Zaferden zafere mi? Zirveden zırvaya mı?

22 Oca 2020

Durumu nasıl görüyorsunuz?

Erdoğan diplomatik ve askeri zaferden zafere mi koşuyor?

Yoksa uluslararası hukuka meydan okumasını, Türk devletinin henüz ve hala NATO üyesi olmasına mı borçlu?

Bu soruları kendi kendinize sorun ve durumun ne olduğunu kaşla göz arasında anlayın.

Olayların içinde kaybolmadan soralım:

Erdoğan Rojava’da ABD ile müttefik mi yoksa karşı karşıya mı?

Yanıt gayet basit: Erdoğan YPG-YPJ’yi “terör örgütü” sayıyor, ABD onun “terör örgütü” dedikleriyle “taktik” de olsa askeri bir ittifak içinde bulunuyor. Yani TC, Doğu Suriye’de ABD ile hasım durumunda.
Bu açık. Rusya ile durum ne?

Bu da açık: Türk devleti Suriye hükümetini “terörist” sayıyor. Rusya ise onun “terörist” saydığı Şam rejimine stratejik destek veriyor. Yani TC Suriye’de, İdlib’de Rusya ile hasım durumunda.

Libya’da durum ne?

Bu büsbütün açık. Türk devleti Libya’da “yedi düvelin altı virgül doksan dokuzuyla” hasım, “sıfır virgül birlik” Katar’la müttefik.

Akdeniz’de de durum tastamam böyle…

Arapların yüzde doksan dokuzu, Hıristiyanların yüzde yüzü, Yahudilerin tamamı “İslamcı Türkiye’ye” karşı.
Şimdi düşünelim; Türk devleti NATO üyesi olmasaydı ne hallere gelirdi? Şu hallere gelirdi: bu sayılan “hasımlar”, Türk devletini birkaç hafta içinde yerle bir ederlerdi. NATO üyesi olmayan Irak’a, Suriye’ye, Libya’ya döndürürlerdi. Ekonomisi yıkılırdı. Ordusu felce uğrardı. Suriye birkaç hafta içinde Hatay’ı geri alırdı. Kürtler böyle yerle yeksan edilmiş bir Türkiye’de yaşamaktan birkaç ay içinde vazgeçer, başlarının çaresine bakarlardı. Kuzey Kıbrıs aynı gün Güney’le birleşir AB üyesi olurdu. Erdoğan Kanal İstanbul rüyası göre dursun, boğazlar o anda, denge kimden yana ise, onun askeri denetimine girerdi. Yanmış yıkılmış Türkiye kendini Rus oligarşisinin kollarında bulurdu. Ya da Türk bayrağının “yıldızı”, ABD bayrağında “kayan bir yıldız” olarak “pır pır” ederdi.

Bütün bunlar olmuyorsa, biricik sebep Türkiye’nin hala NATO üyesi, aynı zamanda hala geniş bir ekonomik pazar olmasındandır. O nedenle onlar Türkiye’yi yıkmazlar. Yarın yeniden yuvaya döneceğini bilirler. İşte o nedenle Türkiye’yi yıkıcı yaptırımlar ve askeri müdahalelerle yıkmak yerine, rejimi, onun dayandığı Ergenekoncuları, SADAT’çıları, İslamcıları “diplomasi sopasıyla” tedip etme, eğitme, akıllandırma yolunda yürüyorlar. Ve nitekim Ruslar Erdoğan’ın Şam düşmanlığını Soçi’ydi, Astana’ydı, nice “zirvede” “burada duracaksın” diyerek eğitmekte. ABD, “Rojava topraklarını işgal ettiğin yeter, bir adım daha ilerleme” diyerek hizaye getirmekte.

Ve nihayet en son Berlin zirvesinde “Libya seferini durdur” diyerek noktayı koydular bile.

ABD ile Rusya arasındaki fiili “uzlaşma” ise şu: ABD Rusya’nın Türkiye’yi “kullanmasına” “nasılsa yuvaya dönecek” diyerek göz yumuyor, Rusya da bunu bildiği için, “ne kadar kullanırsam o kadar kar” diyor. Elbette bu “uzlaşmadan” küreseller kazançlı çıkıyor. Halklar ise kaybediyor.

Son bir ihtimal daha var: Eğer Erdoğan “yıkılmamak” için “seçimli, muhalefetli faşizmden”, “seçimsiz, muhalefetsiz faşizme” sıçramaya kalkacak ve Rusya’ya iltihak edecek olursa, yukarıda NATO üyeliğinin önlediği “felaket” Türkiye’nin kapısını çalar. Bu işin sonunda Putin bir bakar ki, kucağında mahvolmuş bir Türkiye, onu alır, Özbekistan, Tacikistan gibi bir şey haline getirir.

Gerçi akla şu gelebilir: Müttefikler Hitler Almanyasını ve Japonya’yı yerle bir ettikten sonra, ABD Truman Doktrini ve Marshall Planı ile bu iki ülkeyi yeniden ihya etti. Neden bizi de yakıp, yıktıktan sonra tıpkı bu iki ülke gibi “küresel bir güç” haline getirmesin?

Aç tavuk kendini yanmış yıkılmış buğday ambarında görüyor.
Hatırlatalım: Savaş sonrasında ABD’nin karşısında muzaffer bir Sovyetler Birliği, devrimini zafere ulaştırmış bir Çin Halk Cumhuriyeti ve sosyalist kampa katılmış bir Doğu Avrupa vardı. Truman Doktrini de, Marshall Planı da bu nedenle uygulamaya kondu.

Şimdi dünya kapitalist bir dünya. Erdoğan rejimi Türkiye’yi uçuruma sürüklediği anda, küresel güçler Türkiye’ye “ne halin varsa gör” derler. Türkiye’yi avuçlarının içine alacakları, zavallı bir Ortadoğu ülkesi haline getirirler.
Sen de Irak, Suriye, Lübnan, Libya halkları gibi, yıkıntılar arasında “Kimseye etmem şikayet/Ağlarım ben halime/Titrerim mücrim gibi/Baktıkça istikbalime” şarkısını detone bir sesle söyler, “Avare mu” diye diye dolanır durursun.

Allah korusun.

Bırak ABD ya da Rusya yollarında zigzag çizmeyi, üçüncü yola koyul da kurtul.

Veysi Sarısözen

Veysi Sarısözen


Etiketler :