapılan operasyon nedeniyle Pelikancılar ve Mehmet Ağar’ı suçlayan Peker, “Bu bana yapılan operasyon derin devletimizin sayın başı olarak bilinen Mehmet Ağar ve de Pelikancılar olarak adlandırılan şu an hiçbir aktiviteleri olmadığı söylenen grup tarafından koordine edilmiştir. Ama taşeronluğu bunlar tarafından yapılmıştır. Benim kafama takılan en önemli sorulardan birisi şu: Mehmet Ağar yılların kurdu, yani hiçbir işinde iz bırakmaz. Onun yönettiği, onun yönlendirdiği her şeyiyle o kadar açık ki… Peki bunu neden yaptı? Bunun da elbette vardır bir sebebi. Taşeronluğunu yapmış olduğu bu organizasyonlar ona bu taşeronluğu verenleri belki mutlu etmiştir: Ya da kendisini hedefe koyup payeler almak istemiştir. Çıkarımlarda bulunmak istemiştir. Derin devletimizin başı ya! Ama ben bir tek devlet tanırım TC Devleti. Öyle derini derinsizini anlamam... Ben bu olayların içinde yaşadım gençliğimin ilk yıllarından beri. Birçok şeye şahit oldum, içindeydim zaten. Beni mi korkutacaksınız? Derin devletmiş, vay! Göreceğiz derinliğinizi. Ne kadar derinmişsiniz hep beraber göreceğiz” dedi.

Bodrum’daki marina

Peker Ağar'ın milyar dolarlık marinaya nasıl el koyduğuna dair de dikkat çekici itiraflarda bulundu: “Suç örgütü nasıl kurulur diye Sayın Mehmet Ağar’ın 90’larda bizlere yaptırılan, yaptırılmak istenenlerden ziyade bu zamanlarda işlenen mesela Acarkent’te yaşanılan silahlı ateşleme olayı nasıl kapattırdın, o silahlı ateşleme olayı nasıl oldu? Bunların hepsini konuşacağız. Bunlar afaki laf değil, telefon sinyalleriyle çok rahat bir şekilde iki müfettişin iki saniyesini anlayacağı şekilde anlatacağım. Altınbaşları (Altınbaş Holding) nasıl komployu kurup Emniyet’e aldırıp parayı almak için nasıl tezgah kurduğunu, sonra tezgahın nasıl bozulduğunu anlatacağım. Şimdi o aileye nasıl el altından dosya hazırlatıldığını anlatacağım, intikam için. Ya da Mübariz Mansimov. Dünyanın en değerli adamlarından biri. Hiç yan yana gelmedim ama Türkçülük Turancılık davasına hizmetlerini hep duydum. Sen hiçbir şeyken, itibarın gitmişken seni yanına aldı, sana itibar verdi. Para verdi. Sen gidip bazılarıyla anlaşıp FETÖ’cü diye adamı içeri attırdın. Mübariz, FETÖ’cülük. Buna deliler bile inanmaz ama yapıldı bu ülkede. Adamın, milyar dolarlık yerini aldınız, el koydunuz. Bodrum’daki marina. Ya sen devlet memuruydun. Sen nasıl alabildin o milyarlarca dolarlık yeri. Ama doğru sen üzerine almadın. İkili anlaşmalarla, senin yüzden garanti altına alındı. O Azerilerin üzerine yapıldı değil mi? Bunların hepsini uzun uzun konuşacağız. Normal bir adamı nasıl FETÖ’cü yapıp mallarına çöktüğünü…”

Masadaki 'Omerta'

Sedat Peker’in açıklama yaptığı sırada masa üstünde olanlar da mesaj niteliği taşıyordu. Masada, Godfather (Baba) adlı kült romanın sahibi Mario Puzo’nun “Omerta” adlı kitabı yer alıyordu. Omerta’nın anlamı ise mafya mensupları arasındaki bir tür “Suskunluk Yasası”. Mafya yapılanmaları ve mensupları bu anlaşmaya uyuyor ve hiçbir şekilde devlete güvenmeyip, polise tek kelime anlatmıyor.

İkinci video

Peker yayınladığı ilk videodan sonra ikincisini de “Mehmet Ağar ve Pelikancıların gerçek yüzü" ismiyle paylaştı. İlk videoda olduğu gibi ikinci videoda da çarpıcı itiraflarda bulundu.

