Varın siz koyun adını

12 Ağu 2020

Bu ülkeyi yönetenlerin ölüm ve gözyaşı üzerinden boylarını poslarını süsleyip, takıp takıştırıp, tıpkı kadını katledip takım elbise giyen failler gibi şirin görünme dışında bir dertleri yok. Yüzünü çevirip ölümün olmadığı bir yön istesen de bulamazsın. Ölüm sırası sana gelmemişse hâlâ, ölüme çarpa çarpa sıranı beklersin. Kuzey, güney, doğu, batı ara yönler de dâhil her yanımız savaş meydanı olmuş.

Türkiye’de yasama, yürütme, yargı yani siyasal, sosyal, kültürel, ekonomi, hukuk, kadın, eğitim, gençlik, sağlık, çocuk, yaşlı, doğa, dağ, taş, börtü böcek... nereye baksan ölüm akıyor. Her gün ölüm ha ölüm naraları kol geziyor. Öldürülmeyenler de beyaz ölümden kurtulamıyor. Taciz, tecavüz, alkol, uyuşturucu, asimilasyon, yozlaştırma insan olmaktan çıkmış vahşilikler ortada.

Felaket tellallığı yaptığımı düşünmeyin, yaşananlar ortada. 21 yıldır İmralı tecridi rejimleştiriliyor imdatlarına kulak asmamak bir yana ‘İmralı tecridi son bulsun özgürlük hemen şimdi başlar’ söylemini dillendiren on binler cezaevindedir. Devlet, toplum tecrit altına alınıyor diyen herkesi bastırma savaşı başlatmakla kalmadı bastırdıkları üzerinden “Bakın artık ‘teröristler’ dışında İmralı’dan söz eden yok” siyasetiyle zulüm üzerine zulüm inşa ediyor.

Leyla Güven başlattığı açlık grevinde ‘İmralı’da devlet sadece kendi yasalarına uysun’ dedi. 9 can verildi, 7 bin can içeride ve dışarıda açlık grevleri 200 gün sürdü. Birkaç göstermelik görüşme dışında tecrit rejimi ile ölüm her yana kol saldı. Keşke örnek verecek olay olmasaydı. Ama insanın söylemeye dili varmıyor, mevsimlerdir ölüm orucunda eriyen bedenlerini gülücüğe dönüştüren Ebru Timtik, Aytaç Ünsal sadece adil hukuk talebi için salise salise ölüyorlar. Ebru ve Aytaç’ın direnişine rağmen barolar paramparça edilerek öldürülmek istenmiyor mu? Peki, hukuk kan akmıyor mu? Ya kültür? Daha dün Helin Bölek ve İbrahim Gökçek ölüm orucunda can vermedi mi? Yasaklanan konserlerini geri istemek dışında neyi talep ettiler. Ozan Canê sadece TRT 6’da sahne almadı diye zindana mahkûm edilmedi mi? Yasaklanan halk konserleri, kültür sanat, sinema, tiyatro, her gün yasaklanan kitaplar katledilmiyor mu?

Her gün siyasi soykırım harekâtları yapılması bir yana on yıllarını zindanda geçiren hasta tutsaklardan sadece yılın ilk üç ayında 9 kişi, AKP’nin geçmiş 17 yılında da 3 bin 500 kişi cezaevinde yaşamını yitirmedi mi (İHD raporu)? Bugün tek suçları özgürlük için direniş olan 500’ü ağır, 1500 hasta tutsağın yaşamından kim sorumlu. Şimdi bunlara gerçekten yaşamını yitirdi mi diyeceğiz yoksa hasta tutsaklar bir bir öldürülüyor denmesin mi(?) Pandemiyi zindanlarda bir suikast silahı gibi kullanan Adalet Bakanı var denmesin mi(?) Yaşlılar pandemide âdeta suçlu ilan edilerek eve kapatıldı, ölümleri beklendi. Engellilerin hayatı zindan içinde zindan oldu. Ekonomik kriz her gün intihar vakalarıyla sabah ediyor. Mermiyle domatesi kıyaslayacak kadar vahşileşti bu iktidar.

Doğa, dağ, taş talan ediliyor. Toplamda 209 bin 386 kilometrekarelik kuzey, 40 bin kilometrekarelik güney, Rojava Kürt coğrafyası için F16 da dâhil, havadan ve karadan bombardıman için tüm tekniği seferber eden iktidarın, ormanları söndürmek için tek bir havadan söndürme uçağının olmaması Kürtleri dağlarıyla ormanlarıyla yak, öldür demek değil mi? Suyu ırkçı emelleri için kullanan iktidarın, 12 bin yıllık Hasankeyf’i 50 yıllık baraja değişmesi bir katliam değil de nedir. Yakma, yıkma, sulara gömme iktidara yetmiyor. Halkların ret ve inkârı, Kürtlerin ve dilinin kurşunlanarak, bıçaklanarak öldürülmesi, sınırda kurşuna dizilmesi, köpekli saldırılarla parçalanması, tehdit gözaltı, zindan, ölüleri öldürme, mezarlıkları savaş meydanına dönüştürme, yakma... dünya dünya olalı böyle zulüm görmedi.

Bu ülkede çocuklara yönelik şiddet yüzde bine yükselmiş bir kıyım var. Tecavüz edenle evlendirme, çocukken çocuk doğurmanın dayatılması, yurtların, okulların, Kuran kurs yerlerinin çocuk taciz ve tecavüz merkezlerine dönüştürmesi ölümden beter kıyımdır, kıyım.

Her gün kadın bedeni boğarak, betonlayarak, bıçaklarla, silahlarla, paramparça edilirken İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekmenin kadın kırımına bin kat imza atmak olduğunu bile bile Kürt olunca JÖH, PÖH, bekçilerin cinsel saldırılarıyla Kürt kadın kırımını üç katına çıkaran bir iktidar yani AKP-MHP var. Her yanı kanıyorsa memleketin varın siz koyun adını bu iktidarın. Bu iktidar enkazdır; hadi kadınlar, Kürtler, halklar, inançlar, birlik olmayınca bu enkazın altından kim sağ çıkabilir...

 

 

 

Ayşe Gökkan

Ayşe Gökkan


Etiketler : ayşe gökkan,