Üçüncü Yol - Adnan Çelik

22 Haz 2019

Fransız tarihçi Fernand Braudel, “olaylar tozdur” der. Braudel’e göre olaylar sadece kısa süreli ya da geçici olduğu için toz değildir, aynı zamanda önümüzdeki tarihsel görüntüyü de tozlandırırlar. Oysaki “geçmiş ve şimdiki zaman birbirlerini karşılıklı ışıklarıyla aydınlatmaktadırlar ve eğer yalnızca dar güncellik alanında gözlem yapılacak olursa, dikkatler hızlı hareket edene, haklı haksız parlayana veya değişene, gürültü yapana veyahut kendini kolayca açık edene yönelecektir”. PKK Lideri Sayın Abdullah Öcalan’ın avukatları ile gerçekleşen son görüşmede HDP’nin “Üçüncü Yol” stratejisinde ısrar etmesi gerekliliğine dair önerisini sadece bugün gerçekleşecek olan İstanbul seçimleri temelinde okumak onu tam da önümüzdeki tarihsel görüntüyü tozlandıran bir olay olarak ele almak anlamına gelecektir. Oysaki bu stratejinin HDP’nin kuruluş ilkesi olduğunu ve bu ilkeye bağlılık çağrısının da ilk olmadığını unutmamak gerekir.

Sayın Öcalan’ın önerisi ile 2011 sonbaharında sol-sosyalist blok ve Kürt özgürlük hareketinin bir araya gelerek kurduğu Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) inisiyatifiyle 2012’de kurulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) her zaman en güçlü fikri desteğini yine Öcalan’dan aldı. 27 Ekim 2013’te Ankara’da gerçeklesen HDP 1. Olağanüstü Kongresi’nde okunan mesajında Sayın Öcalan şunu söylüyordu: “Halkların Demokratik Kongresi oluşumu mücadele tarihimizde Haki Karer’in şehadetinden sonra aldığımız partileşme kararı kadar tarihsel bir öneme sahiptir. HDP, ortak demokrasi mücadelemizde önemli tarihsel sapağı işaret etmektedir. Yürüttüğümüz mücadelede yılların birikim ve deneyiminin kaçınılmaz olarak radikal demokrasiye evrileceği, elitist ve konformist siyaset anlayışının terk edilerek, tabanı ve halkı esas alarak ortak örgütlenmeyi ikame edecek birikim ve enerjiyi kendinde görmelidir. (…) Söz, yetki ve karar mekanizmalarının sokak, mahalle ve kent meclislerine evrileceği yeni deneyim ve demokratik katılımcılığı esas alacak bir partileşmenin Türkiye gerçekliğinde büyük rol üstleneceği aşikardır. Bu itibarla hep omuzlarımda hissettiğim bu tarihsel emaneti yeni bir anlayışla sizlerin üstlenmesi ve yükseklere taşıması dileğiyle kongreyi kutluyor, üstün başarı dileklerimle devrimci selamlarımı gönderiyorum.”

Öcalan bu ilk kongreden sonraki dönemlerde İmralı’da kendisi ile görüşenler üzerinden ilettiği birçok mesajında HDP’nin Türkiye’deki egemen Sünni-Muhafazakâr Milliyetçi blok ile Laik-Ulusalcı bloğun dışında bir “Üçüncü Yol” temelinde örgütlenmesi ve bu iki hegemonik blok karşısında yeni bir karşı hegemonya inşa ederek yeni yaşamı üretmesi gerektiğini vurguladı. Bu anlamda HDP’nin siyaseti bu iki hegemonik siyasi kutba yaslanan, yedeklenen veya gündemini onların gramerine uyduran değil, tam aksine bu iki hegemonik kutbun berisinde konumlanan bir Üçüncü Yol stratejisini kararlı bir şekilde sürdürmeye dayalı bir perspektife yaslanmalıydı. Başta Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş olmak üzere bugün hukuksuz bir şekilde cezaevinde rehin tutulan ve dışarıda son derece ağır koşullarda mücadele yürüten binlerce HDP emekçisi Öcalan’ın kuruluş kongresinde vurguladığı “tarihsel emaneti” büyük bir mücadele azmi, cesaret ve koşulsuz özveri ile üstlendi ve onu Üçüncü Yol stratejisi temelinde yükseklere taşımaya devam etti. 31 Mart seçimlerinde Türkiye’nin batısındaki metropollerde “AKP’ye kaybettirme”ye dayalı son derece etkili taktik ile birlikte doğrudan olmasa da CHP ile dolaylı bir müttefiklik durumu oluştu. Hem bu dolaylı müttefikliğin bir sonucu olarak AKP’ye birçok metropolde kaybettirilmesinin yarattığı güçlü sinerji hem de İstanbul seçimlerinin haksız bir şekilde iptal edilerek yenilenmesi kararı sonrasında CHP adayı Ekrem İmamoğlu etrafında oluşan yeni muhalefet dinamiği; AKP’ye kaybettirmeye dayalı seçim taktiğinin bir gereği olarak CHP ile oluşan konumsal ve dolaylı müttefikliğin yer yer gerçek bir müttefiklik gibi algılanmasına yol açtı ve bu da HDP’nin Üçüncü Yol çizgisinin biraz silikleşmesine neden oldu.

Bu anlamda sayın Öcalan’ın HDP’ye yönelik Üçüncü Yol stratejisinde ısrar çağrısı seçimde AKP’ye kaybettirme taktiğinin doğruluğunu sorgulamaktan ziyade gerçek bir müttefiklik durumunun oluşmadığı -ve kısa vadede oluşmayacağı- CHP’ye seçim taktiği gereği verilen desteğe yüklenen anlamla ilgilidir. Bu anlamda çağrı aslında, seçim sonucu ne olursa olsun, HDP’nin 24 Haziran sabahına uyanacağımız gerçeğini gözeterek gündelik siyaset içinde boğulmadan, kendi kurucu felsefesini ve karşı hegemonik blok iddiasının tarihsel doğrultusunu yitirmeden mücadeleyi sürdürme çağrısıdır. Kısa vadeli siyasi gündemlerin toz bulutları dağıldığında kendi yörüngesinde ilerleyip ilerlemediğinden emin olma çağrısıdır

Adnan Çelik


Etiketler :