Uyuşturucu ağı

Peker, İstanbul'a uyuşturucunun nereden geldiğine dair önemli bilgiler paylaştı: "Uyuşturucunun nerede olduğunu herkes biliyor. Önemli olan onu yakalamak. İmanlı nesil yetiştirecektik, uyuşturucu bağımlısı nesiller yetiştirdik. Devlet derin devletçilik oynayanların oyununa gelmez. Bu uyuşturucunun geldiği yer belli. Sahibi Mehmet Ağar. Kolombiya'da 4 ton 900 kilo eroin yakalandı. Kolombiya bu uyuşturucunun Türkiye'ye gideceğini açıkladı ama Türkiye'de bununla ilgili kimse alınmadı" dedi. Peker, sonraki videolarda Mehmet Ağar'ın işlediği ve faili meçhul kalan cinayeti anlatacağını söyledi.

'Tolga Ağar'ın yeri...'

Peker, Mehmet Ağar'ın yanı sıra oğlu Tolga Ağar'a ilişkin de dikkat çekici açıklamalar yaptı. Peker, "Nusret diye bir kardeşimiz var etçi. Konunun diğer kahramanı Mehmet Ağar Bey'in oğlu Tolga Ağar. Yanında kız arkadaşı, Emir Sarıgül'ün evine geliyorlar Beykoz Konakları'nda. Onun bir alt sokağında da Mehmet Ağar Bey'in evi var. Ağar'ın yanında da Sezgin Baran Korkmaz var. Sarıgül'ün evinde birlikte kokain içiyorlar. Tolga Ağar Nusret'e telefon ediyor, 'Akıllı ol' diyor. Nusret de küfür etmeye başlıyor. Ardından Tolga Ağar öfkelenerek ateş ediyor. Sesi duyan Mustafa Sarıgül ve Sezgin Baran Korkmaz yukarı geliyorlar. Sarıgül 'Gereğini yapın' diyor. O gün orada ayrıca İl Emniyet Müdür Yardımcısı Cevdet Hürol var. Sururi Saydam, Beykoz'dan sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı. Sunay Balıklıkaya, C Bölge Müdürü, şu an emekli. Bu müdürlerimiz de orada. İl Emniyet Müdürü işlem yapacağız diyor. Mehmet Ağar ve Tolga Ağar engelliyor. Sonucunda Emir Sarıgül'ün şoförüne tek el ateş ettiriliyor ve arkadaş cezaevine gidiyor."

Yeldana Kaharman cinayeti

Elazığ’da yaşayan 21 yaşındaki Kazakistanlı gazeteci Yeldana Kaharman, 2019’un Mart ayında evinde şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş olarak bulunmuştu. Kaharman’ın ölümünden bir gün önce Tolga Ağar ile röportaj yapmak için evine gittiği ortaya çıkmıştı. Peker, "Tolga Ağar'ın bir kız arkadaşı var Kırgız ya da Kazak uyruklu. Kızcağız jandarmaya gidiyor, Tolga Ağar bana tecavüz etti diye. Kız şikayet ediyor. Daha sonra kızı helikopterle aldırıyorlar. Kız ertesi gün ölü bulunuyor. Orada bir garipcağız öldü, herkes biliyor kimse sesini açmıyor" diyerek Kaharman'ın ölümünün sorumlusunun Tolga Ağar olduğunu söyledi.

'Oluk oluk kan...'

Şubat 2019'da Cumhur İttifakı'na destek ve silahlanma çağrısında bulunan, 2020'ye kadar iktidarla beraber hareket edip kollanan Sedat Peker, Ocak 2016'da birçok kentte uygulanan sokağa çıkma yasakları ve operasyonlardaki hak ihlallerine ilişkin imza kampanyası düzenleyerek, "Bu suça ortak olmayacağız" diyen ‘Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi'yle bir araya gelen 1128 akademisyeni tehdit etmişti. Peker "Sözde aydınlar çanlar ilk önce sizim için çalacak; oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız" ifadelerini kullanmıştı. Tweet attığı için, medya önünde hükümeti eleştirdiği için çocuklar, gençler, yaşlılar evleri basılıp gözaltına alınırken veya tutuklanırken 11 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan Peker'e beraat verilmişti.

