Themis’in ahvali

11 Mar 2021

“Bir rejim, halkın adalete inanmadığı noktaya gelmişse o rejim mahkûm olmuştur.”

Montesquieu.

*

Ne yazık ki böyle bir noktaya gelindi. “Yargı Bağımsızlığı ve Yargıya Güven” konusunda yapılan

anketler en az güvenilen kurum olarak yargıyı, adalet mekanizmasını gösteriyor. Güvenmeyenlerin

oranı her geçen gün yükseliyor.

Yargıya bu derece güvensizliğin asıl sebebi yargının siyasallaşması ve siyasetin emrine girmesi

gösteriliyor.

Adalet kavramı, uygarlık tarihi boyunca hemen her dönemde üzerinde en çok durulan ve hukukun

ulaşmak istediği bir amaç olarak var olagelmiştir, Antik dönemlerde bile adalet, en yüce erdemlerden

biri olarak görülmüştür.

İnsanlık ancak adalet sayesinde güven içinde huzur bulacağının ayrımına varmış ve bu yüzden bu

kavramın içini doldurmaya, sürekli güçlendirmeye ve tahkim etmeye çalışmıştır.

Adalet, yaşam içinde, toplumsal hakların tüm bireyler açısından yaşanabilir olduğu kapsamlı bir adalet

olarak tanımlanmaktadır.

Toplumun hava ve su gibi gereksinim duyduğu bu adalet, kişinin salt kendisine değil, tüm bireylere

istediği zaman anlam kazanır. Bu sayede toplum düzeni ve dengesi hukukla oluşturulur, adaletle de

yerini bulur.

*

Adalet kavramı gündeme geldiğinde imge olarak zihnimizde ilk şekillenen resim, adalet kavramını

simgeleyen o bir elinde kılıcı, diğer elindeki teraziyle gözleri bağlanmış mitolojik figür olan tanrıça

Themis figürüdür.

Themis, gözlerindeki bağcıkla adaletin dağıtımında kimseyi görmeden tarafsızlığını, elindeki kılıçla

adaletin gücünü ve keskinliğini, terazisiyle de adaletin dengeli dağıtımını gösterir bize.

Ne yazık ki gelinen bu süreçte Themis’in tüm bu özellikleri ve güzellikleri yok edilmiş ve elinden

alınmış durumda. Themis öyle bir hale dönüştürülmüş ki; göz bağcığını kenarından sıyırıp yargılananın

kim olduğunu görüp ona göre davranıyor. Terazisinde ayar bozulmuş, yargılamadan önce cezasını

kesiyor, sonra ona uygun bir suç uyduruyor. Kılıcını da zalimin emrine amade etmiştir.

Siyasi iktidar uygulamalarıyla halkın adalete güvenini yok etmiş durumda.

Yargı, egemenliği esas alarak devlet adına hukuka başvurarak düzenleyen mahkemelerin toplam

düzen sağlayan kurumudur ve bağımsızlığı esastır.

Özellikle siyası tutuklu ve mahkûmların çoğunun haksız-hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulmaları

bu güvensizliğin haklı gerekçelerini oluşturmaktadır. Öyle ki Türkiye’deki anayasal en yüksek yargı

organı olan Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlar bile -

bağlayıcı olmalarına rağmen- uygulanmamaktadır.

*

Her şeye rağmen meslek ahlakından taviz vermeyenleri, yargıçları tenzih ederek söylersek; yargı

bağımsızlığı olmadığından, siyasilerin baskı ve yönlendirmeleriyle karşılaşan yargıçların buna uygun

kararlar alma ihtimalinin yüksek olduğu da bir gerçekliktir.

Kendisini ‘hukuk devleti’ olarak gören ve bunu anayasasının olmazsa olmazı olarak tanımlayan bir

devlet, hakkın ve hukukun gözetilmediği, hukuksuzluğun pik yaptığı bir yapıya dönüşmüş durumda.

Adalet tüm yasaların omurgası gibidir. Adaletin olmadığı yerde hukuktan, hukuk devletinden söz

edilemez.

Adalet literatürü sanığın birilerini tatmin edecek biçimde ceza alması değil, sanığın adil bir şekilde

yargılanması ve suçlu bulunursa da adil bir ceza almasını işaret eder. Bu noktada ölçü: ‘Ne zulüm ne

merhamet, yalnızca adalet’ şeklinde olmalıdır.

Hukuk devleti deniyorsa adalet

Hicri İzgören

Hicri İzgören


Etiketler : Hicri İzgören,