‘Veriler şeffaf biçimde paylaşılmıyor’

08 May 2021

Fransa Bilimler Akademisi üyesi, virüs bilimci ve mikrobiyoloji uzmanı İstanbul Tabip Odası üyesi Prof. Dr. Selim Badur ile iktidarın aldığı tam kapanma kararı sonrası Türkiye’nin aşı politikasını konuştuk

 

İnan Kızılkaya/İstanbul

Salgın tüm dünyayı esir almışken, turizme gelecek sıcak paraya göre üretimi durdurmadan önlemler alan Türkiye’de iktidar vaka sayılarını düşük gösterirken, aşılamaya da iki ay ara vereceğini açıkladı. Fransa Bilimler Akademisi üyesi, virüs bilimci ve mikrobiyoloji uzmanı İstanbul Tabip Odası üyesi Prof. Dr. Selim Badur ile iktidarın aldığı tam kapanma kararı sonrası Türkiye’nin aşı politikasını konuştuk. 

Son haftada vaka sayılarında hızla düşüş oldu. Bu sayılar gerçek mi yoksa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘tam kapanma kararı’nda açıkladığı turizme yönelik ‘5 bin hedefi’ne uygunluğun sonucu mu?

Doğal olarak bu düşüşün gerçek nedenini bilmek imkansız. Ancak yapılan günlük test sayısı ve saptanan pozitiflik oranlarına baktığımızda, 20 Ocak 2021 tarihinde yüzde 3.8 olan pozitiflik oranı, 10 Mart 2021’de yüzde 10'a, 10 Nisan 2021’de yüzde 17.4'e ve 14 Nisan 2021’de yüzde 20.2’ye ulaşmış idi. 22 Nisan 2021 tarihinden başlayarak pozitiflik oranları düşmeye başladı (20 Nisan 2021’de yüzde 13.5, 4 Mayıs 2021’de yüzde 12). Ancak testlerin hangi gruplara yapıldığını net olarak bilmiyoruz. Sadece hastalık belirtisi olanlar mı bu listede yer alıyor? Ya da farklı gruplar, temaslılar taranıyor ve listeye dahil mi ediliyor? Bu veriler şeffaf biçimde paylaşılmadığından sadece tahminlerde bulunmak mümkün. Bir değerlendirme yapmak mümkün olsa da bilimsel değil.

Sağlık Bakan Fahrettin Koca aşıların 2 ay kadar gecikeceğini söyledi. Vaka sayılarında Hindistan ve Brezilya ile birlikte dünyada ilk 3’te yer alan Türkiye’nin acil aşı ihtiyacı neden karşılanamıyor?

Bu sorunun nedenini bilmek mümkün değil. Ancak varsayımlar üzerinden yorum yapılabilir ki, bu da bilimsel bir yaklaşım olmaz. Bilinen bir gerçek var, o da aşı anlaşmalarının yapılmasında geç kalındığı, zamanında birden fazla üretici ile anlaşmanın yapılmadığı; bu durumda doğal olarak anlaştığınız üreticinin yaşayacağı bir üretim sorunu sizin aşısız kalmanıza neden olabilir. Ancak net bilgilere sahip değiliz ve gerçek nedenleri bilemiyoruz.

Basında Biotech aşısının CEO’su Prof. Uğur Şahin’in aşıyı Türkiye’ye kar etmeden vermek istediği ama iktidarın bunu kabul etmediğine yönelik ifadeler yer aldı. Günlük can kaybının 350’lerde seyrettiğini de düşünürsek bunu nasıl yorumlarsınız?

Basından okunacak bir habere dayanarak yapılacak yorumlar sadece sübjektif görüşleri kapsar; ancak bir bilim insanının üretilen ürünün pazarlamasıyla ilgilenmesi pek akılcı gelmiyor. Geri kalan haberler ne yazık ki dedikodu şeklinde iletilmekte ve yorumlanmakta. Ben ne Sayın Uğur Şahin in böyle bir şey söylediğini ne de sağlık yetkililerinin böyle bir öneriye sıcak bakmadıkları bilgilerinden emin değilim, bilemiyoruz.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Kovid-19 aşılarının geçici de olsa patent muafiyetinde tutulması çağrısı yapmıştı. Buna aşı tekelleri neden direnç gösteriyor?