Peker’in cezaevi serüveni

Peker, AKP'nin 2000'li yılların başında organize suç örgütlerine yönelik başlattığı geniş kapsamlı operasyonlar sonucunda, 12 Mart 2005'te İstanbul Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğü tarafından yapılan Kelebek Operasyonu ile tutuklandı. Tutuklu yargılandığı dava 31 Ocak 2007 tarihinde karara bağlandı ve Peker 14 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı. "Silahlı terör örgütü kurma" suçuyla yargılandığı bir başka davada da Peker'e bir yıl üç ay hapis cezası verildi. Son olarak Ergenekon davasında da 10 yıl hapis cezası aldı. 10 Mart 2014'te ise Özel Yetkili Mahkemeler'in kapatılması ve uzun tutukluluk süresi 5 yıla indirilerek tahliye edildi. Cezaevinden çıktıktan sonra AKP ile iyi ilişkiler kurması ve Erdoğan ile fotoğraflar vermesi dikkatlerden kaçmadı.

Ağar’ın geçmişi

Faili meçhul dönemlerinin İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, 90’lı yıllarda birçok faili meçhul cinayetlerde ismi geçmiş, bazı davalarda sanık koltuğuna oturmuş, bir dönem hapis cezası alıp yatmıştı. Ağar, Susurluk skandalında da baş aktörlerdendi. Tansu Çiller’in 1996'da Başbakan Yardımcılığı yaptığı dönemde Susurluk skandalı ile ilgili “Bu millet uğruna, ülke uğruna, devlet uğruna kurşun atan da yiyen de her zaman bizim için saygıyla anılır. Onlar şereflidirler..." sözleri 90’li yıllarda neler yaşandığını özetler gibiydi.

Mehmet Ağar'ın Uğur Mumcu cinayeti sonrası “Öyle bir şey ki, bir tuğla çekersek duvar yıkılır” sözleri de derin devletin karanlık dehlizlerini gösteriyordu.

Ağar'ın adı bu kez Sedat Peker’e operasyonla gündemde. Peker'in itiraflara başlaması, bazı vakalara dikkat çekmesi 90’ların zihniyeti, pratiklerini zihinlerde yeniden canlandırdı.

İşte "derin devlet marifeti", "JİTEM pratiği", "kirli savaş" denen 1990’lı yıllarda yaşanan faili meçhul cinayetlerinden bazıları...

Aydın’ın katledilmesi

İnsan Hakları Derneği'nin verilerine göre 90'lı yıllarda 17 bin civarında "faili meçhul" cinayet yaşandı. Kürt uyanışının zirve yaptığı bu yıllarda toplumun yerel öncü yurtseverleri, devletin varlığını bir kabul edip bir reddettiği JİTEM ve Hizbul-Kontra yapılanmaları ile katledilmişti.  

Halkın Emek Partisi (HEP) Diyarbakır İl Başkanı siyasetçi Vedat Aydın, 5 Temmuz 1991'de gece vakti evinden kendilerini polis olarak tanıtan kişilerce "ifadesinin alınması için" evinden alındı. Cesedi 7 Temmuz'da Elazığ’ın Maden ilçesi yakınlarında bir köprü dibinde işkence edilmiş halde bulundu. JİTEM çalışanı Abdulkadir Aygan, "Vedat Aydın'ın olayında keşifte yer aldım ama olayda yer almadım" ve "bu olayda Vedat Aydın'ın evden alırken gören Şükran Aydın'ın çizdiği robot resimler vardı. O robot resimler Ali Ozansoy, Fethi Çetin ve Aytekin Özen Binbaşı'ya bayağı uyuyor" dedi. Bu isimler JİTEM tetikçileri idi.

Anter’in katledilmesi

Kürtlerin Apê Musa dediği Musa Anter, 20 Eylül 1992'de Diyarbakır'ın Seyrantepe Mahallesi'nde uğradığı silahlı saldırıda sol bacağına iki, kalbi ve kafasına birer kurşun sıkılarak katledildi. Eski JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan; Anter'in, kendisinin de içinde bulunduğu JİTEM'in bir timi tarafından öldürüldüğünü itiraf etti.

Keser’in öldürülmesi

İzzet Kezer, Günaydın gazetesinde çalışırken, 1992 yılında Şırnak'ın Cizre ilçesinde Newruz gösterilerini izlemekle görevlendirildi. Fiili sokağa çıkma yasağının olduğu bir zamanda, beyaz bayrak taşıdığı halde, güvenlik güçleri ile göstericiler arasındaki çatışmalarda açılan ateş sonucu öldürüldü. Olaydan 4 yıl sonra Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş tarafından hazırlanan ünlü "Susurluk Raporu"nun devlet sırrı gerekçesiyle kamuoyuna açıklanmayan 11 sayfalık bölümünde, aralarında İzzet Kezer'in de bulunduğu sekiz gazetecinin devlet içinde yuvalanan çeteler tarafından öldürüldüğü yazıldı.

