Saraylarda yaşayanlar kadın yoksulluğundan haberdar mı?

23 Nis 2021

Berna Çelik*

HDP Kadın Meclisi olarak Haziran ayına kadar sürecek olan Kadınlar İçin Adalet kampanyamızın startını 10 Şubat’ta verdik. Toplumun dinamik ve direnen kesmi olan kadınları düşmanca saldırılarla susturmak isteyen iktidarın her geçen gün arttırdığı baskılar karşısında başlattığımızı kampanyanın ilk etabında; tecrit, açlık grevleri, hak ihlalleri, çıplak arama, kadın katliamlarını  teşhir etmek ve daha fazla kitlelere sesimizi duyurmak için basın açıklamaları, paneller, cezaevlerinde tutsak olan kadın arkadaşlarımıza kart gönderme, kadın kurumlarını  ziyaret etme gibi  eylem ve etkinliklerimiz oldu.

Şimdi de 5 Nisan’da bütün bileşen kadın yapılarımızın ve HDK’nin de dahil olduğu basın açıklamasıyla başlattığımız ve kampanyamızın ikinci etabı olan “Kadın Yoksulluğuna Hayır, Kadınlar İçin Adalet” şiarıyla buluşmaların startını verdik. Amacımız, pandemiyle beraber derinleşerek artan yoksulluğa mahkum olan kadınları dinlemek, onların dertlerine, sıkıntılarına bir nebze de olsa ortak olmak.

Elbette ki, kadın emeğinin yok sayılması, toplumsal cinsiyete bağlı iş bölümü, kadınların ucuz iş gücü olarak görülmesi, merdiven altı işlerde çalışmak zorunda bırakılması, erkek egemen zihniyetten bağımsız düşünülemez. Bunun elbette ki tarihsel bir geçmişi de vardır. Son 20 yıllık süreç ve pandemi sürecinde katmerleşerek artan kadın düşmanı politikalar da tarihten bugüne yaşanan kadın düşmanlığının devam ettiğinin de açık göstergesidir. Kadına yönelik şiddet her geçen gün daha da  artarken kadınların yaşam güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece de tek imzayla çıkılması, kadınların ev içlerine hapsedilmek istenmesi, kamusal alanın dışında tutularak ekonomik anlamda erkeğe bağımlı hale getirilmek istenmesi, Kod 29 uygulaması ile kadınların işten çıkarılması ve daha sayamayacağımız kadar çok uygulanan kadın düşmanlığı…

Bu düşmanlığı İzmir ve Aydın’da gerçekleştirdiğimiz kadın buluşmalarında bir kez daha gördük. Programımız 3 gün sürdü. Daha fazla kadınla buluşabilmek için gün içerisine birkaç program yerleştirdik. Pandemi koşullarını dikkate alarak fiziksel anlamda birbirimize dokunamasak da bakışlarımızla, konuşmalarımızla, yüzümüzdeki tebessümle, birlikte oynadığımız roman havasıyla, söylediğimiz şarkılarla, türkülerle birbirimizin yaşamına değdik birbirimizi hissettik.

İlk gün sokak müzisyenleri ile bir araya geldik. Hepimizin çoğu zaman önlerinden geçerken ya hiç duymadığımız ya da “Ne kadar güzel söylüyor, çalıyor” diyerek geçtiğimiz kadınlarla buluştuk. Pandemi sürecinde müzik yapamayacak durumda kalan müzisyenlerin gözünde, sözünde aynı şey vardı. Her alanda olduğu gibi müzik ve eğlence sektöründe de kadınlar her türlü taciz, mobbing ve hak gaspına maruz kalmakta. Kayıt dışı çalıştıkları ve herhangi bir kazancı olmadığı için enstrümanlarını satmak zorunda kalan müzisyen kadınlar.

Evlerde parça başı iş yapan, 100 parça karşılığında 10 TL kazanabilen, parça gelmezse o gün evine eli boş dönen ya da işverenin insafına bırakılan kadınlarla buluştuk. Roman kadınlarla bir araya geldik. Mahalleye girdiğimizde tesadüfen düğünlerine denk geldik, birlikte oynadık, mutluluklarına ortak olduk. Sonrasında gerçekleştirdiğimiz görüşme yine yoksulluk, kayıt dışı iş, yaşlı ve çocuk bakımı ev içi görülmeyen emek. Keman çalarak kazancını sağlayan ve şu an pandemiden kaynaklı sanatını icra edemez duruma gelen ve geçimini sağlayamayan, tuvaleti olmayan gecekonduda yaşayan kadınlar…

Bir sonraki gün midye yapan kadınlarla buluşmak için yola çıktık. İçeri girdiğimizde midye kokusu her tarafı sarmıştı. Yine yoksulluk yine emek sömürüsü… Günde iki torba midye yapıp 15 TL ile evlerine dönen kadınlar. Midyeyi temizlerken genç bir kadın konuşuyor: “Okul öncesi öğretmenliği mezunuyum ve iş bulamadığım için annemle beraber buraya midye yapmaya geliyorum.” 

Midye kesmekten bütün kadınların parmak uçları kesik kesik olmuş. Elleri midye yapmakla meşgul ama akılları evde pişecek yemekte, sokakta bıraktıkları çocuklarında.

Ve yine zabıtalarla her gün yaka paça kovalanan, kazandığını ise cezalara vermek zorunda kalan seyyar satıcısı kadınlar… Bir kadın şunu söylüyordu: “Ben kimseden yardım istemiyorum, çalışmak istiyorum, zabıtaların bu cezalarına birileri dur desin.”

40 yıldır hem yaşadıkları hem de üretim yaptıkları yerde hasırdan gölgelik şemsiye yapan kadınlar ve tandır ekmeği yapan kadınların dilinde, sözünde, bakışında şu vardı: “Kayıt dışı çalışıyoruz, emeğimiz sömürülüyor, güvencesiz işlerde çalışıyoruz can güvenliği riskimiz var ve buna rağmen geçimimi yapmak için çalışmak zorundayım.”

Kadın kurumlarıyla bir araya geldik, söz konusu kadın olunca yaşananlar aynı. Sonrasında yönümüzü çilek tarlasında çalışan kadınlara çevirdik. Sabahın 05.00’inde kamyonet kasalarında yola koyulup tarlalara gelen ürün toplama esnasında fiziksel olarak çok zorlandıkları iki büklüm  ve hava ısındıkça kavurucu sıcakların altında saatlerce çalışıp günü 70 TL yevmiye alarak (yemeklerini ve içecek sularını evden getiren)  bitiren tarım işçisi kadınlar…  Yine edebiyat bölümü mezunu olup atanamayan genç kadın. Çoğu Kürt illerinden kayyım savaş ve şiddet politikalarından kaynaklı göç etmek zorunda kalmış. Ve tarlanın içinden bir yandan çilek topluyor diğer yandan yaşadıklarını kendi anadili olan Kürtçe’den dengbeji bir ağıtla dile getiriyor: “7 yıldır ailemden uzaktayım…”

Kampanyamız kapsamında farklı alanlarda çalışan kadınlarla buluştuk. Nasıl iş koşullarında çalıştıklarını gördük, dertlerini dinledik, önerilerini aldık birlikte, ne yapabilirizi tartıştık. Çalışmalarımız Marmara, İç Anadolu , Çukurova, Karadeniz, Amed, Serhat bölgelerinde devam edecek. 

Sizler saraylarınızda şatafat içinde yaşarken kadınların yaşadığı yoksulluktan haberiniz var mı? 

*HDP PM Üyesi 

 


Etiketler : Kadının Sözü,