Bu duruma neden şaşırdığınızı anlamakta zorluk çekiyorum. Birer ticari kuruluş olan üreticiler ellerindeki patent olanaklarını yitirmek istemeyeceklerdir. Bu durum somut olarak AIDS tedavisinde kullanılan anti-retroviral ilaçlar konusunda 2000'li yıllarda yaşandı. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Brezilya ve Hindistan'da üretilen jenerik ilaçları almaya yeltenmesi Dünya Ticaret Örgütünü ayağa kaldırdı. Ancak AIDS konusunda çalışan sivil toplum örgütlerinin direnmesi ile yine de bazı kazanımlar elde edildi. Bugün de Dünya Sağlık Örgütü patent haklarından en azından bir süre için vazgeçilmesini talep etmekte, üreticiler de buna yanaşmamaktadırlar. Bu tür bir yaklaşım farklılığının nasıl sonlanacağını yaşayarak göreceğiz.

Dünyada bu salgının önlenebileceği ya da daha az hasarla atlatılabileceği ama özellikle ilaç sanayinin karı ve iktidarların politik çıkarı için salgının önü alınamadığına dair düşünceler var…

Bu düşüncenin bir temeli olduğunu sanmıyorum. Yıllardır kanser ilaçlarının, kanserin mutlak tedavisinin bulunduğu ama kullanıma sokulmadığı söylense de konu ile ilgili net bir veri ortaya konmadı. Aşı ya da ilaç üreticilerinin ellerinde etkili araçlar bulunmasına karşın bunları devreye sokmadıklarını gösteren bir bulguyu, kanıtı ben bilmiyorum. Salgının bitmesinin önlendiğini düşünmek yerine bu pandeminin neden çıktığını, neden bilim dünyasında bir süre sonra benzer pandemilerin çıkabileceği görüşünün yaygın olduğunu, bu durumun nedenlerini tartışsak daha gerçekçi bir tablo karşımıza çıkacaktır. Yöneticiler ve iş dünyası sadece daha çok kazanmak dürtüsü ile doğanın ve ekolojinin dengelerine bu denli saldırgan yaklaşmasalar, ülkelerin sağlık politikalarında tedavi edici tıp ve özelleştirme politikaları yerine, ağırlıklı olarak koruyucu hekimliğe ve toplumsal tıp yaklaşımlarına öncelik verilmezse benzer sorunlarla artan sıklıkta karşılaşmamız doğal olacaktır.

‘100 milyon doz Sinovac, 90 milyon doz BionTech ve 50 milyon doz da Sputnik aşısı için anlaşma yapıldı. Nüfusumuzun 3 katı kadar doz için anlaşmalar imzalandı’ diyen Bakan Fahrettin Koca’nın açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ekim 2020’den bu güne dek aşıların temini ve uygulanması ile ilgili olarak resmi ağızlardan yapılan açıklamaların genellikle doğru çıkmadığı, en azından sonraki gelişmeler ile örtüşmediği görüldü. Bu nedenle ülke nüfusunun 3 misli miktarda aşı alımı konusunda bir yorum yapmak olanaksız; ancak bu kez söylenenler tam olarak gerçek çıkarsa o zaman da neden nüfusun tamamını 2 kez aşılayacak miktardan fazla aşı alındığı; 3. doz için mi kullanılmasının öngörüldüğü gibi sorular akla gelmektedir. Kısacası söylenenler ve yaşananlar arasındaki uyumsuzluk boyutu arttıkça yorum yapmak, değerlendirmek gittikçe olanaksızlaşıyor.


Etiketler : Koronavirüs Türkiye, koronavirüs,