Kürt iş insanları...

Savaş Buldan, 2 Haziran 1994'te İstanbul Yeşilyurt Çınar Oteli'nden, polis kimlikli, polis yelekli ve telsizli sekiz kişi tarafından Adnan Yıldırım ve Hacı Karay'la birlikte kaçırıldı ve sonrasında öldürüldü. Buldan ve arkadaşlarının cesetleri, 4 Haziran 1994'te Bolu'nun Yığılca ilçesi Melen çayı kenarında bulundu.

Cinayet, diğer faili meçhul cinayetlerle birlikte Susurluk Davası'nda söz konusu edildi. Eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın’ın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda verdiği ifade sonrası İstanbul ve Bolu-Adapazarı-Sapanca üçgeninde cinayete ilişkin keşifler yapıldı.

Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken ve Ayhan Çarkın'ın aralarında bulunduğu 19 kişi hakkında, Savaş Buldan, Behçet Cantürk, Namık Erdoğan gibi isimlerin de öldürüldüğü faili meçhul cinayetler hakkında "cürüm işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün faaliyeti çerçevesinde adam öldürmek" gerekçesiyle hapis cezası istenen bir dava açıldı.

Gazi Katliamı

Gazi Mahallesi katliamı da Mehmet Ağar'ın İçişleri Bakanlığı döneminde gerçekleşti. Katliam, 12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi'nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye, durdurdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar. 15 Mart 1995'e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştı.

Mehmetlerin kavgası

Eski MİT Kontr-Terör Merkezi Başkanı Mehmet Eymür, Susurluk raporu sonrası MİT Müsteşarlığı’na mektup yazarak, eski Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar hakkında "Kanaatimce Mehmet Ağar Cumhuriyet tarihinin en büyük suçlularından biridir. Ağar ve karanlık çevresi bütün bu olaylardan sonra yine de tesirsiz hale getirilemez ise devletin yeraltına teslimi muhakkak olacaktır. Ağar ve yandaşlarının cezalandırılmaları, devlet olmanın gereğidir" demişti.

Susurluk Olayı

Devlet ve siyasetteki çürümüşlük, kokuşmuşluk Susurluk’ta ortaya çıktı. Susurluk'ta Mercedes marka otomobilin bir kamyona arkadan çarpması sonucu ortaya çıkan ilişkiler ağı, kamuoyunun gündeminden hiç düşmedi. İstanbul yönüne seyir halinde olan 06 AC 600 plakalı Mercedes marka otomobil, 3 Kasım 1996 günü saat 19.15 sıralarında Susurluk'un Uçakyolu Mevkii'nde benzin istasyonundan çıkan Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721 plakalı kamyona arkadan çarptı. Kazada, özel otomobilde bulunan 4 kişiden 3'ü ölürken, 1'i ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.

Buraya kadar her şey normal bir trafik kazası gibi görünürken, aradan geçen saatler içerisinde kazada ölen kişilerin İstanbul eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ, üzerinden "Mehmet Özbay" adına düzenlenmiş kimlik çıkan katliam sanığı Abdullah Çatlı ve sevgilisi Gonca Us, yaralanan kişinin de DYP Urfa Milletvekili Sedat Edip Bucak olduğu anlaşılınca olay Türkiye gündemine adeta "bomba gibi" düştü.

Medyanın kazadan sonra olayı "Siyasetçi-polis-mafya" üçgeni içinde tutması nedeniyle yayınlanan haberleri ihbar kabul eden İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, 11 Kasım 1996'da, "Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak" suçundan soruşturma başlattı.

Soruşturma sırasında, milletvekili Sedat Edip Bucak'ın resmi korumalığını yapan özel timci polis memurları Ayhan Çarkın, Ercan Ersoy ve Oğuz Yorulmaz'ın, kumarhaneci Ömer Lütfü Topal'ın 28 Temmuz 1996'da Sarıyer'de öldürülmesinden sonra gelen bir telefon ihbarı üzerine Topal'ın iş ortakları Sami Hoştan ve Ali Fevzi Bir'le birlikte İstanbul Emniyeti'nce gözlem altına alındığı, dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın talimatıyla

Ankara'ya gönderilerek serbest bırakıldığı ve daha sonra da Bucak'a koruma olarak verildiği ortaya çıktı.

Ataköy'deki evinde yeşil pasaport, Mehmet Ağar imzalı Emniyet Genel Müdürlüğü'nde uzman olarak görev yaptığını gösterir belge ve silahlarla yakalanan uluslararası uyuşturucu kaçakçısı Yaşar Öz'ün de, yine aynı şekilde Ankara'dan gelen talimatla serbest bırakıldığı anlaşıldı.

Yargılamada sonuç yok

İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, kazadan sonra ortaya atılan iddialar arasında adı geçince istifa eden dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ile DYP Urfa Milletvekili Sedat Edip Bucak hakkında 11 Şubat 1997 günü dokunulmazlıklarının kaldırılması istemiyle hazırladığı fezlekeyi, Adalet Bakanlığı aracılığıyla TBMM Başkanlığı'na gönderdi.

Başsavcılık, 11 Aralık 1997'de Meclis Genel Kurulu'nda yapılan oylama sonucu bu suçtan dolayı yasama dokunulmazlıkları kaldırılan Ağar hakkında, 7 ile 15 yıl arasında ağır hapis gerektiren "Gıyabi tutuklama kararı ile aranan Abdullah Çatlı'mn yerini bildiği halde yeükili mercilere haber vermeyerek saklamak", "Öz ve Çatlı gibi kişilere silah taşıma izin belgeleri ve hususi yeşil pasaport vererek görevi suiistimal etmek" ve "Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak"; Sedat Edip Bucak hakkında da 11 ile 20 yıl arasında ağır hapsi gerektiren "Gıyabi tutuklama kararıyla aranan Abdullah Çatlı'mn yerini bildiği halde yetkili mercilere haber vermeyerek saklamak", "Cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak" ve "Vahim nitelikte silah bulundurmak" suçlarından dolayı kamu davası açtı.

İstanbul 6 No'lu DGM, 4 Mayıs 1998'deki duruşmada, isnat edilen suçların bakanlık dönemine ait olduğu ve dolayısıyla Anayasa'nın 100. maddesindeki prosedürden sonra Yüce Divan'da yargılanabileceği gerekçesiyle Ağar hakkında "Görevsizlik kararı" verdi. Aynı duruşmada, Bucak'ın dosyası ise ana davayla birleştirildi.

İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının bu kararı temyiz etmesi üzerine istemi görüşen Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 9 Temmuz 1998'de Ağar'a isnat edilen suçların bakanlık değil, Emniyet Genel Müdürlüğü dönemini kapsadığı, bunun için Ağar'ın Memurin Muhakematı Yasası'ndaki usul izlendikten sonra yargılanabileceğine işaret etti ve "Görevsizlik kararı"nı bozarak, "Yargılamanın durdurulması" kararı aldı.

İstanbul 6 No'lu DGM de, Yargıtay'ın bozma kararına uyarak dosyayı Danıştay'a gönderdi.

18 Nisan 1999'da yapılan seçimlerde hakkında usuli işlemler süren Ağar Elazığ'dan, İstanbul 6 No'lu DGM'de yargılanan Bucak da Urfa'dan yeniden milletvekili seçilince haklarındaki yargılama prosedürü 3 Mayıs 1999 tarihinde durduruldu.

Sanıklar tanık oldu

TBMM bünyesinde oluşturulan Susurluk Araştırma Komisyonu da yaklaşık 3 aylık çalışma süresinde Ankara'da Sedat Bucak ve Mehmet Ağar'ın da aralarında bulunduğu 41 kişiyi tanık olarak dinledi.

İstanbul'a da gelen komisyon üyeleri, o dönemde Metris Cezaevi'nde tutuklu bulunan özel timcilerin de aralarında olduğu 16 kişiyi de dinledikten sonra hazırladıkları raporu TBMM Başkanlığı'na sundular.

İkinci Susurluk raporu

Susurluk olayıyla ilgili olarak MİT'e Susurluk Raporu hazırlatılmış ve bu rapor gazetelere yansıtılmıştır. Bu raporda yanlış ve ilgisiz konular sıralanmış ve kamuoyu tarafından Susurluk olayının kapatılması için yazıldığı günün gazetelerinde konuşulmuştur. İlk Susurluk Raporu'nun doğruluğu üzerinde kuşkular oluşunca dönemin Başbakan Mesut Yılmaz tarafından Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'a verilen talimatla 2. Susurluk hazırlatılmıştır. 8 Aralık 2015 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. İkinci Susurluk raporunda önemli itiraflar yer alırken, bazı kısımları gizli tutuldu. Musa Anter ve başka birçok cinayette JİTEM'in parmağı olduğu itiraf edilirken, devletin bu yapılarla ilişkisi de kısmen kabul edildi.


Etiketler : Susurluk, mehmet ağar, derin devlet,